​ Siyasetin Dili mi, Sokağın Dili mi? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '11

 
Kategori
Siyaset
 

Siyasetin Dili mi, Sokağın Dili mi?

Siyasetin Dili mi, Sokağın Dili mi?
 

Sözcü gazetesi/ 11.10.2011



Siyasette üslup, ağırlaşıyor.

“Yurdum insanı buna ne der?” diye sormak gelmiyor içimden. Ama yurdum insanının mahalle kavgalarına yatkınlığı geliyor aklıma:

Çocuk kavgasına ailelerin katıldığı, balkondan kilim silkeleme yüzünden çıkan kavgalar...

Ve başkaları...

Kadınlar baş rollerdedir. Akrabalık/ hemşehrilik ilişkileri dayanışmayı birlikte getirir. Erkekler, çoğunlukla iştedir, iş peşindedir. Böyle olunca da, akşam değilse, kavga, kadınlar arasında sürer gider.

Neler söylenmez ki, neler...

Her yörenin/ bölgenin “nağmeli sözleri”, bilmeyenlerin sözcük dağarcığını zenginleştirir.

Silahların patladığı zamanlar, iş çığırından çıkar.

Yurdumun insanı kavgayı sevdiği gibi, kavgayı seyretmeyi de çok sever. Çoğu insan bilirim, kendisine zarar gelmeyeceğini bilirse, “Ah, bir kavga çıksa da, seyretsek!” der.

Kavga, her zaman yumruk yumruğa, silahla, kesici araçlarla yapılmaz.

“Kavganın şahı” diyeceğimiz bir kavga türü de, “ağız kavgası”dır.

Ağız kavgası, siyasette de sürüp gider; dozunda kaldığı, “mizah” taşıdığı sürece keyif de verir!

Yurdumun insanı, böylesi “kavga”yı da pek sever!

*****

Siyasette “ağız kavgası”nı, bir başka deyişle “laf yetiştirme”sini çok gördük.

Görmesine gördük de...

İsrail ilişkileri konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Başbakan Recep Erdoğan arasındaki, “laf atışması”, düşündürücü.

Kılıçdaroğlu Twitter'de dedi ki:

''Recep Tayyip Erdoğan'a soruyorum: Gazze'ye yardım götüren gemilere Türk savaş gemileri nereye kadar refakat edecek? Gazze Limanı'na kadar mı, yoksa uluslararası sularla mı sınırlı kalacak? Gazze Limanı'na kadar gidecekseniz seni alnından öpeceğim.''

Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin “meali” şu: Gidemezsin!

Başkan Erdoğan, Kayserili sivil toplum kuruluşları ile iş dünyası temsilcilerine seslendiği Kayseri’de Kılıçdaroğlu’na dedi ki:

“Kusura bakma ben bu tertemiz alnımı, senin o lekeli dudaklarına sürdürmem.”

Erdoğan’ın sözlerinin “meali” ise şu: Öptürecek durumu yaratmam!

Kılıçdaroğlu, “Temiz alın”, “lekeli dudaklar” üzerine dedi ki:

“Alnının temiz olduğunu söylüyor, onun alnının temiz olduğunu kim kabul ediyor? Deniz Feneri'nin kirliliği onun alnında. Elleri de temiz değil. Kul hakkı yiyen kişinin, kul hakkını yiyenlerin sırtını sıvazlayan kişinin alnı temiz olmaz. “

“Benim dudaklarım da temiz geçmişim de temiz, ellerim de temiz.”

Kılıçdaroğlu'nun söylediğine göre, "laf yarışı", mahkemeye taşınacak.

*****

“Öpme”, “öptürmeme” üzerine temellenen çıkış-yanıt, mecazi anlamda da olsa, siyasette üslubun ağırlaştığını gösteriyor. Televizyon başındaki yurdum insanı duyduklarına, sanıyorum, çoğu kez inanamıyordur. Kimi dudaklardan, “Olur da, bu kadarına da pes!” türünden cümlelerin döküldüğünün az olmadığına inanıyorum.

Ağızdan çıkanı gazetede okumakla, televizyon ekranından sahibinin sesinden duymak, çok farklı. Farklı olduğu kadar da, etkileyici, düşündürücü. İster istemez, başka dudaklardan şöyle bir soru dökülür:

Siyasetin dili bu mu olmalı?

Verdiği “oy”la yazgı değiştiren, yazgı yazan yurdum insanı buna ne der?

TURGUT ÇELİK/ Mersin (Geçici olarak İstanbul)

 
Toplam blog
: 2458
: 2418
Kayıt tarihi
: 10.11.08
 
 

24 Kasım 1944'te İspir'de doğdum. Ankara Kurtuluş Lisesi'ni, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Tü..