- Kategori
- Gündelik Yaşam
Davulun sesi uzaktan da hoş değil!

Üzülerek ifade ediyorum ki bu satırları yazmaktan hicap ettiğim halde yazmayı bir vatandaşlık görevi addederek elimi kalemden kaldıramayışım, isyan ve şikâyetten daha çok günümüz Türkiye’sinde her bireyin hak arayıcı olamamasının getirdiği zorunluluktandır.
İleri görüşlü olamayışımız yıllarca bize eziyet etmiştir ve o etkilerle halen de etmektedir. Çok şükür ki yeni yeni çağdaş düşünce yapısına sahip, ileriyi görebilen, modernizmi yaşayan ve yaşatan ve bütün bunlara ilaveten olmazsa olmaz koşul (bence) inanca bağlılık ögesini vicdanında taşıyan yönetici profilleri görmekteyiz.
Denizli’de yaşayan bir vatandaş olarak bu açıdan şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Yüzyılın altyapı projesi her ne kadar yapılış aşamasında çok büyük sıkıntılar doğuruyorsa da; her ne kadar toz-toprak solumak zorunda kalışımız ile sıcak günlerde çamur banyosuna dönüşen sokak mücadelesi içerisinde boğuşuyorsak da… Sıkıntı çekmeden güzel günlerin görülemeyeceği aşikâr iken, bu sıkıntıya katlanmamız elzemdir, hatta va hatta bir vatandaşlık görevidir (tabi ki duyarlılık ve vicdan muhasebesi yönünden)
Lakin tüm bu olan biten arasında katlanmak istemediğim, vatandaş olarak buna hakkımın da olduğunu düşündüğüm bir sıkıntı var ki söylemeden edemeyeceğim. Mübarek Ramazan içerisindeyiz, Allah kabul etsin inananlar oruçlarını tutuyorlar ve Cenab-ı Rabbül Alemin’in rızkıyla da iftarlarını ederek ibadetlerini ifa etmenin keyfini sürüyorlar ve inanıyoruz ki bundan sonraki yaşamlarında da sürecekler… Bereketiyle gelen Ramazan aile dediğimiz en küçük birimden tutun da en büyük birime kadar geldiğini hissettirmiş, iliklerimizde o coşkuyu an be an yaşatırken ne yazık ki kimi tatsızlıklar heyecanımıza ket vurmakta, coşkumuza set olmaktadır…
Bilindiği üzere Osmanlı’nın çöküş dönemlerinde halkın mevcut devlet durum gerçeklerinden uzaklaştırılabilmesi gayesi ve gerçekleri saklayabilmek amacı ile bir takım bidatler dini uygulamaymış gibi yerleştirilmiştir. Ramazan davulcusu dediğimiz uygulama da bunlardan biridir. Evvela saatin olmadığı dönemlerde halkın yararına olan bu uygulama o dönemlerde fevkalade yararlı olmuşsa da çağımızın gereklerine ve gerçeklerine çok çok uzak kalmış, batıl bir itikat haline dönüşmüştür. Hani nerdeyse davula ve davulcuya kutsallık addedilecek raddesine eriştirilmiş…
Öyle ki bu insanlar fütursuzca davullarına tüm güçleriyle vurarak sokakları inletmekte; hasta-yaşlı-çocuk var mı demeden apartman önlerinde dakikalarca davullarını tam-tamlatmaktadırlar… Ahaliden birisi de çıkıp “kardeşim yeter” diyememektedir. Neden? Çünkü dine karşı gelmiş sayılmaktan, adeta aforoz edilmekten korkmaktadır. Çünkü o hale getirmişiz. Objeleri kutsallaştırmakta üstümüze yoktur ya, bunu da öyle yapmışız. Oysa sorsak o davulcuya besmelenin açılımından bile bihaberdir belki de, yahut İhlas suresi ile anlatılan gerçekten…
Niyetim kimseyi küçümsemek değil, kimseyi hakir görmek de değil. Ama hiçbir insanın benim apartmanımın önünde, sokak ortasında yarım saat boyunca davul zambırdatarak bahşiş beklemeye hakkı yoktur. Vermek isteyen zaten davul tıkırtısını duyunca gider verir. “Vermezseniz çalarım, kafanızı da şişirmeye devam ederim” yollu tehditkâr çalışlara katlanmak zorunda değiliz. Sahurda işe yaradığı kuşkulu olan bu uygulama akşamüzeri tam bir işkence haline dönüşüyor. Hem benim bildiğim bu bahşiş toplama işi AREFE günü yapılır, her ALLAH’ın günü değil…
Kanımca bu davulcular halkın bu yöndeki hassasiyetini ve eksikliğini fevkalade güzel istismar ediyorlar ve yazık ki vatandaşlarımız da duruma seyirci kalmaktan öteye gidemiyorlar… Daracık bir sokakta dakikalarca çalınan davul kafaları kazana çeviriyor, hem de o saatlerde iftara az kalmış, herkes enerjisinin son damlasını da kullanmış durumda iken… Üstelik bir çoğunun maalesef müzik kulağı da yok. Rastgele vuruyorlar davula. Ne ritim var ne de nağme… Hani eskiden de davulcularımız vardı ama onlar şirin amcalardı. Davula iki kere vurup arada mani söylerlerdi. Öyle davulla insanları rahatsız etmezlerdi.
Hiç unutmam. Çocukluğumda davulcu evimizin önüne gelir (sahurda) davula birkaç kez vurduktan sonra içinde babamın isminin geçtiği maniler uydururdu. Babam da çıkar bahşiş verirdi. Davulcu amca bunu istismar edip hergün yapmazdı. Bir iki defa sadece… Diğer günler biraz çalıp giderdi. Yani yüzsüzlük edip dakikalarca evin önünde davula abanmazdı…
Bütün gün iş yerinde kafamız yeteri kadar şişiyor. Davulculuk kutsal ise bir zahmet o kutsiyeti yakıştıranlar da ücretlerini veriversin. Beni akşamüstleri kavuşabildiğim o huzur ikliminden almaya ve çalmaya hakları yok… Ramazan geleneği bu değildir. İbadet bu değildir. Takva bu değildir. Bence…
Murat HACIOĞLU