​ Değerini bilmek gerekir aşkın / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Nisan '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Değerini bilmek gerekir aşkın

Değerini bilmek gerekir aşkın
 

Bir kadın vardı. Aşkı, sevgiyi arayan, yalnız... "Düzgün" bir adamla tanışmak, sevip sevileceği, mutlu olabileceği bir ilişki, hatta kadın bu ya, tanrısal, şiirsel bir beraberlik yaşamak istiyordu. Neydi sevilmek?Bir başkasının bakışlarından biricik olduğunu anlamak mı?dudak kıvrımlarını uçarı, adımları hafif kılan...

Hayaller kuruyordu. Ama bir türlü hayallerindeki adama rastlamıyordu hiç bir yerde. Çıkmıyordu karşısına. Neredeydi bu adam? neden saklanıyordu? yoksa hayalden öteye gidemeyecek kadar imkansız mıydı? Yo hayır, mutlaka bir yerlerdeydi, zamanını bekliyordu, çıkacaktı karşısına.

Bir adam vardı. Yalnız, aşkı arar mıydı bilinmez ama yalnızdı. Günü gününe yaşar, uzak planlar yapmazdı. Özgürlüğüne düşkündü. Zannediyordu ki, hayatına bir kadını sokarsa, bir kadını severse artık özgür olamayacak. İkisinin bir arada olabileceğine ihtimal vermiyordu. Ya biri ya öbürü, ikisi birden olmaz. O yüzden günü birlik, kısa vadeli, adına beraberlik bile denemeyecek türden ilişkiler yaşamayı tercih ediyordu. Bu ilişkilerine zamanla arkadaşlık sıfatını yakıştırır olmuştu. Vefalı bir "arkadaş" olduğunu zanneder, zaman zaman sadece kendi istediği zamanlarda bu "arkadaş"larını arar, görüşürdü. Hepsi bu. Zaten sevilecek, uğruna değer verdiği, vazgeçemem sandığı bir çok şeyden vazgeçebileceği ya da en azından ikisini de bir arada yaşayabileceği, yaşatabileceği bir kadının varolduğuna da inanmıyordu. Bunu gerçek kılabilmesi aslında kendi elindeydi. Eğer isterse pekala hem sevip sevileceği, duygusal anlamda da tatmin olabileceği hem de özgür yaşamından çok ta fazla fedakarlık yapmasına gerek kalmayacak bir ilişkisi olabilirdi. Bunu ancak kendi yaratabilirdi. Her şey onun elindeydi. Aslında için için o da böyle bir ilişkinin, ancak hayallerde varolabileceğini düşündüğü kadnın özlemini duyuyordu. Böyle bir kadın varsa ve bir gün karşısına çıkarsa, bilebilir miydi? Tanır mıydı o kadını? Havada uçuşan bir sözcük müdür sevgi? Sezilir mi, tutulur mu, görülür mü? Nasıl bilinir varlığı? Yalnızca yokluğunda mı anlaşılır tadı?

Bu, tanrının ona verdiği en güzel hediyelerinden biri olurdu. Belki de öyle güzel bir hediyeyi istemiyordu. Sadece merak ediyordu var mıydı böyle bir kadın. Yaşanır mıydı böyle bir sevgi?

Ve bir gün ikisi tanıştılar. Birbirlerini ilk gördükleri anda kadın adamı tanıdı, bildi. Evet oydu. Başka bir hayattan gelendi, hayal ettiği, çağırdığıydı. Birbirlerini çağırmışlardı. Adam farkında değildi ama kadın anlamıştı, biliyordu. İçinden coşan duyguları zor zaptediyordu. Yanlış anlaşılmaktan korkuyordu. Tanıştkları akşam susmadılar saatlerce, yeni tanışan insanların ürkekliklerini hissetmediler, sanki yıllardır tanıyorlardı birbirlerini, sohbet hiç tıkanmadı, havadan sudan bahsetmek zorunda kalmadılar. O kadar çok konuşacak şeyleri vardı ki. Vaktin nasıl geçtiğini anlamadılar. Geç olmuştu, ayrılık vakti gelip çatmıştı. Ama ikisi de ayrılmayı hiç istemiyordu, gece hiç bitmesin istiyorlardı. Tekrar görüşmek için sözleştiler. Adam başlarda ilgiliydi. Bir beraberlikte olması gereken birçok şey vardı. Özlüyordu, arayıp soruyordu. Hafta sonu görüşmek istediğini söylüyor, planlar yapıyorlardı. Bir haftasonu yine bir akşam yemeğinde buluşuyorlar, diğer haftasonu adaya gitme planları yapıyorlardı. Böyle birkaç hafta geçti. Herşey güzel gidiyor gibi gözüküyordu. Daha ne olsundu, ikiside hafta içi çalışıyorlar, birbirlerini özlüyorlar, haftasonu da buluşup hasret gideriyorlardı. Kadın tanrıya teşekkür etti hayal ettiklerinin gerçek olduğunu gösterdiği için. Aşkı bulduğuna inanıyordu artık. Adam hala hiçbir şeyin farkında değildi. Aslında anlamıştı, normal olmayan bir şeyler oluyordu. Alıştığından, bildiğinden farklı, özel, akıllı ve güzel, iyi kalpli, sevgi dolu, yumuşacık, melek gibi bir kadın hediye edilmişti ona, anlamıştı evet. Fakat bu hediyeyle ne yapacağını bilemedi. Bu durumda ne yapılır, bir erkek nasıl davranır bilemedi, uğraşamayacaktş, fazla kafa yormaya gerek yoktu ve hediyeyi kaldırıp çöpe attı. Bazı insanların, özellikle bazı erkeklerin aşka kabiliyeti yoktur derler. Belki de aşkın beraberinde getirdiği ufak tefek zorlukları da, büyük mutlulukları da yaşamaya üşeniyordu adam.

Ne düşünmesi gerektiğini, ne anlam vereceğini bilemiyordu kadın. Çok kırılmış, içi parçalanmıştı. Bir süre o da ne yapacağını bilemedi. Gururu, onu yapmak istediği şeylerden alıkoyuyordu. Bir süre sonra sevgisi ağır bastı. Aradı, konuştular. Adam "ben de seni arayacaktım zaten" dedi. Buluştular, yine beraber oldular. Herşeyi unutup yeniden başladılar. Kadın bu defa her şey farklı olacak zannediyordu. Ama değişen bir şey yoktu. Öncelikleri vardı adamın, bencildi, korkuları vardı. Kadını hayatına dahil etmekten, ona bir yer vermekten, onu sevmekten korkuyordu. Adama, tanrının katından o eşsiz hediye tekrar gönderilmişti, kapısına bırakılmıştı. İçeri almış, kutusunu açıp içine bakmış, evirip çevirip tekrar çöpe atmıştı. Aradan yine bir zaman geçtikten sonra tekrar konuştular. Yine buluşup birbirlerini görmeye karar verdiler.Birkaç görüşme sonrası yine aynı şey, yine ayrılık. Bir türlü olmuyordu. Adam bir türlü anlayamıyordu kendisine defalarca şans verildiğini. Bu yüzden de bu şansı kullanamıyordu. Şansa inanmıyordu çünkü. Belki de eşsiz bir hediyeyi, defalarca verilen şansları hakettiğine inanmıyordu. Öyle ya, bunları hakedecek ne yapmıştı. Kapılarını sevgiye kapatmıştı, ne içeriden bir şey veriyor, ne de dışarıdan verileni kabul ediyordu. Nedir sevmemek?Küçük hesaplarla ölçüp biçmek midir karşındakini? Gülümsemekten kaçınmak, okşamanın ince kıyılarına inmemek mi asla?

Her defasında adamın ördüğü duvarlar daha yüksek gelmeye başladı kadına. Her çarptığında, acıyla duvarın dibine düşüyor, yara bere içinde sürünerek sessizce oradan ayrılıyordu. Yaralarını iyileştirmeye ve onu unutmaya çalışıyordu. Ama nafile, olmuyordu, unutamıyordu. Onu seviyordu. Her defasında onu affetti. Kırgınlıklarını söyledi, belli etti ama sonunda yine de affetti. Ayrı kaldıkları süreler boyunca onu sevmekten bir an olsun vazgeçmemişti ki zaten. Sevgisi her şeyin üstündeydi. Ama her şeyin olduğu gibi affetmenin de bir ölçüsü vardı. Bir gün tüm sevgisine rağmen affetmeyecekti. Bunu biliyordu.

Kadının içinde hala, küçük te olsa bir umut vardı, belki son bir umut. Ona sevmeyi öğretebilirdi belki. Uzattığı elini tutması yetecekti.

Çaba harcamadan, birilerinin kendisini sevmesini bekleyenler başarılı olamazlar hiçbir zaman... Ne saz konuştururlar, ne neyi üflerler, ne de şiire varır dilleri...demiş birileri bir gün bir yerlerde.

Önce kendini tanımakla başlar sevgi. Kendini onarmakla başlar.Nedir sevgi? Birlikte bir gülüşül uzatmak, acıyı paylaşıp azaltmak belki de. İnsan olmanın o eksikliğinin güzelliğini sezebilmek karşılıklı. Tamamlayabilmek birbirini...
Sevgiyi, aşkı bulduğun zaman anlayacak yüreğin. Yüreğin yol gösteremiyorsa, artık susmuşsa hayat ta bitmiş demektir. Bundan sonra yaşanacak yıllar, boş, anlamsız, yavan ve insan olmanın ayrıcalığından yoksun yıllardır artık. Çocuklar da büyümüştür , anne baba, aile yoktur , herkes kendi hayatını yaşıyor olacaktır. Yaş ilerledikçe bir hayat arkadaşı, sevgiyi yaşamanın, sevgi ve aşk dolu yıllarda beraber yaşlanmanın, hayatı paylaşmanın tanımsız huzuru lazımdır artık insana.

Sevgiyle yaşayın, Serap

 
Toplam blog
: 21
: 1440
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

1967 doğumluyum. 24 yaşında bir kızım var. Ailem ve dostlarım, vazgeçilmezlerim, olmazsa olmazlar..