- Kategori
- Deneme
Devrim korkudan durdu

Devrim,Türkiye'nin ilk yerli aracı, korku dağları sardı o da korktu durdu.
Ülkemizde ve dünyada idareciler yönetenler karşısında adeta birer kul, birer köle olmuşlardır. Çözüm ve umut üretiminde dilsiz, baş üstüne, emredersiniz, padişahım çok yaşa misali, ileriyi görememe, her iki gözü ve kulakları ile yönetenlerin dudakları arasından çıkan kelimeleri duymayı, bir işareti görmeyi adet etmişlerdir. Doğruyu söylemeyi unutmuşlar, fikir üretip ortaya koyamamışlar.Yeniden sorma cesaretini gösterememişlerdir.
Geçmişe baktığımızda neler olmuş nereler. Ne badireler geçirmiş bu toplum. Aşağıda yaşanmış olayların bu gün bile insanoğlunun yaşamındaki geri kalmışlıkta ne kadar etkili olduğunun birer delildir. Elbette bu konu sadece ülkemizde değil dünya ülkelerinde de benzer olaylar vardır..
Yıl 1945 İkinci Saraçoğlu hükümeti iktidarda. Sağlık Bakanı Hulusi Alataş hükümetten çekiliyor. Saraçoğlu Çankaya ya çıkıyor İnönü’den yerine kimin getirileceğini danışıyor. O dönemde Bakanlar Kurulundan biri çekildi mi Köşke danışılarak yerine biri atanıyordu. Anayasada böyle bir kural yoksa da siyasette vardı.
“Paşam kimi getireyim” diye soruyor.
“ Dr. Sadi’yi getir”
“Baş üstüne Paşam”
Şükrü Saraçoğlu Milletvekilleri içinde Dr. Sadi diye birini tanımıyor. Ne yapsın? İnönü den Dr. Sadi yi soramıyor. Köşkten ayrılıyor. Meclis Albümünü açıyor Albümde Alfabetik sıraya göre bütün Milletvekillerinin adları var. Başlar Dr. Sadi’yi aramaya. Bursa‘ya gelince bakar ki orada bir Sadi var. Hem doktordur soyadı da Konuk tur.
Emir verir Sadi Konuk’u aratır. Telefonla görüşür.
“Kutlarım” der Hulusi Alataş’ın istifası ile boşalan Sağlık Bakanlığına atandınız, Sizi kutlarım”
Atamanın akşamına İsmet Paşa radyoyu dinlerken Sağlık Bakanlığına Dr. Sadi Konuk’un atandığını duyar. Acaba yanlış mı duydum diye çevresindekilere sorar onlar haberi doğrularlar, hemen bir buyruk. Şükrü Saraçoğlu ivedi Çankaya ‘ya çağrılır, apar topar milli Şefin karşısına çıkar aldı bakalım İnönü,
“Dr. Sadi Konuk un Sağlık bakanı olduğunu radyodan duydum, bu nereden çıktı?”
“Aman paşam, öğleden sonra siz emretmiştiniz ya”
“Ben Sadi konuk değil, Dr. Sadi Irmak Sağlık Bakanı olsun dedim.
“Paşam bana soyadı falan söylemediniz, sadece Dr. Sadi dediniz, bu adda bir milletvekili tanımadığım için açtım albümü, Bursa Milletvekilleri arasında bir Dr. Sadi bulunca onun bakan olmasını istediğiniz kanısına vardım”
“Olmaz böyle şey, Değiştirin, ben Dr. Sadi Irmak’a söz verdim, seni bakan yapacağım dedim.
“Aman paşam nasıl olur ben ne Irmak’ı tanırım nede Konuk’u ama adamcağıza kendim haber verdim Radyoda yayınlandı, fiyasko olur.”
“Ben bilmem, söz verdim, Irmak bakan olacak”
“Paşam rica ederim. Konuk Sağlık Bakanı olarak kalsın bir yolunu bulur Irmak’ı da bakan yaparız,
“Peki, peki dediğin gibi olsun ama elini çabuk tut”
Başbakanlığa dönen Saraçoğlu albümü tarar bir de ne görsün Konya da bir Dr. Sadi var eğer albümün tümünü taramış olsa bu Dr. Sadi ye de rastlamış olurdu.
Oturup düşünmeye başlar. Bir yandan İnönü’ye verdiği sözü tutmak, bir yandan da Dr. Irmak’a bir sandalye bulmak için çareler arar. Yetkin bir Devlet adamı Zeki bir politikacı olan, Saraçoğlu sonunda bir bakanlık sandalyesini bulur da, eskiden beri çalışma yaşamımızın düzenlemesi için olanaklar aranmaktadır.
Celal Bayar’ın iktisat bakanlığı sırasında bu konu ele alınmıştır. Bir yasa tasarısı da vardır. On yıl olmuş bu tasarı ele alınmamıştır. Derhal bir çalışma bakanlığı kurulması önerilir. Böyle bir
Bakanlık kurulursa hem İnönü buyruğu yerine getirilecek, hem Dr. Sadi Irmak’a bir bakanlık bulunmuş olacaktır. Bir taşla iki kuş vurulacaktır. İşte Çalışma bakanlığı böyle kurulur, ne şiş yandı ne kebap.
******
İlk Türk otomobili "Devrim " tüm testlerden başarı ile geçmiş sıra bu otomobili büyük bir törenle kamuoyuna tanıtmaya gelir,1960’ın astığı astık lideri Cemal Gürsel davet edilmiştir.
Otomobilinin deneme sürüsü yapılacak ancak devrimin benzin deposu boştur, "test başlasın işareti verilir” ama aracın motoru çalışmaz, bu hal tüm davetlileri şoka sokar,
Cemal Gürsel” Ne oluyor diye gürlediğinde, ” testin sorumluları cesaret edip devrimin motoruna benzin koymayı unuttuklarını söyleyemezler.
Çünkü aracın motoruna benzin doldurmak Cemal Gürselin 10 dakika daha beklemesi demektir,
Buna kimse cesaret edememiş, bu cesaretsizlik yüzünden devrimin testi kâbusa dönmüş ve devrim yürüyememiş. Tanıtım hüsranla sonuçlanmıştır.
*******
Ana kraliçe Luma gece aniden diş ağrısıyla uyanır, Saray doktoru ağrıyan dişi muayene eder, dişin çekilmesi lazım ancak cesaret edip dişinizi çekmemiz gerekiyor diyemez. Bu kez saray büyücüsünü çağırırlar büyücü kraliçem dişinize büyü yapılmıştır, teşhisi koyar, büyü yapanlarında kabile halkından olduğu söylenince, kraliçenin emriyle yetmiş beş bin masum insan göle sürülür ve orada boğdurulur.
Peki, bunlar neden oldu?
Yönetenlerin bidayette omuzlarında dizilen sarı yıldızların parlaması, ayrıca hanedanlığın verdiği güç ve kuvvet onları göklere çıkarmıştı. Yönetme işi başa düşünce, gökten yere indiklerine pişman olmuşlardı. Yönetenlerin bu korkulu bakışları yüzünden Ülkelerde meydana gelen tahribatları tamir etmek, yaraları sarmak mümkün olmadı.
Ne asi olalım, ne kul, ne köle,
Derman olalım insanın derdine,
Bizi yönetenlerin korkulu bakışlarından olmazsa,
Biz yürüyerek şimdilerde varmıştık demokrasiye.
Saraçoğlu, Cumhurbaşkanı İnönü’ye Dr. Sadi’nin kimliğini sorabilme cesaretini, Devrim testini yapan sorumluların Cemal Gürsel’e, Paşam araçta benzin koymayı unuttuk diyebilme cesaretini, Saray doktoru kraliçeye ağrıyan dişin çekilmesi gerektiği cesaretini, gösterebilselerdi, ne olurdu.?
Yüce dağlar yıkılır, Denizler kurur, Yer ile gök birleşir. Hayat biterdi.
Kaynak : Tarih ve Toplum dergisinde yayımlanan Bedi Yazıcının " Aman Hocam Yavaş" başlıklı yazısı.
Kıymetli okurlarımıza saygılar sunuyorum.
Mehmet BURAKGAZİ / MERSİN