​ Derya Sazak'ın Milliyet'in başına getirilmesi medyayı dizayn ise; bu, dört dörtlük bir dizayn! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '12

 
Kategori
Güncel
 

Derya Sazak'ın Milliyet'in başına getirilmesi medyayı dizayn ise; bu, dört dörtlük bir dizayn!

Derya Sazak'ın Milliyet'in başına getirilmesi medyayı dizayn ise; bu, dört dörtlük bir dizayn!
 

Öncelikle Derya Sazak'ın, ciddiyetiyle, güveniyle ve yarım asrı aşkın yayın hayatı tecrübesiyle Türk medyasında çok önemli bir yer tutan Milliyet gazetesinin genel yayın yönetmenliğine getirilmesi dolayısıyla kendisini kutluyor ve ona başarılar diliyorum.

Derya Sazak'ın bu göreve atanması iki açıdan çok isabetli bir tercih... 

Birincisi; Sazak, 1983 yılından beri Milliyet gazetesinde yazıyor. Daha önce Milliyet'in genel yayın yönetmenliğini de yapmış biri. Yani adeta Milliyet'le özdeşleşmiş durumda. Milliyet'e bunca yıldır verdiği emeğinin ve sadakatının karşılığı olarak bu göreve en çok o yakışıyordu.

İkincisi; Sazak, insani vasıfları ve gazeteci duruşuyla da bu görevi fazlasıyla hak ediyordu. Bu konuyu biraz açmak istiyorum.

İnsani vasıfları konusunda sanırım herkes hemfikirdir. Gazetecilik eleştiri mesleğidir. Eleştiri de muhataplarını rahatsız eder, bu da karşılıklı sataşmalara ve polemiklere yol açar. Ben bugüne kadar Sazak'ın böyle bir polemik içerisinde yer aldığını hatırlamıyorum. Eleştirirken bile saygı sınırlarını aşmamayı, insanları rencide etmemeyi başarabilmek herhalde Sazak'ın kişiliğinden kaynaklanan bir durum olsa gerek.

Sazak'ın esas övgüye layık olan ve ona bu görevi fazlasıyla hak ettiren özelliği ise gazetecilik duruşudur.

Bugün ben bunları söylerken bazıları benim hakkımda farklı düşünebilirler. Ben bunları bugün söylemiyorum ki! 

Aslında kendi mütevazi yazı hayatımda Sazak'la ilgili çok tatlı bir tecrübem de olmuştu. Şöyle ki; Milliyet Blog'a yeni üye olmuştum. Bir "Merhaba" yazısı taslağı hazırlamıştım. Cumhuriyet mitingleri, 367 krizi ardından erken seçim kararı alınmış ve iktidar değişimi için çok önemli olan 22 Temmuz 2007 seçimleri yapılmıştı. Baykal, seçimi kaybetmiş ve üç gün evden dışarı çıkamamıştı. Baykal'ın istifası kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılıyordu ve Baykal'dan istifa etmesi bekleniyordu. İşte böyle bir ortamda Demirel gazetecilerin karşısına çıkmış ve, "Baykal, kendisini çok iyi yetiştirmiş bir siyasetçidir. Siyaseti bırakırsa Türkiye için büyük kayıp olur. Seçimi kaybeden parti lideri görevi bırakmak zorunda değildir" açıklamasını yapmıştı. 

Bu açıklamayı izlediğimde çok sinirlenmiştim. Zaten benim yazıya başlama sebebim Türkiye'yi 70 sente muhtaç hale getiren eski siyaset anlayışına duyduğum öfkeydi. Bunun için siyaset kategorisini seçmiştim. Eski siyasetin simgesel ismi Demirel, aktif siyasette olmamasına rağmen, yine siyasete müdahalede bulunmuş ve racon kesmişti...

"Merhaba" yazısını taslakta bıraktım ve o kızgınlıkla, "Demirel ve eski siyaset anlayışı" başlıklı bir yazı yazdım. Yazım yayına girdi. Ertesi gün Milliyet yazarlarını okurken, benzer bir başlıkla ve yine Demirel'den bahseden bir yazı okudum. Çok şaşırmıştım. Tabii ki ilk yazım olması beni daha da heyecanlandırmıştı. Milliyet'in çok değerli bir yazarıyla aynı konuda aynı düşünceleri paylaşmak ayrıca hoşuma da gitmişti.

İşte o yazar Derya Sazak'tı.

"Merhaba" yazımda Millyet Blog'u tercih etmemin sebeplerini anlatırken, Milliyet'in özgür ve özgün düşünceye verdiği önemi belirtmiş ve karşıt düşüncelerin yer aldığı Milliyet'te Taha Akyol ve Hasan Cemal yazıyorsa ben de Milliyet Blog'da yazabilirim mealinde şeyler söylemiştim.

Milliyet Blog'ta yazmaya başladıktan sonra ben Derya Sazak'ı keşfettim. 2007'nin netameli günlerini yaşıyorduk. Bir taraftan PKK, sınır karakollarına karşı saldırılarını yoğunlaştırmış, diğer taraftan da şehitlerin kaldırıldığı cami avlularında hükümet aleyhine bazı organize gruplarca sloganlar atılıyordu. İktidarın terör karşısında aciz kaldığı belli kesimlerce işleniyor ve derhal Kandil'in yerle bir edilmesi, Barzani'ye haddinin bildirilmesi söyleniyordu. Oysa Irak, Amerika'nın işgali altındaydı ve tezkereyi reddetmemiz sebebiyle Amerika ile olan ilişkilerimiz limoniydi. Amaç iktidarı beceriksiz, korkak, iktidarsız göstererek köşeye sıkıştırmaktı. Taraf gazetesi sayesinde sonradan öğrendik ki, karakol baskınlarında büyük ihmaller yaşanmış!

Tabii ki bu yaşanan olayların Türk medyasında da yansıması vardı. Ertuğrul Özkök ve Bekir Coşkun gibi yazarlar, militarist bir üslupla, komple Kuzey Irak'ın yerle bir edilmesini ateşli bir şekilde savunuyorlardı. Sonuçları ne olur, düşünmüyorlardı bile. Kamuoyunda öyle bir hava yaratılmıştı ki, soğukkanlılığı, itidali, aklı selimi savunmak vatana ihanetle eş anlamlıydı.

Ben konuyla ilgili yazılarımı yazmıştım ve Milliyet yazarlarının bazılarından da böyle bir çıkış bekliyordum. Sağolsunlar, beni fazla bekletmediler ve aynı gün üç yazı birden karşıma çıktı. Bununla ilgili 26 Ekim 2007 günü, "Damardan yazılar serisi; Hasan Cemal, Derya Sazak, Ece Temelkuran" başlıklı bir yazı yazdım.

Cesaretlerinden dolayı övdüğüm üç yazardan biri Derya Sazak'tı. Bu demek değil di ki, üç yazarı da tümüyle destekliyordum.

Hasan Cemal'ın, özellikle de cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki verdiği demokratik mücadeleyi hayranlıkla izlemiştim. Ama PKK ile ilgili bugünkü duruşunu benimsemiyorum.

Ece Temelkuran'ın ideolojik yaklaşımına ve önyargılı tutumuna tamamen karşıydım.

Derya Sazak'la ise hiç ayrı kutuplarda yer almadık. Diyebilirim ki, okuduğum hemen hemen bütün yazılarının altına imzamı atabilirim. Bu, aynı dünya görüşlerini paylaşıyoruz anlamına gelmiyordu. Türkiye bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiyor. Ergenekon, Balyoz davalarının açılmasından ve 12 Eylül referandumundan sonra Türkiye bambaşka bir kulvara girdi. Artık hiç kimse Türkiye'nin eski Türkiye olduğunu söyleyemez. Demokratik ilkeler noktasında yaşadığımız tartışmalarda ve olaylara tarafsız gözle bakma konusunda Derya Sazak'la hep aynı çizgide olduğumu söyleyebilirim.

28 Şubat'taki medyanın kötü tecrübesinden sonra bugün hâlâ 28 Şubat ruhunu devam ettiren yazarları görüyoruz. Bu bir basın özgürlüğü mücadelesi, özgür düşünce açıklaması olamaz. Söz konusu olan hukukun rafa kaldırılması, çatlak seslerin susturulması ve medya andıçlarıdır. Bu ülkede 'Tutuklanacak yazarlar', 'Kullanılacak Yazarlar' listeleri yayınlandı! Militarizmde basın özgürlüğü olabilir mi? Genelkurmay başkanları üzerinden yürütülen bir polemik hangi demokratik kriterle açıklanabilir? Hilmi Özkök iktidara karşı yumuşak; o halde tu ka ka! Yaşar Büyükanıt şahin gözüküyor; yaşasın, sonra o da yumuşadı, ona da tu ka ka! Necdet Özel'e yapılan hakaretleri saymıyorum.

Normal demokratik ülkelerde genelkurmay başkanlarının adları bile bilinmiyor. Genelkurmay başkanlarının şahsında orduyu siyaset zeminine çekmek hangi gazetecilik ilkesinde yazıyor?

Hasan Cemal gibi yazarlar, büyük bir samimiyetle, 28 Şubat'ta hata ettiklerini açıkladılar ve özeleştiri yaptılar. Hatadan dönmek de bir erdemdir.

Aynı noktada ısrar edenlere ne demeli?

Başbakan Tayyip Erdoğan işte buna kızıyor. Tayyip Erdoğan'ın bugünkü noktaya gelmek için verdiği mücadeleyi ve atlattığı badireleri düşünecek olursak, ona hak vermek gerekir diye düşünüyorum.

Bazı merkez medya köşelerinde, sözüm ona iktidar eleştirisi kisvesi altında, hâlâ eski düzenin savunulmasını ben de kabullenemiyorum.

12 Eylül referandumundan sonra 20 Eylül 2010 günü yazdığım "'Evet'le bürokratik vesayetin medya ayağı da çökmeli: 3. sayfalar 1. sayfaları yalanlayamamalı!" başlıklı yazım bu gerçeği açıklamaktadır. 

Derya Sazak'ın Milliyet genel yayın yönetmenliğine atanmasını bu bakımdan önemsiyorum.

Ayşenur Arslan, Medya Mahallesi programında bu atamayı medyaya uygulanan dizayn operasyonunun bir parçası olarak iddia etmiş!

Ayşenur Arslan hiç kusura bakmasın! 

Eğer bu bir dizayn ise; çok isabetli ve çok demokratik bir dizayn...

Hatta gecikmiş bir dizayn...

Hiç kimse iktidar eleştirilmesin demiyor ki!

Tabii ki sonuna kadar eleştirilecek.

Sadece istenen, eleştirinin demokrasi karşıtlığıyla özdeş olmamasıdır.

İktidarın her akına kara, karasına da ak demek gazetecilik olamaz. 

Bu, olsa olsa bağnazlık, fanatizm olur.

Eğer bunu yapıyorsanız farklı amaçlarınız var demektir. Bu da gazeteciliğin istismarıdır.

Derya Sazak da yeri geldiğinde iktidarı eleştiriyor...

Ama yeri geldiğinde de beğendiği icraatları takdir ediyor.

Derya Sazak'ın arşivdeki geçmiş yazıları, gelecekte de yazacaklarının ve yapacaklarının teminatıdır.

Onun için, bu atamanın iktidar baskısıyla olduğunu ima ederek, Derya Sazak'ın başarısını peşinen gölgelemenin ve öküzün altında buzağı aramanın hiçbir anlamı yoktur.

Derya Sazak'ı tekrar tebrik ediyor ve onu bu göreve getirenlere de bu isabetli tercihlerinden dolayı teşekkür ediyorum.

13 Ekim 2012

Hasan Basri Özgen

 

 

 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 337
: 4184
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..