- Kategori
- Siyaset
Denklemler

İş birliğinden, çatışmaya doğru!..
Birleşmiş Milletler' in "Mavi Marmara Baskını" için hazırladığı raporun belli olması ve İsrail' in Türkiye' den özür dilemeyeceğini açıklamasının ardından hükümetin İsrail' e "yaptırımlar(?)" uygulama kararı almasıyla Türkiye her daim fokurdayan "Orta Doğu Cadı Kazanı" nın tam ortasına balıklama dalmış oldu. Bu dalışın ön ısınmalarını "One Minute" krizinde, "Arap Baharı"nın ilk "şok dalgalarında" Mısır, Yemen, Libya ve Suriye' deki diktatörlüklere karşı önce şaşkın "nasihatlarda" sonra da "sert çıkışlarda" görmüştük. Şimdi tam bir "Ya Allah, Bismillah..." vaziyetiyle hükümetimiz yaptırımları açıklamak suretiyle açılışı yapmış bulunuyor. Hayırlara vesile olur inşallah!..
Yarım asırdan daha uzun bir süre Kıbrıs sorunu başına dert olmuş, bu yüzden savaşa girmiş, otuz yıldır PKK belasıyla boğuşan, nerdeyse yüzyıldır "soykırımcı" damgası yememek için Ermeni "taarruzlarıyla" cebelleşen, yine en az elli küsur yıldır Ege' deki egemenlik anlaşmazlığı yüzünden Yunanistan' la defalarca çatışmanın eşiğinden dönmüş bir ülkenin, bunlar az geliyormuş gibi bir asırdır çözülememiş belki daha bir asır daha çözülemeyecek kadar "kangren olmuş" İsrail-Filistin-Arap kavgasının içine doğrudan atlamasının "hayırlara vesile olacak" bir yanı var mıdır acaba?..
Ben bir mühendis yaklaşımıyla "dış politika mühendisliğini", sonuçları ülke çıkarlarının elde edildiği "denklemleri" kurmak olarak yorumluyorum. Eğer devlet adamları dış ilişkilerde atacakları adımları biz mühendisler gibi mantıklı denklemler kurup önceden hesaplamaya çalışsalardı herhalde sonucu, karmaşa, çatışma ve savaş çıkan denklemlerden uzak kalmaya ve başka denklemler kurmaya çalışırlardı. Belki de denklemin sonucunun çatışma ve savaş olduğunu gördüğü halde sonuçta karlı çıkacak olanın hep kendisi olacağını sanan bir sürü lider olduğu için bugün dünya bu halde!..
Türkiye önceden devam eden bütün sorunlarının yanında, "Orta Doğu Kazanı"na baş rollerden birini kapmak uğruna daldı... Bundan böyle bölgedeki denklemlerde artık önemli bir aktör olarak yer alacak. Füze Kalkanı Projesi, Kıbrıslı Rumların Akdeniz' de doğal gaz arama girişimi gibi son gelişmeleri de dikkate alarak "Acaba ben kaç tane denklem kurabilirim?" diye biraz kafa yordum. Ürettiğim denklemleri alt alta yazıp bakınca içim karardı! Bunlardan birinin gerçekleşmesi bile ülkemizi büyük sıkıntılara sokma hatta bir felaketle karşılaşma riskini doğurur. Kaldı ki bunlardan iki veya daha fazlasının aynı anda gerçekleşme ihtimali de var. O zaman durumu siz düşünün!..
DENKLEMLER ŞUNLAR:
A- Gazze + İsrail + Türkiye = Türkiye - İsrail çatışması
B- Mısır + Filistin + İsrail + Türkiye = İsrail - (Türkiye + Mısır + Filistin) çatışması
C- Kıbrıslı Rumlar' ın ve İsrail' in Akdeniz' de Doğal Gaz Sondajı + A.B. + A.B.D. + Türkiye = Türkiye - ( Kıbrıs Rum Cumhuriyeti + İsrail + Yunanistan ) çatışması
D- Arap Baharı + Suriye + İran + Türkiye + İsrail + A.B.D. + A.B. = ( Türkiye + İsrail ) - ( Suriye + İran) çatışması
E- Türkiye + PKK + Kuzey Irak (A.B.D.) + İran + Pejak + İsrail = ( Türkiye + İran ) - ( PKK + Pejak + Kuzey Irak + İsrail ) çatışması
F- İran' ın Nükleer Programı + İsrail + A.B.D. + A.B. + Türkiye = İran - ( İsrail + Türkiye + A.B.D. + A.B. ) çatışması
G- İran' ın Uzun Menzilli Füzeleri + Füze Kalkanı Projesi ( NATO ) + İsrail + Türkiye = İran - ( İsrail + A.B.D./A.B. + Türkiye ) çatışması
H- Ermeni Soykırımı İddiası + Ermeni Lobisi + Türkiye + İsrail + A.B.D. Yahudi Lobisi = A.B.D.' nin Soykırımı Tanıması + B.M.' in Soykırımı Tanıması
I- Soykırımı Tanımış A.B.D. ve Diğerleri + Ermenistan + Türkiye = Türkiye - ( Ermenistan + A.B.D. ) çatışması
Yukarıdaki denklemlerde parantez içinde yer alanlar müttefik olacakları varsayılanlardır. Aralarında çatışma çıkması öngörülenler ise " - " işaretiyle ayrılmıştır. Denklemlerde "çatışma" olarak geçen terim ekonomik ve stratejik çıkarlara zarar vermeye yönelik faaliyetlerden başlayıp topyekun savaşa kadar geniş bir anlamda kullanılmıştır.
Bilime dayalı, rasyonel öngörülerle uzun vadeli stratejik planlamalar yerine, "günü kurtarmak", "kısa günün karı", "bir koyar, üç alırım..." türünden ucuz kurnazlıklar maalesef Türkiye' nin yakın tarihindeki dış politikasında hep etkili oldu. Bunun sonucunu, Sovyetler Birliği' nin dağılmasından sonra "Ağabeyliğe" soyunduğumuz Türki Cumhuriyetler için ağabeyliğimizin lafta kalmasıyla, K.K.T.C.' yi hatırı sayılır hiç bir ülkenin tanımamasıyla, Annan Planı' na referandumda hayır demelerine karşılık Rumlar' ın A.B.' ye girmesi ve bizim hala dışarıda kalmamızla, 1. Körfez Savaşı sırasında A.B.D.' ye tam destek vermemizin karşılığını Irak' ın kuzeyinin PKK üssü haline gelmesiyle, NATO ve başka bağlantılar nedeniyle dost ve müttefik olduğumuzu sandığımız Fransa, Kanada, İsviçre gibi dünyanın en saygın ülke parlamentolarından teker teker Ermeni soykırımını tanıyan yasaların geçmesiyle gördük. Ulusal özelliklerimizden olan acelecilik, ateşlilik, duygusallık, hesapsızlık, umursamazlık, istikrarsızlık, kararsızlık ve unutkanlık ülkemizi yönetenlerce bu dönemde "başarılı" bir şekilde dış politikamıza da yansıtıldı... Görünen o ki yeni dünya düzeni içinde tek süper gücün biçtiği rollerden ( B.O.P. Eş Başkanlığı, Medeniyetler Arası Uzlaşmanın Eş Başkanlığı, İslam Örgütü Genel Sekreterliği, B.M. Güvenlik Konseyi Üyeliği, v.s., ) ve dindaş ülkeler üzerinde artan nüfuzundan kuvvet alan hükümet, aynı tarzda bir dış politikayla yeni maceralara doğru yelken açmaya çok hevesli görünüyor. Ama hevesle varmak istediği limana doğru güvenli bir rota çizebilecek mi bilinmiyor...
Rota çizenlerin iyi hesap yapması, iyi denklem kurması gerekir. Yoksa yanlış hesap Bağdat' dan da döner, Şam' dan da, Tahran' dan da, Tel Aviv' den de, New York' dan da...