- Kategori
- Siyaset
Demokratik Toplum Kongresinde alınan kararlar ve Kürt halkı

KÜRT HALKININ TEMSİLCİSİNE BAK!
Bir ülke düşünün ki; yedi düvele kurtuluş mücadelesi vermiş, bu zamana kadar esareti hiç kabul etmemiş, sıkıştığı an, mutlaka bir kurtuluş yolu bulmuş…
En son kurtuluşumuzu hepimiz çok iyi biliriz. Kurtuluş savaşı sırasında düşmanla işbirliği yaparak, fakir halkı işbirlikçileri ile arkadan vurmaya kalkanlar, bu gün kendilerini çok güçlü görüp, ülkeyi idare ettiklerini sanıyorlar.
Yurdun dört bir yanında ve ülke dışından bölücülük sesleri yükseliyor. Bu sesler öylesine yüksek çıkmaya başladı ki! Nerdeyse kulakları sağır edecek kadar da tiz…
Bin bir zorlukla kurtarılıp kurulan bu ülkede sosyal bir etkinlik olarak, insan öldürmenin yıldönümünü festival olarak kutlamak, hem de kendi insanını öldürmenin yıl dönümünü!.. İnanılır gibi değil! PKK’nın ilk baskını nerde yapıldı? Açılan ilk ateşin, yapılan ilk kanlı saldırının kutlaması, festivali olur mu? Sakın demeyin. Olur, oluyor! Hem de kardeşlik, demokrasi ve barış söylemleri ile!
Evet, iki senedir Eruh’ta “Çırav Doğa ve Kültür Festivali” adı altında kutlamalar yapılıyor. Ve özellikle PKK’nın 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’ye düzenlediği ilk saldırıyla aynı tarihlere denk getirilerek, bir yerlere mesaj verilmeye çalışılıyor.
Sosyal bir etkinlik olan festivalin arkasına sığınanlar, ölenlerin kimliklerine ve yaşam haklarına saygı göstermeyi bile akıl edemiyorlar. Oysa bu festivalin; ne doğayla ne kültürle hiçbir ilgisi yok. Herkesin anlayacağı üzere tamamen PKK gösterisi şeklinde geçiyor.
Sosyal etkinlik ya, 1984’teki ilk saldırının başladığı Çırav dağında ateşler yakılıyor... Yüzleri kapalı PKK militanları Eruh’un içinde, tıpkı askerlerin 30 Ağustos Zafer Bayramında yaptıkları gibi resmigeçit yapıyor, kürsüden PKK’yı öven sloganlar atılıyor, ülkeyi bölme nutukları birbirini takip ediyor.
Böylesine bir sosyal(!) etkinlik düzenlenirken devlet ne mi yapıyor? Hiç, paşaları içeri atmakla meşgul! Ülkeyi bölme çalışmalarını tıpkı maç izler gibi izliyor.
Oysa bu ülkede; işçilerin, öğretmenlerin, bilumum sivil toplum örgütlerinin en demokratik eylemleri bile şiddetle bastırılırken devlet hemen tüm heybeti ile ortaya çıkıyor. Oysa Eruh’ta, Habur’da, Diyarbakır’da devleti ara ki bulasın.
Diyarbakır demişken, son günlerde başkent muamelesi yapılan bu şehirdeki bir etkinliği ve alınan kararları sizlerle paylaşıp, üstüne yorum yapmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi bu şehir BDP’nin üssü! Bu şehirde yapılan Demokratik Toplum Kongresi sonrasında Eşbaşkan Ahmet Türk tarafından yapılan açıklamada:
* Öcalan çözüm sürecinde rol oynasın
* Yeni bir demokratik anayasa hazırlansın
* Kürt tutuklular serbest bırakılsın
* Yüzde 10 seçim barajı kaldırılsın
* Terörle mücadele yasası değişsin
Bu masum(!) isteklerde, bölge halkının umutsuzluğuna bir çare var mı? İşsizliğe, açlığa, yoksulluğa, Feodal düzene, gelir dağılımındaki adaletsizliğe, ekmeğe, aşa, yaşam koşullarının iyileştirmesine yönelik bir istek var mı?
Olamaz! Çünkü bu kararı alanlar, kendilerini Kürt halkını yönetecek elit kişiler olarak görüyor. Bunların her biri oradaki feodal yapının mihenk taşları! Oradaki kurulu düzenden beslenen kişiler. Bu zamana kadar Kürt halkının lehine ne istemişler? Veya sözde temsil ettikleri Kürt halkı için ne yapmışlar. Halkı korkutup, halkı kendi oyuncakları olarak görmekten biran önce vazgeçip, halkın yararına olacak söylemleri geliştirmeleri, halkın refah seviyesini, arttırıp, işsizliği azaltıcı, üretimi arttırıcı önlemleri talep etmeleri en doğru olanı değil mi?