- Kategori
- İlişkiler
Değer mi?

Günlerden cumartesi, akşam vakti, tatlı bir serinlik var. Canım sonbahar yanı başımda. Arkadaşımla birlikte nerede yiyelim, nerede seyredelim diye geceyi planlıyoruz. O da ben de iş yoğunluğundan plana vakit ayıramayınca, iş çıkışı yolda nereye gitsek derdine düşmüşüz. Ben yana yana mısır istiyorum, Tepe Nautilus’a gidelim önce mısır yiyelim ve kendimizden geçelim diyorum. O abartma, geç kalırız diyor gülerek.
Önce CKM’ye gidelim biletlerimizi alalım, sonra da caddede bir yerlerde yeriz diyor. CKM’ye gidiyoruz. Aşkın Kitabı’na en arka sıradan yer seçiyoruz. Zira arka haricinde bir yere oturunca hangi sinemada olursa olsun, en uzun bacaklılar arkamda oturuyor ve ne hikmetse hepsinin içinde kurt kaynıyor kıpır kıpır. Filmden keyif aldırmıyor bana koca bacaklar. Ama arkada böyle bir sorun yok.
Evet, Aşkın Kitabı’na biletlerimizi aldık diye bilerek, çıkıyoruz dışarı. Sevimli bir yerde nefis lezzetli kaşarlı köfte yiyoruz. Son yudumlarımı üşüyerek yiyorum; dedim ya sonbahar yanı başımda. Az zamanımız olduğu için oyalanmadan CKM’ye gidiyoruz. Salon numaramıza bakıyoruz 3. Fakat salonun önünde Aşkın Tarifi filminin afişi var. “Ee niye bizim filmin afişi yok burada” diyorum. Filmin başlamasına çok az bir zaman var. Birbirimize bakıyoruz, sonra biletlere bakıyoruz. Ve sevgili biletleri veren arkadaşımızın Aşkın Kitabı yerine, yanlışlıkla Aşkın Tarifi filmine bilet verdiğini anlıyoruz.
Koşturarak gişeye gidiyoruz ve durumu izah ediyoruz. Kusura bakmayın diyor ve Aşkın Kitabına yine en arkadan yerimizi alarak koşturarak salona gidiyoruz. Bu kez salon 7 ve doğru yerdeyiz.
Oturuyorum mutlulukla koltuğa. Klimalar bangır bangır açık. Gömülüyorum koltuğa. Sonbahardan haberleri yok diye düşünüyorum.
Film başlıyor. Jane Austen’ın hayatı…
Jane genç, güzel, zeki, kararlı, güçlü, yetenekli ve aşık. Ne güzel özellikler değil mi? Aşk dahil bütün bu özellikler ona şöhret ve para getiriyor. Herkes kitaplarını okuyor. Tanınan bir yazar oluyor Jane. İşte bu sahnede, yani ünlü bir yazar olduğu sahnesinde, yüzünü yakından görüyorum perdede. Nasıl da mutsuz, hüzünlü, acılar var içinde. Eksik çünkü. Şu meşhur sol yan acısı vurgununa maruz kalmış. Ve ne acıdır ki, yılları dolu dolu bu acıyla geçmiş. Ve bu acıyla da genç yaşta ölmüş. Bu sahne filmin sonu zaten. Sonu ve beni sorgulamaya yönelten sebebi. “Eee ne oldu, değdi mi şimdi? Aşık oldu, kısa bi zaman mutlu da oldu; ama pek kısa. Bitti sonra. Adam evlendi. Tamam mecbur kaldı, yok bi sözüm. Jane ne yaptı? Ömrünün sonuna kadar bu adama aşık, tek başına, mutsuz yaşadı.” Elde var 5 kitap. Başka hiç birşey yok. Adam çoluğa çocuğa karışmış. Sağolsun büyük kızının adını da Jane koymuş. Aslında hakkını yemeyeyim o da mutsuz görünüyordu.
Velhasıl diyeceğim şu ki, ikisi de mutsuz yaşadı gitti. Değer miydi? Kesinlikle değmezdi. Hadi aşık oldun ayrıldın, öldün bittin bir süre. Ama yeter yahu. Yüce insan Sezen Aksu’nun dediği gibi çık balkona bağır bağırabildiğin kadar, at zehri dışarı. Ömür geçiyoooooorrrrrrrr. Hem de seni beni hiç takmadan geçiyor. Öyleyse ne yapmak lazım? Varsa eğer bir ihtimal aşık olalım ama vurgun yemeden çıkalım suyun üstüne.
Filme genel olarak bakınca, sığ işlenmiş, hiç derinleşmemiş. Ama “Keşke Aşkın Tarifi’ne gitseydik” demedik. Sevdik yine de…
Esra
Fotoğraf:
http://news.xinhuanet.com/english/2007-07/31/content_6469891.htm