- Kategori
- Blog
Dikkat bloglarınıza yorum var (1)

Gözleniyorsunuz
Günler önce, daha burada yazmaya başlamadan çok ama çok önce bazı yazar arkadaşlarımın yazılarından notlar alırdım. Yazmaya başladıktan sonra ise, beni hiç tanımayan bu ve yeni arkadaşların güncel yazılarına daha sık yöneldim.
Burada genellikle güncel yazılarından notlar aldığım ve yakın bir zamanda gözümde de bir kimlik kazanacağını umduğum “benim gibilerin” beni uçuran kimi güncelerine izinleriyle kısa kısa birkaç bölüm halinde değinmek istiyorum. İlk bölümde yer alan blog sahipleri:
1.İzmir-Mavilim
2.Sevda Işıklı
3.Alesta
4.Yağmur Zamanı
5.Yprkck
6.Akdenizli
7.Meral Yağcıoğlu
Pek kimseyi ilgilendirmiyor ama, okurken kendimden geçtiğim günceler (İzmir mavilim böyle kullanıyor. Sanırım doğrusu da bu. Şüphesiz doğrusu bu. Korkarım doğrusu bu. Korkuyorum işte, diyeceği olan var mı? Ben doktorlardan hep korktum zaten. Doktorun yazar olanına rastlarsanız, başınıza belayı almışınız demektir. - Bu cümleyi Türkolog arkadaşlar kuruluş itibariyle, psikologlar ise yazarının ruhsal durumu açısından incelemeli-) var. Bugün onlardan bahsetmek istiyorum.
İzmir mavilim ile söze başlamışken 17 Mart 2008 tarihli “Bugün benim doğum günüm” başlıklı yazısına değinmeden geçemeyeceğim. Hani insanı “iyi ki doğdun” dedirtecek türden bir yazı. Bu yazıyı okurken ansızın yürüyemediğinizin farkına varacaksınız. Turkuaz maviliklerine daldığınızda ise elleriniz artık kuyruğunuzla temas halindedir. Yazılarında, nefis bir tür yakalamış. Benim amacım daha çok okumak. (Ne’ye, Nereye, Kime?) İsyan bunu gerektiriyor. Onun amacı da yazılarıyla bu isyanı desteklemek olmalı. Zaten öyle de yapıyor...
Sevda Işıklı’nın, ileride, anladığım kadarıyla mecburen bankacı olduğunda şiirlerinin nasıl mevduat hesabına dönüştüğünü göreceğiz. Yönümüzden esecek, silip süpürecek nasırlaşmış yaralarımızı, sökecek yerinden çıkaracak. 18 Nisan 2008 tarihli “Yönümde Es” şiirini daraldığınızda buselik, genişlediğinizde hüzzam makamı niyetine günün her saatinde almanız gerekiyor. “O deli, bense deliliğine hayran bir yelkenli”.
Alesta’nın, 30 Nisan 2008 tarihli “Darağacında kalbim, günlerden seni seviyorum” şiiri “tam ölümü bekleyenlere” göre. Aslında ölüme yönelmek yaşamak istemek değil midir? Ölüm söylemiyle, hayatı çığlık çığlığa haykıran bu kelimeler mutlaka okunmalı. Bu şiiri için, satır sonunda bahsettiği, ona ilham veren D.B.’ye ben de teşekkür ediyorum.
Gecenin derinliklerinde bir kuş öttüğünde çocuklaşır Yağmur Zamanı. 7 Şubat 2008 tarihli “Ben seni sende gördüm” güncesine girerseniz, ancak kendini ısıtan bir sobayla karşılaşırsınız. “Soğuktu içerisi, ellerim ayaklarım buz tutmuştu, soba ancak kendisini ısıtıyordu”. Yağmur Zamanı, “yağ derseniz yağar”, yağma derseniz” bakmayın öyle dediğine, yine yağar yeryüzüne.
Soluksuz kaldıysanız eğer, Yprkck’nin 28 Ocak 2008 tarihli “Nefes almak isteyen” isyanına mutlaka uğramalısınız. Böylelikle hayat çemberinizin daralırken müziğinin minik tınılarıyla nasıl ferahladığını hissedeceksiniz. Ve “Aşk kadına ‘da’ yakışacak”.
Sanatın insanın en acımasız yönü olduğunu ifade eden Akdenizli, 22 Nisan 2008 tarihli “Sanatçı … sanatçı …” bloğunun daha başında “gerçek sanat eseri öldürerek kendine yer açar” diyerek noktayı koyar. Çünkü ona göre, sanat kendini öldürerek yenilemezse önce çürümeye, ardından sanatla dahi ilgisi olmayan insanları, pis kokularıyla ürkütmeye başlar. Görüldüğü gibi Tıp fakültesinden ara sıra doktor çıkıyor. Bu blog, durup durup, yeniden yeniden, ara ara, düşünerek düşünerek, okunmalı okunmalı.
Meral Yağcıoğlu’nun “Güneşini soldurmadan” 12 Eylül 2007 tarihli bloğuna dalıverin. O telaşın, o kaygının güvercin kanadına yüklendiğinde nasıl değişime uğrayarak yüreklerinize uçuverdiğini göreceksiniz. Fazla acele davranmayın. Günce 2007 yılından beri orada. Ama sakın geç de kalmayın “hiç tanımadığınız bir adamın çiçeğine”.