- Kategori
- Kişisel Gelişim
Demode ama yaşanan gerçek... Hatırlamakta fayda var..

Ye dua et sev filmini seyretmiş miydiniz? Ya da kitabını okumuş olabilirsiniz. Hikaye kişinin gerçekten yaşadıklarını ve hissettiklerini yansıttığı için bence herhangi bir kişisel gelişim öğretisinden çok daha fazla etki yaratıyor.
Bu nedenle, kişisel gelişim kitaplarında da anlatılanın gerçek olduğunu göstermek, örneklendirmek ve kişiyi motive etmek adına yaşanmış hikayelerden sıkça örnekler verilir. Hatta çoğu kişisel gelişim yazarı/uzmanı mutlaka anlattığı öneriyi kendi üzerinde uygular. Önce kendi başarır, mutlu olur sonra paylaşır.
İnsanın varmak istediği en üst nokta olan mutluluktan sonra her zaman paylaşmak gelir..
Kitabın yazarı Elizabeth Gilbert tam da bu yüzden deneyimlerini herkesin su gibi okuduğu “bestseller” kitabında anlatmış.
Aslında standartlara göre her şeyi; evliliği, başarılı olduğu bir işi, güzel bir evi vardır. Ama hikaye sahip oldukları değil olmadıkları üzerinedir… Hikaye, kendine ait her şeyi kaybettiğini hisseden ve sahip oldukları içinde kendini bir türlü bulamayan kişilerle ilgilidir.
İşini, evliliğini, yaşadığı yeri, dostlarını, ailesini geride bırakarak içsel yolculuğuna çıkar. İçsel yolculuğunu bir sene sürecek olan gerçek bir seyahatle besler ve kendine üç yer seçer..İtalya, Hindistan ve Bali adası..
Bir sene “off” almak ve dünyayı bir amaç uğruna hiçbir şey düşünmeden gezebilmek ister..İstanbul’da yaşayan on kişiden beşinin hayali gibi. Beş kişi dememin sebebi kalan beşin sahil kasabasında yaşamayı seçmesinden kaynaklanmaktadır. Ben bu iki durumu İstanbul’da yaşamanın bedeli olarak görüyorum.
Elizabeth, İstanbul’da yaşamıyor ama.. o da öz benliğine yenik düşüyor.. Hayattan zevk almak istiyor.. ve ilk olarak İtalya’ya gidiyor.
İtalya’da ona hiçbir şey yapmamanın mutluluğunu öğretiyorlar ve şöyle diyorlar..”dolce far niente” Bunu pizza ve spaghetti yiyerek, maç seyrederek, içerek ve gezerek öğreniyor. Bu durum, biz Türkler için yeni bir keşif değildir tabiî ki.Bizler eğlenmeyi çok iyi bilen hatta abartan bir milletiz.. Bu konuda bir sıkıntımız yok.. Göğsümüzü gerebiliriz.
İtalya’da geçirdiği sürede bahsedilmesi, hatırlanması gereken iki önemli konu olduğunu düşünüyorum..
Birincisi, harabelerden çağrışım yapan…yıkımın bir lütuf olduğu fikri..
Yıkım..veya dibe vurmak..En dibe vuranların en yükseğe fırladığı gibi yıkım yaşamadan da yeniden inşa etmek mümkün olmuyor..
Yıkım yaşamadan dönüşüm ve gelişim gerçekleştirmek mümkün olmadığı gibi, bizler yıkım yaşamamak uğruna mutsuz olduğumuz hayatlarımızı veya hayatlarımızda mutsuz olduğumuz kısımları devam ettirmenin her türlü yolunu buluyoruz.
Bu noktada unutulmaması gereken; değişmeyen tek şeyin değişim olduğudur ve yıkımın ne yaparsak yapalım kaçınılmaz olacağıdır. Ne olursa olsun devam ettirmenin sonucunda yaşayacağımız şey içsel yıkımdır.. Biz kısaca bu duruma“depresyon” veya yeni adıyla “tükenmişlik sendromu” diyoruz.
Koşulların gerçekten istediğin gibi olması yerine olması gerektiği gibi tutma durumu sonucunda evet koşullar aynı kalıyor ama bizler, insan olduğumuz için, her boyutumuzda çöküntü yaşamaya başlıyoruz. Bedenimizde, zihnimizde , kalbimizde ve ruhumuzda..
Bu dört boyutumuzu dinlemediğimiz ve ihtiyaçlarını karşılamadığımız müddetçe tam anlamıyla “mutlu”veya “4-4lük” olamıyoruz..
İkinci önemli konu ise, şükran günü yemeğinde bir değişiklik yapıyorlar ve hepsi sırayla gerçekten şükretmek istediği şeyleri söylüyor..
Mutlaka hepimizin hayatından sahip olduğu için mutlu olduğu bir şey vardır. Bu bir ayakkabı da olabilir, kardeş, anne, baba da olabilir. Sahip olmadıklarımıza üzülmek yerine sahip olduklarımıza şükretmeyi tercih etmeliyiz.
Aykut Öğüt, Evrenden Torpilim Var kitabında şükretme egzersizi öneriyor.
Ben uzun bir müddet yaptım.. Şöyle oluyor..Her sabah, 10 dakika yeterli…sahip oldukların için şükrediyorsun… mutlaka yüksek sesle.. bu sabah poğaça yediğim için çok mutluyum bile olabilir.. Seni mutlu eden herşeyi sıralıyorsun..Bu sırada vücudunda yaşadığın değişim seni şaşırtıyor.. Kalp atışın hızlanmaya, yüzün gülmeye başlıyor.. Heyecanı yeteri kadar fazla hissettiğin zaman sahip olmak istediklerini sanki sahipmişsin gibi sıralamaya devam ediyorsun..
Bu, maldivlerde bir adam olduğu için şükrediyorum da olabilir. Kalbinizden ne geçiyorsa... Her sabah 10 dakika yüksek sesle şükrederek tabi ki istediklerine sahip olmuyorsun ama bir şekilde hayattan ne istediğini, seni neyin mutlu ettiğini hatırlıyorsun.. denemekte fayda var.. tavsiye ederim..
Elizabeth İtalya’da şükranlarını dile getirdikten sonra Hindistan’a geçiyor.. Yoga kampına.. Burası tabi ki İtalya kadar eğlenceli değil.. Kendiyle ilgili gerçeklerle yüzleştiği ve arındığı bir süreç başlıyor..
Derslere geç kalıyor, sabah uyanamıyor, karşılıksız iyilik yapıyor ve en zoru meditasyon yaparken konsantre olamıyor..
Beş dakika gözlerinizi kapayın ve hiçbirşey düşünmeden durmayı deneyin... zihninize hücum eden düşüncelerle baş edebilmek için kafanızı kollarınızın arasına alıp saklamak istersiniz.. O hücum eden düşüncelere bizler “stres” adını veriyoruz.
Elizabeth meditasyon esnasında odaklanamadığı gibi sadece meditasyon odasını nasıl dekore edeceğiniz düşündüğünden bahsediyor.. ve arkadaşı ona şöyle diyor..
“hayatını kontrol etmek istiyorsan, önce zihnini kontrol etmelisin”
Burada bilmemiz gereken, duyguların düşünceleri, düşüncelerinse davranışları oluşturduğudur. Kendi duygu, düşünce ve davranışlarını kontrol edebilmeyi başarmış bir insan hayatını kendi kontrolü altına almış insandır.. O yüzden temizliğe duygularla başlamak gerekir. Affedilmeyi, affettirilmeyi, özür dilenmesini beklemeyi seçersek bu bir ömür sürebilir.. Önce kendini sonra karşındakini affederek zihnini rahatlatır ve temizliğine başlayabilirsin..
Affetme ve yüzleşme sürecinde kendini kötü hissedebilirsin... büyük ihtimalle hissedeceksin de... ama bil ki bu çok normal ve çok güzel... çünkü değişimin gerçekleştiğinin göstergesi..
Tüm hatalarıyla ve gerçekleriyle yüzleşmiş olan ardından da temizlenmiş ve tüm içsel dengelerini sağlamış olan Elizabeth mutlu bir şekilde Bali’ye gider..
Bali’de aşkı temsil eden Javier Bardem'le yani şimdiki kocası Felipe'yle tanışır.. 6 ay boyunca küllerinden doğurduğu benliği, ve yeniden ayarladığı iç dengesi bir anda sarsılır.. Bu durum ona korkunç bir huzursuzluk verir ve aşk’tan koşarak kaçar.. soluğu gurusu Ketut’un yanında alır.. ve Ketut ona şöyle der..
“Bazen aşk için dengeyi kaybetmek, dengeli bir hayatın parçasıdır” (To lose balance sometimes for love is part of living a balanced life)
Bence aşk karmaşık bir duygudur.. Ama tüm karmaşıklığına rağmen yaşanması gerekir..
Duygularından kaçmayı seçtiğin anda hayatının kontrolünü de en başta bırakıyorsun demektir..