​ Denge / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ağustos '16

 
Kategori
Eğitim
 

Denge

Okullar açılırken

Yıllar önce internetteki bir paylaşımda izlemiştim. Adam çocuğun kulağına yapışmış söyleniyor:

-Ulan şu darbukayı adam gibi çalacaksan çal, yoksa seni okula gönderir sürüm sürüm süründürürüm…

Adam roman. Sorunu oğlunun ufkunu genişletmek, yeteneklerini ve dünyayı tanımasına ve olumlu bir kimlik geliştirmesine yardımcı olmak değil.

Adamın sorunu ekmek!

Adam olasılıkla, hızlı nüfus artışına karşın üretimin yeterince artmadığını, gelir dağılımındaki adaletsizliğin boyutlandığını, alın terimizin karşılığıyla kaynaklarımızın yabancılara aktarıldığını… aklına bile getirmiyor. Sofrasındaki ekmeğin sürekli küçülmesinden; ya bir türlü akıl erdiremediği enflasyon canavarını sorumlu tutuyor; ya da kendini kaderci bir yaklaşımın kolaycılığına bırakıp aşağıdakilere bakarak haline şükrediyor.

Ama oğlunun ekmeği konusunda öngördüğü çözüm, yaşamın gerçeğinin ta kendisi.

O, çocuğunu okul ile dershane ve özel öğretmen arasında yarış atı gibi koşturan bir baba değil. “Yediği önünde, yemediği arkasında, daha ben ne yapayım” diyerek vicdanını rahatlatmaya çalışan babalardan da değil. “Saldım çayıra, mevlam kayıra” da demiyor.

Sınıf bilinci olduğunu da sanmıyorum ama kendiliğinden olayın ayırdında. Yarın yurt kalkınmasında görev alacak (!) çocuğunun eğitimini başkalarına emanet etmiyor; kendisi üstleniyor.

Peki ama sorununun kaynağını nerede arayalım?

Bir türlü yerine oturmayan eğitim sistemimizde mi?

Çağın gerisine sürüklenen öğretim programlarında mı?

Ulusal bir öğretmen yetiştirme programımızın olmayışında mı?

Bütçeden eğitime yeterince pay ayrılmayışında mı?

Kuşku yok ki hepsinin payı var. Var ama bunlar bilinen sorunlardır. Bizim değinmek istediğimiz, 80’li yıllarda tanıştığımız köşe dönme felsefesine koşut olarak öğrencide hızla gelişen isteksizlik sorunu. 

Eğitimciler bilirler ki, öğrenmenin temel koşulu, öğrenecek olanın öğrenmeye istekli olmasıdır. Öğrencilere “neden çalışmadıkları” sorulduğunda, alınan yanıt aşağı yukarı değişmiyor: “Okuyup da ne olacak?”

Demek ki çocuklarımız, okumanın yaşamlarında olumlu bir değişiklik sağlayabileceğine inanmıyorlar.

Bu yargıdaki gerçek payını yadsımak olanaksız.

Gençler, istek ve yeteneklerine uygun bir yükseköğrenim programına kayıt hakkı kazanabilecekler mi? 

Kayıt yaptırdıkları yükseköğrenim programını bitirebilecekler mi? 

Bitirebilirlerse bir iş bulabilecekler mi?

Bu soruların hepsine birden olumlu yanıt vermek öylesine zor ki “okuyup da ne olacak” diyen öğrenciye madalyonun öbür yüzünü göstermekte zorlanıyorsunuz. Çünkü günümüzde kitaplığı geniş olan değil; cüzdanı geniş olan saygı görüyor. Öğrencilerimiz, dürüstlük, erdemlilik, özveri, doğru sözlülük ve benzeri evrensel değerlerin yaşamdaki karşılıklarıyla yeterince karşılaşmıyorlar.

Doğrusu ya evrensel değerleri savunmada biz eğitimciler de zorlanıyoruz. Çünkü “emeğin en yüce değer olduğu” savı, çoğu kez yaşamın pratiği ile çelişiyor.

Dürüst, çalışkan ve özverili olan değil; kurnaz, sahtekâr ve yalancı olan yaşam koşullarını iyileştirebiliyor. 

Yozlaşma ve çürümenin ulaşmadığı yer kalmadı. Köşe dönme histerilerinin bütün değer yargılarını yıkarak başat amaç haline getirildiği bir toplumda eğitim yoluyla çocuklarımızın evrensel değerlere sahip çıkmalarını sağlama düşüncesini hangi temele oturtacaksınız?

Çocuklarımız bizim aynamızdır. Duyduklarına değil, gördüklerine inanacaklardır.

Bizler ne zaman bireyleşip, onurlu ve erdemli birer yurttaş olarak toplumsal yaşamda belirleyici olabilirsek; çocuklarımızın geleceğine de o zaman umutla bakabiliriz. 

 
Toplam blog
: 54
: 55
Kayıt tarihi
: 18.06.16
 
 

Kaya Çetin, 1944 yılında Refahiye'de doğdu. İlk ve ortaokulu memleketinde, liseyi Sivas'ta okuduk..