- Kategori
- Anılar
"O an" ile ilgili (bölüm 2)

El feneri yardımıyla yerimizi bulmaya çalışıyoruz, her yer karanlık. Gitmek istediğimiz yere ulaşırken önümüze çeşitli engeller çıksa da, yılmadan yorulmadan hedefe yol alıyoruz. Oh be! Sonunda ulaştık...
Ben F-16'da, arkadaşım ise F-17'da oturacak. Oturduğumuz yerin karşısında, hayatımı renklendiren beyaz bir bez üzerinde projeksiyondan yansıyan renklerin cümbüşü...
Burası sinema...
Yakın zamanda tekrar gelmemizi sağlayacak fragmanları izledikten sonra, sevgili arkadaşım Harun Deniz Beyefendi'nin dediği gibi yaklaşık 2 saatliğine gerçek dünyadan kopup, farklı bir dünyanın kapısını aralıyoruz.
Sanki salonda sadece ben ve karşımda beyaz perde varmış gibi kaptırıyorum kendimi filme. Filmde ne yok ki; herşey var. Aşk, ihanet, aksiyon, gerilim...
Kendimi öyle kaptırıyorum ki filme, bütün dertlerden uzaklaşıyor, üzüntülerimi unutuyor sevinçlerime sevinç katıyorum. Sanki bulutların üstünde uçuyorum.
Filmin bir sahnesinde hiç beklenmedik şekilde, baştan beri arkadaş görünümlü biri arkadaşına ihanet ediyor ve "o"an" işte o zaman başlıyor.
"O an"dan itibaren biz gerçek dünyaya dönüyoruz. Bizi hayallerden uzaklaştıran yoksa uyandıran mı desem.
Daha ilk defa sinemaya film izlemeye gelen bir sinema izleyicisi kendini öyle kaptırmış ki, bu ihanet karşısında ayağa kalkıp, duygularını saklamayarak bir bakıma sinemada olduğunu unutup ses tonunu oldukça yükselterek ;
- Arkadaş arkadaşa bunu yapar mı? Yazıklar olsun sana. Kalıbından utan....deyiverdi.
"O an" sinemada bir alkış tufanı koptu bir de kahkaha. Tabiki film de...