Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
684
 

Değişim sürecinde "korkularımız"

Değişim sürecinde "korkularımız"
 

Ekonomik kriz, küresel ısınma, çağın vebası haline gelen stres, teknolojinin gelişmesinin doğaya verdiği doğal zararlar, toplumsal sıkıntılar çağımızın en büyük sorunları haline geldi.

Aslında bu sıkıntıları insan kendi kendine yaratıyor. Toplum yaratıyor. Ortaya korkutucu bir enerji titreşimi yayan düşünce atılıyor. Ve insanlar bundan korkuyor. Ortaya atılan düşünce titreşimi ile bir rezonansa giriliyor ve korkan insan sayısı arttıkça rezonans olayı daha da genişliyor ve ister istemez bir felakete sürükleniyorlar.

Kıyamet korkusu, deprem korkusu, 2012 yılı korkusu, uzaylıların istilası korkusu, Grip korkusu, Ekonomik kriz korkusu, işsizlik korkusu vs.

Bu korkular ortaya atılıyor çünkü sistemin değişmesi istenmiyor. Herkes uykuda kalsın isteniyor. Sıkı sıkı tutunduğu şeyler onu uyutsun, rahatı yerinde olsun isteniyor ve insanlar eski sistem neyse ona sıkı sıkı tutunuyor.

Ama değişim öyle hızla geliyor ki, her bir darbeyi sancılı hissediyoruz. Bundan 5-10 yıl önceye kadar vurdumduymaz davranabiliyorduk. Fakat değişim her canlının kapısını çalmış durumda.


Canlıların temel ihtiyacı nedir?

Barınmak, Beslenmek, Neslin devamı (üremek)...
En çok korkulan şey : Aç kalmak ve  ölüm...


Krizin ana temel noktası bu.
Aç kalmak korkusu. Ve ölüm korkusu.


Kimse aç kalmayacak aslında. Bu dünya tüm insanlara yeter ve dünya ana tüm insanları doyurur.

Oysa, insanlık, aç kalma ve ölüm korkusu yüzünden, ağaçları kesiyor, ormanları yok ediyor, çevreye zarar veriyor, sonucunda da su bitiyor, teknoloji havayı kirletiyor, ekolojik sistem parçalanıyor sonucunda yine bize dönüyor. Ortaya kriz çıkıyor.

Bu değişimde herkes bir panikte.

Acaba aç kalır mıyım?

Acaba elimdeki mal varlığı yok olur mu?

Param biter mi? Paylaşırsam gelirim azalır mı?

Hastalanır mıyım?

Herkes çığrından çıkmış, ben zarar görür müyüm?

Ben iyi olayım da herkes ne hali varsa görsün endişeleri yaşıyoruz.

Peki korkularımız bizi nereye götürüyor. Tabi ki istemediğimiz yerlere... Neden? Çünkü korkularımızın yaydığı titreşimler daha kuvvetli oluyor ve "korktuğum başıma geldi" sözü de tesadüf olmuyor.

Rezonans Kanunu evrendeki canlı cansız bütün varlıkların çevrelerine yaydıkları titreşimler sayesinde birbirleriyle iletişime geçtiğini söyler. Diğer bir ifadeyle bütün varlıkların kendilerine özgü bir titreşimleri vardır. Ve bu titreşimler birbirleriyle iletişime geçer. Titreşimlerin birbirleriyle iletişime geçmeleri için tek bir şart vardır: Benzer olmak… Evet, yanlış duymadınız. “Benzerler birbirini çeker” Daha açık bir ifadeyle söyleyecek olursak; biz bizimle benzer rezonans alanına sahip canlıları, olayları ve nesneleri kendimize çekeriz.

Yani rezonans alanımızda korkular varsa bu korkularımızı bizzat yaşayacağız demektir.

 

Kaynaklar:Rezonans Kanunu ve Değişim kitapları...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 6717
Kayıt tarihi
: 12.11.11
 
 

1981 Söke'de doğdum. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi mezunuyum. Başarılı bir okul hayatından sonra..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster