- Kategori
- Siyaset
Denetimsiz güç, güç değildir!
Topluluklar, toplumlar ve uluslar sürekli gelişme içerisindedirler. İnsan toplumları da adeta biyolojik varlıklar gibi sürekli bir değişim, dönüşüm ve gelişim sürecini izlerler. İnsanların nasıl ki bir çocukluk, gençlik ve olgunluk dönemleri olur, insanların oluşturduğu toplumlar da sürekli bir gelişim ve dönüşüm süreci içerisinde bulunurlar. Bu gelişme ve dönüşme süreci toplumlarda yönetim açısından da olur.
Tarih boyunca yönetim biçimleri sürekli değişim içerisinde bulunmuştur. Krallık, imparatorluk, monarşiler, meşruti monarşiler, tek partili demokrasiler ve sonunda insanlık çoğulcu demokrasi yönetimlerine kavuşmuştur. Yönetim biçimleri kendiliğinden değişmezler. Toplumların entellektüel düzeyi yükseldikçe toplumda yeni düşünce yapıları ortaya çıkar. Bunlar toplumda tartışılır ve halk bu düşünşeleri benimserse yönetimde bulunan yetkin ve yetkili insanlar bu yeni düşünce yapılarına isteyerek veya istemeyerek uymak zorunda kalırlar.
Bu değişimler tarih boyunca sürekli olmuştur. Toplumdaki sorunlar insanlar içerisinde huzursuzluk ve memnuniyetsizlik ortaya çıkarır. Toplumları ve yöneticilerini arayış içerisine sokar. Değişim ve dönüşüm adeta bir doğum olayı gibidir. Yeni düşünceler ve kanatler toplumu adeta hamile bir kadını kıvır kıvır kıvrandırdığı ibi rahatsız eder. Hiç bir doğum ağrısız ve sancısız olmaz. Toplumlardaki bireyler de yanlış giden birşeylerin etkisiyle adeta yeni düşünce ve kanaatler ortaya koyarlar ve sorunlara çözümler bulmaya çalışırlar. Yeni düşünce ve kanaat önderlerinin de ortaya koyduğu değişik yöntemler her zaman tepedeki yöneticilerin rahatını ve huzurunu kaçırır. Onları günlerce uykusuz bırakır. Ayaklarının altından zeminin kaydığını gördükçe paniğe kapılırlar.
Cumhuriyet ve demokrasiler de gün geçtikçe değişmekte, dönüşmekte ve evrilmektedir. Çağımızda artık insanlığa tek partili demokrasiler de yetersiz kalmaya başladı. İnsanlar demokrasi adı altında bir avuç azınlık ve toplum katmanları tarafından yönetildiklerini farkettiler. Çoğulcu demokrasilere geçmeye başladık. Yasama-yürütme-yargıdan oluşan kuvvetler ayrılığı ortaya çıktı. Kuvvetlerin yetki alanları ve sınırları vardır. Modern demokrasilerde son yetki, mutlak yetki seçilmişlerin elinde bulunur. Atanmışlar memurdur seçilmişler amirdir gerçek demokrasilerde. Ama körpe demokrasilerde gerçekler böyle olmadı sık sık atanmışlar seçilmişleri yönetmeye kalkıştılar. Kuvvetler ayrılığı kuvvetler ayrıcalığına dönüşmeye başladı. Kimi kuvvetler tek başlarına demokrasinin koruma ve kollama görevini üzerlerine aldılar. Kurucu güç biziz dediler.
Güç ve kuvvet bazı ayrıcalıklı kesimlere her şeyi yapabileceği his ve duygusunu verir. Zorba güç karşısında zayıfların, halkın, silahsızların ellerinden çok bir şey gelmez. Bu yüzden güç ve kuvvetlerin sınırlandırılması için önce yasallık, sonra halkın yetkisinin göz önünde bulundurulduğu, önemsendiği ''Halk Yönetimleri'' kurulmuştur. Çoğunluğa karşı azınlığın ezilmesini engelleyen, temel hak ve özgürlüklerin güvencesini veren çoğulcu demokrasiler ortaya çıkmıştır geçen yüzyılda. Demokrasinin evrimi, gelişmesi; bireyi, kitleleri, silahsızları; güçlüler, silahlılar, ordular, zora dayanan yönetimler karşısında koruma yönüne girmiştir. Denetimsiz güç, güç değildir. Denetimsiz güç her an zorbalığa dönüşmeye hazırdır. Nasıl bir arabanın motoru varsa, depriyaz ve fireni de vardır. Arabanın yalnızca gaz pedalı olmaz. Sürekli gaza basamazsınız. Arabanın sürücüsü gerektiği yerde gaz, gerektiği yerde depriyaj ve firen pedallarını kullanır. Fireni boşalan bir kamyon adeta tarfik canavarı olur yollarda. Onun için Kamyonun motoru depriyajsız, firensiz ama sürücüsüz hiç mi hiç olamaz.
Kuvvetler ayrılığı sisteminde tam olarak biri birinden ayırmak çok zordur ve olanağı da yoktur. Hep iç içedirler bu güç ve kuvvetler ama, demokrasilerde temel ve vazgeçilemez olan ulusun iradesidir. Ulusal parlamentolar sembolik olarak ulusu temsil ederler. Bütün güç ve kuvvetleri parlemento ulus adına denetler. Atatürk’ün “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözünün muhatabı TBMM’dir. Yargı ve silahlı kuvvetler kendinden ortaya çıkan ayrıcalıklı bir yetki bulup parlementoya rağmen ulusu yönetemezler. Bu ülke artık bu çağda silahların ve cübbelerin gölgesinde yönetilemez. Artık entellektüel düzeyi yükselmiş halk, yığın ve kitle olmaktan çıkmıştır. Militarizm ve juristokrasi yönetimlerini halk benimsemez ve yaşamalarına izin vermezler.
Darbeler yapan, ulusu bir hizaya sokan ve bunları yapabilmek için eylem planları hazırlayan, hükümetler yıkıp hükümetler kuran, başbakanlara beyaz kefenler giydirip ipe götüren, bağımsız olması gereken yargıyı denetim altına alan, her türlü gizli emelleri için özel kuvvetlere sahip olan, hukuku, politikayı, ulusu yönlendiren bir güç kesinlikle kendisini sınırlandıracak ve durduracak düzenlemeler istemez. Ama, darbe kokularını temizleyip korkularını atmak istiyorsak bu gücü sınırlandırmamız ve dengelememiz gerekiyor. Bütün çağdaş batı toplumlarında olduğu gibi devlet aracının fren ve direksiyonuna geçecek parlementoya bu yönetim ve denetim yetkisini vermek gerek. Kontrolsüz ve denetimsiz güç, güç değildir. Atanmışlar her zaman seçilmişlere boyun eğmek be bağlılıklarını açıklamak zorundadırlar gerçek çoğulcu demokrasilerde.
Artık 21. Yüzyılda bir avuç azınlıkların yönetimde olduğu oligarşik, militarist ve juristokratik yönetimlerle yönetilmiyoruz. Yönetimimiz kırallık veya askeri dikta değildir. Demokrasilerde herkes hukuk önünde eşittir ve herkes görevleriyle ilgili hesap verir. Suç işlediğinde de ben ayrıcalıklıyım, ben paşayım deyip hakim önüne çıkmamazlık edemez gerçek demokrasilerde. ‘’Gerçek Demokrasilerde’’ bir er ile bir paşa insan olarak hukuk önünde eşittir. Ben paşayım, mahkemeler de ne oluyor diyemez.
Siyasiler seçilmişlerdir, asıl ulusa karşı sorumlular onlardır. Generaller ise atanmışlardır. Onlara görev verilir, onlar da görevlerini yaparlar. Gerçek demokrasilerde hiç bir zaman askerler yönetici değillerdir. Görev tanımlamalarında hangi görev ve sorumlulukları varsa onları yaparlar. Hiç bir zaman siyasilerin yerine geçip ulusu yöneltmeye kalkışmazlar. Hele hele postallarını çekip, tankları sokağa döküp ulusun seçtiklerini ipe çekemezler. Gerçek demokrasilerde siyasiler beğenmedikleri genarallerin yaş kararlarında emekliliklerini isteyebilirler. Demokrasi budur. Gerçek demokrasilerde hiç bir zaman atanmışlar seçilmişleri yönetemezler.
Ordunun sorgulanmazlığı ve denetimsizliği onu yıpratır ve köhneleştirir; dinamik ve kendini çağdaş düşünceler ışığında yenileyemez. Teamüller yasaların üstünde olamaz. Hukuk devletinde yasalar konuşur, teamüller değil. Bu güne kadar palet gıcırtılarından ve silah şakırtılarından sinip seslerini çıkaramadılarsa, bu gün de öyle olacak değildir. Kefen gibi beyaz gömleğini giymiş , Ali Menderes örneğinde olduğu gibi koca yürekli seçilmişler ve sivilleşmenin ve demokratikleşmenin bilincine erişmiş bir kitle karşısında silahlarına dayanan bir güç ne kadar zorlayabilir ki? Yeltsin gibi tankların üstüne çıkıp çiçek dağıtacak Hasan Celal’ler gibi sivilleri üretir bu toplum. Artık silah zoruyla sivillerin sesinin kısıldığı dönemler çok gerilerde kalmıştır. Kefen gibi beyaz gömleğini giyen yürekli yiğit seçilmişlerimizle demokrasi coşacak ve zirveye ulaşacaktır.
Şehitlik gibi yüce bir kavramın arkasına sığınıp hiç bir otorite ve yetkili yaptıkları hata ve gerçekten varsa ihanetlerini ört bas edemezler. Hiç bir kimse, hiç bir paşa Ordunun şerefli adının arkasına sığınıp hesap vermemezlik zırhına bürünemez. Eğer gerçekten HERONlar terörisleri tesbit ettiği halde önlem almadıysa, gerçek demokrasilerde siviller bu paşaların yakasına sarılıp olan bitenlerin hesabını sorar. İnsan denen şey, bir eşya gibi keyfi ve hoyratça kullanılacak bir malzeme değildir. Eğitim zayiatı ve çatışmada şehit oldu deyip sorumluluklarınızdan kaçamazsınız. Eğer burada bir hatanız varsa adil mahkemeler önünde sivil veya askerler hesabını vermelisiniz. Gerçek demokrasilerde hukukun üstünlüğü budur. Biz artık güçlülerin üstünlüğünü değil, hukukun üstünlüğünü istiyoruz. Denetimsiz güç, felakettir.
Askerler gerçek domokratik bir ülkede asker olmayı içseleştirmeli ve sivillerin kararkarını içlerine sindirebilmelidirler. Artık Ali Menderes dönemleri çoook gerilerde kalmıştır. Bir Apo’yu bile asamıyorsunuz. Başbakanı hiç asamazsınız! Bunu yapmaya kalkanlar, hangi yüzle çağdaş ve demokratik dünyaya utanmadan bakabilecektir?
Sivillerin kararlarını içselleştirin ve sivil yönetime boyun eğin gerçek demokratik yönetimlerde olduğu gibi... Denetimsiz güç felaket getirir!!!...