- Kategori
- Siyaset
Denktaş'ın Düşüşü, Doların Yükselişi

KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
Ana haber bülteninde anonsu dinleyip ve görüntüleri izlediğimde hüzünlendim, gerçekten. Bülten'de: "Baf'taki Kıbrıslı Türklerin 1964 yılının mart ayında Rum saldırılarına karşı gösterdiği direniş ve direniş sırasında şehit düşenler, bugün Güzelyurt'ta düzenlenen törenle anıldı. Törende, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ayağı takılıp düştü ve hafif şekilde yaralandı. Burnu kanayan Denktaş, sağlık durumunun çok iyi olduğunu bildirdi. Hatta kahveye gidip vatandaşlarla sohbet ettiğini söyledi" dendi.
Uzun yıllar süren bir mücadele ve siyaset hayatının yorgunluğuyla yaşlanan sayın Denktaş'ı o şekilde görmek mi, yoksa bugünün siyasetinde gelinen noktadaki Kıbrıs tablosu mu beni üzen bilemiyorum.Ancak; Kıbrıs'ı Kıbrıs yapan ve bugünlere getiren isim olan Denktaş'ın ayağının takılıp düşmesi, çözüm arayışındaki Avrupalılar ve muhafazakar çevreler tarafından mecazi şekilde anlamlandırıldı.
Kıbrıs'ın Kurtuluş Savaşı'na benzer bir mücadele ile bugüne taşınmasında önemli bir rol sahibi olan sayın Denktaş, ayaklarındaki bir rahatsızlık sonucu bu düşüşü yaşamıştı. Kıbrıs sorununa çözümde engel gördükleri Denktaş'ı düşerken gören Avrupa çevreleri, olayı Kıbrıs'ın düşüşü olarak yorumlaya dursun; aşırı muhafazakar çevreler, Denktaş'ın başörtüsü karşısındaki tavrı ile hemen olaya ilahi bir anlam vermeye başladılar bile... Gerek Kıbrıs'ın Türkiye'nin elinden alınmak istenmesinin planı olarak görülen çözümler, gerekse gelinen noktadaki Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum ilişkileri, aslında zor bir dönemden geçirildiğinin kanıtıdır.
Asıl sormak istediğim, Türkiye'de doların 1, 82 olduğu bugün bir düşüş tablosu yaşanmıyor mu? Kriz dönemi diyerek yada bekleniyordu gibi söylemleri sürdürsek de oluşan karamsar tablo düşmekten de beter...
Bugün, halkın çoğu işsiz sokaklarda iken, çoğu da yarın işsizlik piyangosu kime çıkacak diye diken üstünde sessiz ve korku dolu bir bekleme içerisine girmiş durumdadır. Gelinen noktada; dayanmaya çalışmak, umut etmek, sabretmek tek çıkar yolmuş gibi görünüyor. Ancak umutlar tükenince de, buhranlar ve cinnetlerle üçüncü sayfa haberleri dolduran bir Türkiye manzarası karşımıza çıkıyor.
"Biz ne mücadelelerle bu vatanı kurtardık, yine kurtuluruz" gibi sloganlar ve alışılmış laflar ise askıda kalıyor.
Sonuç olarak; ardında binlerce şehit vererek kurtuluş mücadelesi vermiş, sömürgelerden kendini kurtarıp güçlü bir devlet kurmuş Türkiye, bugünün politik çıkarlarına takılıp tökezledi mi ya da düştü mü demeliyiz.