- Kategori
- Anılar
Denizde 24 Saat

Bugün babamla balığa çıkacağız yine... Ben önden önden gidip sandalı hazırlıyorum... Benim için sevinçli bir gün... İstavrit tutacağız ama sevincim bundan değil! İstavrit tuta tuta bıkmışız, öyle çok var o zamanlar. Günde iki teneke doldurup sahilde satıyorum, kalanıda eve götürüyorum. Bıkmışız balık yemekten! Sade biz değil komşular dahi bıkmışlardı. Her gün tenekeyle eve giden balıktan, yakın komşularda nasibini alıyordu çünkü. Dağıtıyorduk mahalleye "yesin milleettt" hesabı.
Benim sevincim bugünkü deniz ve av programı... İstavriti yem olarak tutacağız... Asıl av gece lüfer olacak. Üstelik bu kadar da değil! Organizasyonda gece sabahlayarak vonos tutmakta var. Vonos uskumru ailesinden bir model... Onun gibi çizgili fakat boyu daha ufak.
Babamla birlikte gece avına yetecek istavriti fazlasıyla yakaladık. Öğlen babam eve döndü, ben sandaldayım, yüzüyorum. Şu deniz havasındanmı yoksa yüzerken harcanan enerjidenmi, nedense insanın karnını müthiş acıktırıyor. Artık hava kararmak üzere ve benim midede zilden öte caz orkestrası konser veriyor. Neyse kıyıdan ıslık sesi geldi... Babam atıştıracak birşeyler getirmiştir mutlaka... Hızla çekiyorum kürekleri kıyıya doğru, yalvaran midemin aşkıyla... İşte babamda görünüyor... Yanında komşularımız Necati ve Cemal amcalar var. Bilimum erzakları ve lüx lambalarını yüklenip gelmişler. Yanaşıp alıyorum sandala ve tekrar açılıyoruz.
Hava karardı, lüxler yandı... Artık yavaş yavaş başlayalım diyerek oltalar çıkartıldı... Yemler takıldı ve üç kişi olta attılar. Ben kürekteyim, işim sandala hakim olup oltaları birbirine karıştırmamak. Birde yem tahtasına yem kesip hazırlıyorum. Lüfer var, yok değil ama pek neşeli gelmiyor, genelde boş bekliyorlar. Can sıkıntısından seyirtme (kuyrukaltı) usulü istavrit yakalıyorum. Gece lüx ışığı yandımı istavrit su yüzüne çıkar, ışığa gelir... Bir küçük sopaya bir metre misina va misinanın ucunada sadece bir iğne bağlarsınız... Elinizde mevcut bulunan istavritlerin kuyruk altından kesilip alınmış, küçük bir solucan görünümündeki yemi o iğneye takarsınız ve su yüzeyinde, görerek istavrit tutarsınız. Özellikle lüfer bol olup yeminiz tükenmek üzereyse bu yöntem ilaç olur.
Bir süre böyle oyalanıp, tek tük gelen lüferleride gördükten sonra ben uyuyakalmışım. Gözümü açtığımda hava aydınlanmaya başlamıştı. Ben uyuyunca babam ve amcalarım ceketlerini üzerime atmışlar. Üzerimdeki sıcacık ceketlerden sıyrılıp kalktığımda sabah ayazıyla gözlerim açıldı. Baktım ki parti başlamışta ben seyirci statüsünde bile değilim henüz. Programın son virajına girilmiş, son düzlüğe de girilmeden dahil olmalıydım. Üç kişi birden atıp çekiyorlardı. Yirmi iğneli oltalar tam dolu geliyordu hepsine. Livarı açıp baktım, görüntü muhteşem! Canlı vonoslar cümbüşü adeta. Bir çiftlikte koşuşturan zebra sürüsü gibi livarın içerisi. Vonoslar o çizgili görüntüleriyle, ahenkle horon tepiyorlardı.
Üç kişi birden çekiyorlar, toplamaya yetişmekte zorlanıyordum. Bilhassa acele ediyoruz... Az sonra güneş merhaba dedimi vonosta bay bay diyecek çünkü. Yarım saat sonra güneşin doğuşuyla birlikte balık "tamam benden bu kadar" diyor. Artık gelmez oluyor vonos... Zaten bizde livarı fulledik artık. Rahat 25 kilo vardır deryanın bize sundukları... Tabi lüferler bu hesabın içerisinde değil. Bir kez daha teşekkürler denize...
Belki o canlı gördüğüm balıkların akrabalarını şimdi bir balıkçıda bulabilirim, ama bu anıları aslaa...