- Kategori
- Siyaset
Devrin Firavun ve Nemrutları!
Başbakanın saltanatını sürdürebilmek adına yapmayacağı şey yoktur. Bunu iyice anladık. Merhamet, vicdan gibi duygularını yitirmiş veya rafa kaldırmış.
O, artık AKP iktidar olduğunda balkondan halka konuşan adam değildir.
Dini vecizelerden devamlı söz eden ama asla uymayan, gözümüzün içine bakaraktan yalanların ardına sığınan, milleti birbirine kırdırmaya çalışan, başbakanlığın ötesinde Türkiye’yi Hitler gibi yönetmeye çalışan bir adam sıfatını taşımaktadır bugün.
Tüm bu güzel (!) meziyetlerine ilaveten korkunç denecek şekilde kindardır da kendileri.
Dolmabahçe Bezm-i Âlem Valide Sultan Camisi Müezzini Fuat Yıldırım Emniyet'te 6 saat süreyle tanık olarak ifade verdiğini basından öğrendik.
Altı saat ifade vermek ne demek ya?
Müezzin "Ben camide içki içen görmedim" demişti. Allah korkusu, başbakan korkusunun üzerinde olan ve gerçek bir din adamı olarak doğruyu söylemişti. Çünkü bunu herkes Ulusal Kanal ve Halk televizyonlarından izledi.
Bir cümle için 6 saat sorguya çekilmek, işkencenin başka çeşidi sayılmaz mı?
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın hedefindeki bu namuslu din adamının başına daha neler gelecek merak etmekteyim açıkçası.
Kindar başbakan hatırlarsak Çanakkale’de kendisi içeri girdiğinde ayağa kalkmadı diyerek Korgeneral Engin Alan’a da kin gütmüş ve Balyoz sanıkları arasına katarak Silivri’ye kapatmıştı.
Ve bunu çekinmeden halka şöyle duyurmuştu.
“Ülkenin başbakanının katıldığı törende o korgeneral ayağa kalkmadı Bedelini de ödedi. Gereği yapıldı, gideceği yeri buldu.”
Oysa başbakan veya cumhurbaşkanı geldiğinde ayağa kalkmak gerektiğine dair herhangi bir yasa maddesi ve bunun cezai yaptırımı olmadığını biliyoruz.
WikiLeaks belgelerinde başbakanın İsviçre bankalarında 8 ayrı bankada hesabı olduğu yayınlandı. Asıl “iddia sahibi” olan ve haberlere konu edilen bilgileri ABD yönetimine raporlayan ABD Büyükelçisi ve büyükelçilik görevlileri idi. Onları Allaha havale etmekle yetinmişti.
Sonra esti gürledi ve
“Bu iftiraları manşetleriyle, söylemleriyle yayanlar, siyaset malzemesi yapanlar müfteridir, alçaktır.”Diyerek Türk gazetecilere hakaret etmiş, bir de tehdit savurmuştu.
“Belediye başkanlığım döneminde ’Erdoğan’ın 1 milyar doları var’ diyenler, şu anda Ergenekon davasında zanlı olarak içeride...”
Bu iki örnekten anladığımız gibi başbakanın hışmına uğrayan, dalına basan doğru Silivri’ye postalanıyor.
Korkum odur ki müezzin efendiyi de yarın örgüt üyesi diye tutuklayıp Silivri’ye gönderiverir.
Bunları şunun için yazdım.
BALYOZ, KAFES, ERGENEKONDavaları tamamıyla başbakan ve Amerika’nın düzmece yalanları ile Türkiye’yi yıkma projesi olarak hazırlanan senaryolardır. Bilmeyenlere anlatmalıyız.
Yıllardır ulusal bütünlüğümüz için, onurumuz için mücadele veren yazar, gazeteci, asker, bilim insanı, gerçek yurtseverlerimizi susturabilmek için içeride tutmaktadırlar.
Yok, falan yerde bomba bulundu, hükümete darbe yapmayı amaçladılar filan, falan hepsi düzmece ve yalandır.
Bunu Ulusal Kanal’da şu anda gecekonduda bulunan sözde bombalar ile başlatılan tutuklamaları krokilerle, elindeki raporlarla Av. Zeynep Küçük detayları ile açıklıyor. Zeynep Hanım diğer ulusal kanallara da davet edilmeli oralarda da bu gerçekleri duyurmalıdır.
Oradaki yurtseverler için inanın çok üzülüyorum.
Suçları, vatanlarını sevmek ve Atatürk devrimlerine bağlı olmaktır.
Yalanlar üzerine yeni bir Türkiye oluşturulmak istenmektedir.
AKP demokratik şekilde sandıkta yenildiği ve iktidarını kaybettiği zaman gerçek hukuk işleyecek ve hak yerini bularak tüm esirlerimiz kurtulacaklardır.
Başbakan polisine sınırsız, orantısız güç kullandırarak, Allah, Allah diye bağırtarak halkın üzerine bir düşman gibi saldırtıyor. Neticelerden hoşnut olarak destan yazdıklarından söz etti ve onları ödüllendirdi, yüreklendirdi.
Polisler Ankara ‘da Alevi vatandaşlarımızın çoğunlukta olduğu Dikmen’de mahallelerde evlere de gaz bombaları atmaya başladı.
Halk ile polisi karşı karşıya getirip sabrı tükenen halkın da silahlanmasını tam bir iç savaş çıkmasını ister gibi.
Bölücülüğün alasını yapmaktadır.
Camide içki içtiler, başörtülü gelinime saldırdılar gibi yalanlarla
"Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik"etmektedir.
Bir zamanlar Ziya Gökalp’in şiirini, Minareler süngümüz, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, mü’minler asker / Bu ilahi ordu dinimi bekler / Allahu Ekber, Allahu Ekber” diye değiştirerek okuduğu gibi.
Şiirin orijinali, Romen Diyojen ve Selçuklu hükümdarı Alparslan arasında geçen konuşmaların bulunduğu “Türk ve Türklük” adlı kitabında geçen başka bir Ziya Gökalp şiiri idi.
Erdoğan, Siirt’teki konuşmasının devamında ise “her devrin Firavun ve Nemrutları olduğunu, bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahim’lerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini” söylemiş ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından yargılanmaya başlanmıştı
O yıllarda da aynen bu günlerdeki gibi "Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik" etmişti.
Ne var ki yargı özgürdü ve gereğini yapmış, Yargıtay 8. Ceza Dairesi 24 Eylül 1998 günü Erdoğan’ın cezasını onamıştı.. Böylece 26 Mart günü Pınarhisar Cezaevi’ne giren Erdoğan 24 Temmuz 1999 günü tahliye olmuştu.
AKP ‘in genel başkanıydı ama siyasi yasaklıydı.
Meclise verilen siyasi cezaların affı yasa tasarısı o dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 2 kez veto edilerek geri gönderilmişti. Teklif başı çeken CHP ‘in de kabul oyları ile üçüncüsünde kabul edilmiş ve ona milletvekilliği yolları açılmıştı.
Kim nereden bilebilirdi Türkiye’yi bu günlere getireceğini demek aptallık olur.Zira mayası belli bir adamdı, hocası rahmetli Erbakan’dı.
Erdoğan hapis yattığı 9 ayda l mağdur edebiyatıyla tabir caizse krallar gibi hapis hayatı yaşadı. Ne hücreye kapatıldı ne de bir eza gördü. Şimdi bu kadar üst komutanı Silivri, Hasdal vb. yerlere kapatmakla o zamanlardaki intikamını da almış oluyor.
Aradaki fark mukayese bile edilemez. Zira zindanlara hatta tecrit hücrelerine kapattığı tüm yurtseverlerin hepsi suçsuz ama onun gazabına uğramış masum insanlardır.
CHP ve Emine Ülker Tarhan
Eğitimi, birikimi, söylem, eylemleri ve duruşuyla örnek bir cumhuriyet kadını olan Tarhan’ın tekrar aynı göreve seçilmeyişini parti içerisindeki lobilere bağlamaktayım. O, Cemaate "ağzınızda demir leblebi olurum, beni çiğneyemezsiniz" diyen, yargıya militan atıyor diye suçlandığında "evet, Atatürk’ün militanıyım" diyebilen birçok erkekten daha cesur yürekli bir kadındır.
O,CHP deki tüm ulusalcı kadınların göz bebeğidir. Birgül Ayman Güler. Dilek Akagün Yılmaz gibi Atatürkçü mücadeleci kadınlarımızla gurur duymaktayız.
Tarhan ın seçilmemesi en çok ABD ve Fettullah taraftarlarını sevindirmiştir ama biz kadınlar olarak kendisini ileride başbakan veya cumhurbaşkanı olarak görmek istediğimiz için elimizden geleni yapacağız bunu herkes bilmelidir.
Saygı ve sevgilerimle.
TC.Tünay Süer
27.Haziran.2013