- Kategori
- Güncel
Derin Bakış-2
EMEKLİ DOSTLARIMA, EMEKLİLİK DÜŞLEYENLERE
İnsanlar en kolay ikna edilen canlılar. Aptallar belki de bu konuda en şanslılar ya da deliler mi demeliyim bilemiyorum. Gerçi deli bile olsa çeşme başındaki delinin hikâyesini (!) bilenler delilerin bile kandırılacağını anlarlar ya her neyse!
İnsanlar güzel günlerin daha da güzel günler getireceğini geleceğin her geçen gün daha iyi olacağını düşünmekte pek iyi niyetliler. Bense nedense o kadar iyimser değilim; neden diye sor hele, hele bir sor bakalım. En zoru da bu aslında, sormayan topluma bir şeyler anlatmak. O yüzden bir yerlerde duymuştum çok özlü bir söz gibi geldi burada yeri gelmişken bu söz şöyleydi: “Sormadan söyleme, istemeden verme.” O kadar doğru söz ki öğretmenlerin öğretme faaliyetlerinde neden başarısız olduklarını da açıklayan güzel bir söz ama konumuz eğitim ve öğretmenlik mesleğiyle dolaylı alakalı ancak direk olarak eğitim değil, sorunumuz halkımız, insanımız nasıl uyandırılabilir? Uyanmak için kişinin istemesi lazım, yeter mi yetmez, birilerinin insanı bu denli uyuşturduğu ve uyuttuğu bu çağda birilerinin sertçe, uyanmazsa daha da sertçe dürtüklemesi gerek. O da bizim elimizden gelmez. O yüzden “yazı yazım kara, ne kâra ne zarara” diyelim.
Algısı aklından ötürü kandırılması daha kolay; Ahmet Mithat Efendi’nin Denizci Hasan romanını okuyanlar bilirler. Böyle bir kısım vardır bir yerde; yanlış hatırlamıyorsam, akıllıları ikna etmek daha kolay, ahmaklarsa güdülmek isterler. Köle ruhludurlar, ver yemeğini gör emeğini, yarı robot yarı insan bir ara tür işte. Gerçi şu zamanlarda seçimden seçime oy kullanan bu tür gelecekte ne olur bilmem, bilemem de akıllılar için başlıyor asıl zulüm. Farkındalar ama ellerinden gelen bir şey yok. Toplum hazırlamış çok önceden, ideoloji, din, siyaset, entel dantel şeyler de cabası… Konu uzadı farkındayım; asıl konu emeklilik, insanlara güzel gelen tarafı da sen yatacaksın, el çalışacak bu nasıl düşünce, bu nasıl fikir! Denebilir ki efendim, biz on yıl, yirmi yıl, otuz yıl hadi diyelim elli yıl çalıştık, çalışamayacak duruma gelince devlet de bize baksın. Tamam, ama bu olgu Türkiye’de hepi topu elli yıllık bir mevzu, dünyada ise yok bir asır tarihi. Hâlbuki dünya kaç bin yıldır var? Yok, böyle yağma, yok böyle düzen. Köleliği kaldıran gücün Amerika ile İngiltere olduğunu bilmesem, diyeceğim ki evet olabilir; adamlar bakmışlar ki kölelik pek verimli bir sistem değil, üretken değil o halde kaldırmışlar anam babam. Yoksa sen, ben miydim sorun. Hele bir sorun. Yok, öyle bir şey. Öte yandan daha yüz yıl öncesinde son padişah, ondan önce haremler ve insanlar kadınları cariye diye alıp satıyordu, satmıyor muydu kardeşler. Yani okurlar diyelim ki er, erkekler. Savaşta iki ordu, kaybeden er köle, kadınsa cariye işte değil mi gerçek bu? İşte o yüzden okuyanlar; okurlarım, deniz ha bitti, ha bitecek. İyisi mi üretmeyi unutmayın emi sevdiklerim güzel dostlarım.
Üretemeyen aç kalacak, gelecekte kıtlık olacak diyorlar. Yalan da değil. Nüfus hem artıyor hem tembelleşiyor bir yerlerde. Verimli topraklar işlenmiyor. İşlenemiyor yeterince.