- Kategori
- Anılar
Depremden Anılar 1

Asi, deli dolu bir kızdı Aylin. Genç kızlığa yeni yeni adım atarken, herkesten ve her şeyden nefret etmeye başlamıştı. Aylin’in yeni çağının sancısını en çok çeken ise annesi Zehra’ydı. Hemen hemen her gün kavga ederlerdi. Aylin’in ilk çocuk olmasından dolayı, Zehra ergenlik çağının asiliklerini ilk onunla öğreniyordu. Kendisi öyle değildi. Genç kızlığında kimseye saygısızlık yapmamıs her şeyi içinde yaşamıştı. Zaten çok geçmeden de evlendirmişlerdi. İki çocuk dünyaya getirmişti Zehra. Biri Aylin, diğeri ise Ekrem’di. İkisine de tutkuyla bağlı olan Zehra, Aylin’in yeni oluşmaya başlayan kişiliğine karşı nasıl davranacağını bir türlü bilemiyor, bunun için kendi annesinin ona davrandığı gibi davranmayı uygun görüyordu. Fakat, bu anne kız arasında daha büyük anlaşmazlıklar doğuruyordu.
O gün hava diğer günlere göre daha sıcaktı. Zehra, bir yandan evi temizlemeye çalışırken diğer yandan da Aylin’e bağırıyordu.
-Aylin, hadi uyan, kahvaltıyı hazırla. Saat kaç oldu, hala uyuyorsun.
Gece yatmaz sabah kalkmaz, ne bekliyorum ki. Kız olacak da anasına yardım edecek. Ahh, ahh bizim zamanımızda böyle miydi. Analarımızdan önce kalkar, evi siler, süpürür, temizlerdik. Bir de yeni nesile bak. Bunlar büyüyecek de ev kadını olacaklar. Allah sabır versin erkeklere!
-Kime diyorum ben! Kalk hadi!
Aylin, her sabah ki rutin anne bağırışlarıyla gözlerini araladı. Kahvaltı ile ev işi yerini mutlaka başka işlere bırakırdı. Ne olursa olsun bugün annesini dinlemeyecekti. Kararlıydı. Tavrını koymaya hazır bir biçimde geceliklerini çıkartıp günlük kıyafetlerini giydi. Odasının kapısını açip dış kapıya doğru yöneldi. Bugün kahvaltı hazırlamayacaktı, annesinin sözünü de dinlemeyecekti. Bugün onun günü olmalıydı. Kimsenin ona söz geçiremeyeceğini artık annesinin anlaması lazımdı. Annesinin bağırışlarına aldırmadan terliklerini ayaklarına geçirip hızlı bir şekilde üst katlarında oturan arkadaşları Eda ve Seren’in yanına gitti.
Arkadaşlarıyla yaptığı tatlı muhabbete ek olarak kahvaltı da yapan Aylin , yarım saat sonra paten kaymak üzere sahilde buluşmak için sözleştiler. Eve patenlerini almaya giden Aylin, annesinin hala devam eden bağırışlarından bıkıp söylenmeye başladı. Bu söylenme yerini yüksek sese bırakınca, anne kız arasında yeni kavga da başlamış oldu. Zehra, kızının ona yardım etmemesinden yakınırken , Aylin ise hayatının her saniyesinin dolu dolu yaşamak istediğini ve ev işlerine ayıracak vaktinin olmadığını haykırıyordu. Her anne kız arasında yaşanılabilecek olan bu kavga, ikisinin de kalbini kırmış ve birbirlerine ağır sözler söylemeye başlamışlardı. Kavgaya daha fazla dayanamayan Aylin, patenlerini alırken annesinin gözlerine nefretle baktı ve kapıyı çarpıp gitti.
Aylin’in kardeşi Ekrem sakattı. Talihsiz bir kaza sonucu küçücük yaşında bacaklarını kullanamaz duruma gelmişti. Annesi hem ev işleriyle uğraşıyor, hem küçük oğluyla ilgileniyor, hem de kızının baş kaldırışlarına katlanmak zorunda kalıyordu. Ne yapmalıydı? Hiçbir fikri yoktu. Kimse ona öğretmemişti ki anne nasıl olunur diye. Elinden gelen buydu ve böyle devam ederse kızını tamamen kaybedecekti. ‘Ah’ diye geçirdi içinden. ‘Ah, keşke hiç büyümeseler!’ En iyisi babasını arayıp olanları anlatmak dedi ve telefonun ahizesini kaldırdı...
Aylin sinirden gerilmiş yüz hatlarıyla etrafında sert rüzgarlar estiriyordu. Merdivenlere oturup hoyratça patenlerini giydi. Sahile doğru kaymaya başladı. Bugünlük zafer onundu, annesine boyun eğmemişti; ama bu her gün katlanılacak bir şey değildi. Annesi onu anlamıyor, onun gibi olmasını istiyordu. Bu kesinlikle Aylin için uygun olan gelecek değildi. Çok çalışır, çok para kazanır, evine hizmetçi tutardı. Bu kadar basitti. O okuyacak ve asla annesi gibi olmayacaktı. Diğer yandan bu hayatı annesi kendi mi istemişti ki? Onların zamanı şimdi ki zaman değildi. Kimbilir hangi şartlarda bugünlere geldi diye düşünürken sahilde Eda ve Seren’i görüp yanlarına gitti.
Bir süre paten kayıp eğlenen Aylin, babasının bağıran sesiyle irkildi. Nefretle annesini düşündü o an. Kesin şikayet etmişti babasına. Ürkek bakışlarını babasının yüzünde gezdirdikten sonra yanına gitti. Babası Aylin’i herkesin duyabileceği şekilde azarladıktan sonra evine annesine yardıma gönderdi. Eda ve Seren de bu manzara karşısında yüzleri kıpkırmızı bir şekilde Aylin’i takip ettiler. Hep beraber evi temizleyecekler bir yandan da Aylin’in moralini düzeltmeye çalışacaklardı.
Eve geldiğinde Aylin’in yüzü ne kadar asıksa, annesinin yüzü de o kadar mutluydu. Aylin sesini bile çıkartmadan içeri girip ev işlerine başladı. Seren ve Eda da peşinden eve girip bir işin ucundan tuttular. En fazla bir saat süren ev işinin ardından Aylin daha büyük bir kinle annesinin gözlerini delip geçecek bir bakış fırlattıktan sonra dışarı çıktı.
Eda, Seren ve Aylin sahil kenarında oturmuş denizin maviliğine bakarak kendi düşüncelerine daldılar. Bir yandan rüzgarın yüzlerini yalayarak geçmesiyle ferahlarken diğer yandan masmavi denizin ortasından geçen donanma gemilerini ve inci gibi dizilmiş askerleri izlemeye başladılar. Donanma gemilerinin geçişi bittikten sonra sessizliği ilk bozan Aylin oldu.
-Annemden nefret ediyorum. Kendi gençliğini yaşayamadığı için, benim de öyle olmamı istiyor.
Eda, Aylin’in sözünü keserek konuşmaya başladı.
-Bence yanlış düşünüyorsun. Bu sadece senin annende olan bir özellik değil. Biz de sabah kalkınca evi temizliyoruz. Yani bugüne kadar böyleydi, ki sende de öyleydi. Kendini bildin bileli evi sabahları temizliyorsun; ama nedense bu şimdi sorun olmaya başladı senin için. Nedenini ben bile anlamıyorum. Biz neden isyan etmiyoruz? Sadece annelerimiz yaşamıyor ki o evde, bizde yaşıyoruz. Tabiki yardım edeceğiz. Burada herhangi bir problem varsa, o da senin değişen huyların bence.
Seren, Eda’yı desteklemek için söze girecekken Aylin konuşmasına devam etti, çünkü içindekileri eleştiri olmadan boşaltmak istiyordu.
-Anlamıyorsunuz. Sadece ev işi sorun değil benim için. Her gün kavga ediyoruz. Artık ne annem beni seviyor ne de ben onu seviyorum. Aramızda kocaman dağlar var sanki. Onunla eskisi gibi konuşamıyorum. Yediğim yemekten giydiğim kıyafetime kadar her şeyime karışıyor. Beni sürekli eleştiriyor. Beni sürekli kendi gençliğiyle kıyaslıyor, hatta bazen sizinle kıyaslıyor. Bazen sizi bile benden daha çok sevdiğini düşünüyorum, çünkü beni hiç kimseye sizi överken ki gibi anlatmıyor. Ya Ekrem’e olan zaafına ne demeli? Her istediğini yapıyor. Bir dediğini iki etmiyor. Ne de olsa biricik oğlu. Ben neyim ki?
Eda Aylin’in sözlerini kabul etmemekle birlikte onun bu düşüncelerini değiştirmek için konuşmanın boş olduğunu düşünüp sustu.Aylin kimsenin hiçbir şey söylememesinden cesaret alarak konuşmasına devam etti:
-Keşke sizin anneleriniz benim annem olsaydı. O zaman çok daha mutlu olurdum. Bazen Allah’a dua ediyorum beni başka bir aileye, beni daha çok seven bir anneye versin diye. Benimle savaş halinde değil, barış içinde olan bir anneyi çok arzuluyorum.
Seren, gözlerini denizin maviligi üzerinde gezdirirken derin bir iç geçirdi.
-Keşke annelerimizi değiştirebilsek. Senin annen sana bakinca gözlerindeki sevgi dolu bakışı göremeyen sensin. Bir de bana bak. Annemin ve babamın yoğun iş tempoları yüzünden bırak yüzlerini görmeyi varlıklarını bile hissedemiyorum.
Hepsi birden susup bir süre daha sessizliği sürdürdükten sonra kart oynamak için sahil gazinosuna yöneldiler.
Akşam geç saatlere kadar eğlenen kızlar, eve girmeden önce donanmada atılan havai fişeklerin havada bıraktığı kırmızılığa bakıp ertesi gün buluşmak üzere sözleşip evlerine gittiler.
Aylin eve girdikten sonra sessizce odasına süzüldü ve gece duyacaği çığlıklara kadar huzursuz bir uykuya daldı.
Gece babasının bağırışıyla uyandı Aylin. O saate kadar uyumayan babası, denizden çıkan ışıkları görmüş ve balkona çıkmıştı. Şiddetli bir rüzgar her tarafı kasıp kavururken denizdeki depremi fark etmiş ve altıncı hissin verdiği dürtüyle ailesini dışarı çıkartabilmek için bağırmaya başlamıştı.
-Kalkın! Deprem olacak, dışarı çıkmamız lazım. Zehra Aylin’i al sen çabuk? Ben Ekrem’i alıyorum, hemen dışarı çıkmalıyız, çabuk! diye bağırırken karada da deprem başlamıştı. Oğlunu tek hamleyle kucağına alan baba, birinci kattaki dairelerinin balkonundan aşağıya atlamıştı. Ekrem’i açık alanda bırakarak apartmana doğru geri koşan baba umut ve korku içerisinde karısı ve kızının çıkmasını beklemeye başladı.
Aylin yatağında doğrulmuş korku içerisinde babasının bağırışlarını dinliyordu.Korkuya kapılan Aylin, sarsıntılara inat zorla yatağından kalkıp kapıya yürüdü.Odasının kapısını açınca annesiyle gözgöze geldiler. İkisininde gözlerindeki korku dolu bakışlar birbirine kenetlenmişti. Aylin’in ağlamasıyla kendine gelen Zehra, kendini toparladı ve kızının kolundan tutup dış kapıya doğru yürüdü. Dış kapıyı açan Zehra merdivenlerin çöktüğünü görünce geriye dönüp balkona doğru koşmaya başladı. Kızını kurtarmaya çalışan annenin gözündeki korku silinmiş, yerini cesarete bırakmıştı. Ne olursa olsun kızını kurtaracaktı. O daha çok gençti ve yaşayacak daha uzun ve mutlu yılları olmalıydı. Balkonun kapısını gören Zehra, son bir iç güdüyle kızını kolundan tutup balkona doğru savurdu. Kuvvetli bir güçle sarsılan Aylinin, balkonun kapısına itilmesiyle apartmanın çöküşü aynı anda oldu.Vücudunun yarısı dışarda, yarısı ise göçük altında kalmıştı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan babasının tırnaklarıyla duvarları parçalayıp onu kurtarmasını izliyor, diğer yandan da geride kalan annesinin çığlıklarını dinliyordu.
Aylin’in göz yaşları çektiği acıdan değil biricik annesinin ve babasının umutsuzluğundandı. Annesi koskocaman apartmanın derinliklerinde kalmasına rağmen hala kızının adını sayıklıyordu.
-Kurtarın, Aylin’imi kurtarın!
Diğer yandan babasının bağırışları başlamıştı. Umutsuz baba ne yapacağını bilemez halde çöken beton yığınından bir an önce kızını ve karısını kurtarmak istiyordu. Bir yandan elleriyle betonu kazıyor, diğer yandan etrafında kaçışan insanlara yardım için bağırıyordu. Arkadaşını gören baba hemen koşarak yanına gitti.
-Ne olur yardım et bana, kızımla karım içerde kaldı. Allah rızası için ne olur yardım et, diye bir yandan yardım istiyor, diğer yandan ağlıyordu.
Arkadaşı kendi ailesini kurtarmanın rahatlığıyla ellerine sarılan babayı geri itip ailesini de yanına alıp açık alana gitti. Gözleri arkadaşında kalan baba, yardımın gelmeyeceğini anlayınca tekrar duvarı kazmaya devam etti. En sonunda bağırışlarını duyan diğer insanlar yardımına geldi ve Aylin’i o enkazın altından kurtardılar. Hemen yarı yıkık olan sağlık ocağına götürürlerken, Aylin yarı kendinden geçmiş halde sadece annesinin giderek azalan çığlıklarını duyuyordu.
Annesi kızının kurtarıldığını anlayınca kendini sıkıştığı beton yığını arasında serbest bıraktı. Kızı kurtulmuştu, o yaşıyordu. Yanında sevmediği annesi olmasa da olurdu. Babası ve kardeşiyle ömrüne mutlu bir şekilde devam edebilirdi. Kendini bıraktı Zehra. Altında kaldığı kirişe bıraktı benliğini. Yavaş yavaş hayatını almasına izin vermedi bu betonların. Ölmeyi kendi istedi ve gözlerini kapattı. Artık çocuklarını ve eşini yukardan izleyeceğini düşünerek derin bir uykuya daldı.
Gözlerini açtığında hastanedeydi Aylin. Babası ve kardeşi de yanındaydı. Ekrem yüzünde gülümsemeyle ablasına bakarken babası yüzünü önüne eğmiş sessizce ağlıyordu. Babası yüzünü kaldırıp kızına baktı. Yavaş yavaş ayağa kalkıp bir gecede yaşlanan bedenini kızının yanına doğru sürükledi. Kızını alnından öperken göz yaşları da Aylin’in gözyaşlarına karıştı. Hiçbir şey sormadı Aylin. Annesinin öldüğünü biliyordu. Her gün kavga ettiği, her gün daha fazla nefret ettiği annesi artık yanlarında değildi. Allah dualarını kabul etmiş annesini yanından almıştı; ama asıl istediğinin bu olmadığını zaten o gece annesinin çığlıklarını dinlerken anlamıştı. Annesi onu büyük bir tutkuyla seviyordu. Bunu o gece daha iyi anlamıştı; ama çok geçti. Annesini öpemeden, koklayamadan, onu çok sevdiğini söyleyemeden ayrılmıştı aralarından.
O sırada yürüyerek yanına gelen kardeşine takıldı gözleri. O gecenin şokuyla kardeşi Ekrem yürümeye başlamıştı. Gözleri tekrar yaşla dolan Aylin son sözlerini de söyleyip uykusuna geri döndü.
-Keşke anneciğim, keşke şimdi yanımızda olsaydın!