- Kategori
- Blog
Dikkat bloglarınıza yorum var(4)

“Dikkat Bloglarınıza Yorum Var”ın ilk üç bölümünde; İzmir-mavilim, Sevda Işıklı, Alesta, Yağmur Zamanı, Yprkck, Akdenizli, Meral Yağcıoğlu, Rosemoon, Hemera, Ahmet Çeliksüngü, Mehmet Eren, Nilgün Çakıcı, Çiğdem Altınöz, Ali Gülcü, Beenmaya, Başak Altın, Saklantı, Karga, Alev Meisel, Muzaffer Cellek, Ayna ve Şükriye Kayhan yer aldı.
Serimizin dördüncüsünde
1.Arif Öğütçü
2.Ayrıntıda Gezinmek
3.Carolina Isolabella Özgün
4.Nerissa
5.Tijhal
6.Nezom
7.Sema Çürük
8.Esma Kahraman
9.Homeros
10.Sabiha Rana
11.Mustafa Mumcu
12.Oğuzkan Bölükbaşı’nın bazı güncelerini paylaşmak istiyorum
Arif Öğütçü: Çok eski olmaya bir tarihte dünyaya geldiğine göre, tarife gerek yok. Mesleği muhasebe olduğuna göre, yazılarını aritmetik süzgeçten geçirmiştir. Bu kadar bloğu bir sene bile olmayan bir zaman diliminde öğüttüğüne göre; başta da söylemiştim tarife gerek yok, o Arif. Ben olsam, 24 Nisan 2008 tarihli “Yıkamazsın beni, sarsamazsın bile” başlıklı şiirine bir uğrardım. Oradan, düşüncelerin karanlık, avizelerin ışık saçtığı günden, evrakları teslim ettiği 3 Aralık 2007 tarihli “Genç emeklinin günlüğüne” geçerdim. Arif Öğütçü’de isyan eksik gibi, kabullenmiş; kabulümdür.
Ayrıntıda Gezinmek. Önce bir soluklanalım. Ardından, hançereden bütün boğazı yırtıp bademcikleri karşıki duvara yapıştıracak şekilde avazlanalım, bağıralım ki, ciğerin yolladığı soluk yüreğe uğrayıp derinlerde bir yere sıkışıp kalan “aşkı” sarmalasın. Ayrıntıda gezdiğine bakmayın, 3 Mayıs 2008 tarihli “Acı altı repliklerinde” “tamda diz kapağının arkasında teni kaçmış bir çorap gibi sırıtıyordu hayat” derken “gözlerini uzaklarda unutmuş bir adam”ın nereye takılıp kaldığını bize en açık biçimde anlatabilir. O adam için de rahatlıkla 7 Mayıs 2008 tarihinde yaptığı gibi “Adam nedir? Ne işe yarar?” diye sorar, böylelikle yaygın bir inanışla “aşk” sanılan uzantımla başımı belaya sokar. Aşkı “o” dokuyor, siz okuyun.
Carolina Isolabella Özgün, 1 Mayıs 2008 tarihli “Ne oldum” adlı şiiriyle, nar oluyor, kar oluyor, bir açıyor, bir soluyor; Simli zamanlara dokunuyor. Varlığa aş, sakinliğe nehir, melteme çapar olanları kucaklıyor. “Üç elmas bir can”, “Obsede duygular”, onun okunulası duygularıyla yüklü metinleri. 6 Nisan 2008 tarihli “Nü’an”da çığlık çığlığa, “Ağlayan sözler var döküldükçe ağızdan; ağlayan ve ağlatan” derken, “bendeki biz”de “mahkum gibi düşünüyor”. 27 Aralık 2007 tarihli “Teşekkür ederim…” başlıklı yazısı ile “kendime inancımı sorgulamam için verdiğim sınava…” diyerek “Bitmez tükenmez çoklu yalnızlığıma hediye ettiğin dostluğa”, “teşekkür ederim, minnetim sonsuz” deyişiyle bitiriyor. Bunlar benim seçkilerim. Ama baştan aşağı okuyunca benim yaptığımı yapacaksınız; ona teşekkür edeceksiniz. “Carolina Isolabella Özgün”, paylaştığın için teşekkür ediyorum.
Nerissa, “Yelkeni camadana vurmakta kullanılan bir bağlama çeşidi vardı” diye başlar 7 Şubat 2008 tarihli “Üç küçükler” denemesine. Halk arasında kullanımıyla bunlara “gemici düğümü, yelkenci düğümü, denizci düğümü” de denildiğinden bahseder. Fazla okunmak gibi bir kaygısı olmadığı için tanıtımda bloğunun bu satırlarla görüneceğini bilerek, çünkü onun için “uyurken depreme yakalanmak” bunu fark etmemektir, okurundan yazısının devamını yakalamasını ister. Bloğu yalın haliyle sevenler, son paragrafta Nerissa’nın “bağlamasının sesini yükseltmesiyle” birlikte “AB ve USA’nın oyuna kalkan ilk çift şeref konuğu olarak tribünündeki yerlerini aldıklarını” görüverirler. “En güzel göz” ile “keşke severken koşulsuz sevebilseydik” satırıyla başlayan, “hayata dair” günceleri de taşıdığı içerik ve duygu açısından hemen, şimdi, bir kez daha okunmalı gibi geliyor bana.
Çocuk mu, genç mi, orta yaşlı mı, yaşlı mı olduğuna henüz karar verememiş bir “Tijhal” var karşımızda. “du-yar-lı-yım” başlıklı yazısı, 18 Mart 2008 tarihli. Yazısında, sözcüklerin sık tekrarlanmasıyla anlamlarından nasıl uzaklaştığını, sıradanlaştığını örnekler vererek anlatıyor. Verdiği örnekler de az buz değil; “aşk, laiklik, dostluk, demokrasi… “ Ama onun asıl taktığı alt yapısını “bilinç” ve bilinsizlik”in oluşturduğu, ne yazık ki “sık tekrarlanmasıyla anlam kaybına uğramış sözcükler arasına” artık “katılan” “duyarlılık”. Söylemlerinin akademik bir yanı var. “Ah bu İzmir’in havaları, insanı baştan çıkarıyor. Uykulu gözlerle pencerenin hem panjurunu hem de camlarını sonuna kadar açtığımda, içeri dolan temiz havayla birlikte, masmavi bir gökyüzü, güneşle birlik olmuş çapkın çapkın gülümsüyor” beni vuran, işte Tijhal bu! dedirten, 17 Kasım 2007 tarihli “Feriğim” adlı yazısı böyle başlıyor. “Yeşil erik olmak isteyenler” buyurun okuyun. Okutun.
2 Mart 2008 tarihli “Kadınlar ne ister” güncesiyle, içimden “ne istemezler ki” bıkkınlık cümleciğini geçirten Nezom, yüreklerinde taşıdıklarıyla kocaman bir dünya olan kadınları aslında “anlamanın zor olmadığını” yazısıyla belirtiyor. Sonra bu istekleri 22 satıra sığdırıveriyor. “Bütün kadınlar özeldir, ve bütün kadınlar çok ama çok güzeldir” diyerek güncesini bitiriyor. “Dokunun… dokunmaktan korkmayın ne olur. İnsan insana dokunmalı, sevdiğini söyleyebilmeli…” çığlıklarıyla başlayan 21 Kasım 2007 tarihli “Sevgiye dokunmak” başlıklı yazısı ise, sevgi dokunmaktır diyebilen herkesin okuması gereken bir metin. “ Hayata dair” ve “Bahar geldi” adlı metinlere de uğramayı sakın unutmayın.
Sema Çürük’ü, 6 Mart 2008 tarihinde penceresinin kıyısında yağmuru seyrederken yakaladığımda “Yağmurun gözyaşları” adlı şiirini yazıyordu. “Yavaş yavaş üzerine bir ağırlık çöktüğünü, göz kapaklarının ağırlaşıp uyu artık dediğini, ve damlaların melodisine dalıp gittiğini” fark ettim. Ama, 29 Kasım 2007’de “içinde sakladığı suskunluğu duyurmak istediği çığlıklarıyla” “Susarak sesleniyorum” diyerek haykırdığını zaten biliyordum. “Bende ki seni yok edemezsin”, “Yazarın hayatı sıradan olmamalı”, “Umursamazım”. Bütün bunlar benim seçtiklerim. Sizin içinse toplam 464 metin var. Hadi bir yerden başlayın!
Esma Kahraman hayatı pek ciddiye almadığını söylüyor. Oysa yazıları bize, oldukça ciddiye alınan bir hayat ve çok ama çok ciddiye alınan bir emekle karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor. “Bir zamanlar düşlerim böyle dağınık değildi, saçlarım gibi. Böyle değildi karabasanlara emanet” cümleleriyle başlayan 4 Mayıs 2008 tarihli “Düş gezgini” adlı güncesi, “ziyan oldu hep, kelebek düşlerim” cümlesiyle bitiyor. Belirtilen cümleler arasında ciddi bir yaşanmışlık vardır ki, o da hayattır; emek ise adıdır, işlenilen oyanın. “Kadınlar erkeklerde ne bekler”, “Erkekler Kadınlardan ne bekler”, ”damat neydi bizim kızın suçu” ve 5 Mayıs 2007 tarihli “Hayallerim ve ben”e mutlaka uğranmalısınız. “Hayallerimi çalmışlar, çalmış kaçmış insafsızlar, bu korkular çocukluktan miras bana” gel de okuma. Hayat bu kadar ciddiye alınır.
Homeros’un Galatasaraylı olanı, toplam blog sayısı 850, kayıt tarihi 17 Ocak 2007. “Zam yağmuru ve toplum”u 2 Ocak 2008 tarihinde yazmış. Konu yapılan zamlar. Soruyu sormuş; “peki ne olacak şimdi?” Cevabını da vermiş: “Canlı organizma olan toplumun uyanışını bekleyeceğiz.” Tekrar bir soru: “Ne zamana kadar?” “İşte o tam bir muammadır! Bilinmeyen dersek doğru olur”. 9 Kasım 2007 tarihli “Vay Başımıza gelenler” de Dağlıca katliamındaki ihaneti gözler önüne serer. “Aşk hikayesi” serileri, “Zorunlu din dersi” üzerine yazıları okunmalı. Bunca blog içinden seçmemi beklemeyin. İzlediğim yolu izleyebilirsiniz: Bir hafta 10 tek, 1 hafta 10 çift bloglar. Bu arada günceli kaçırmamak için günlük bloglarını da okumaya devam etmelisiniz. Homeros işte, nerede ne zaman duracağı belli değil; gezip duruyor. Onunla bu geziye mutlaka çıkın.
2 Eylül 2007 tarihli “Acı bir ‘Aşk Hikayesi’ ”nde “ilişkilerimizi düşündüğümüzde, yanlış mı doğru mu dediğimizde, ilk aklımıza gelen bizi acıtan ilişkilerimizdir. Çünkü; yeri hala kanıyor ve acıyordur” diyor Sabiha Rana. “Kimse kimsenin gönlünü ve dürüstlüğünü seçmeyi düşünmez”. Bunu da ya cahilliğimizden ya çok bilmişliğimizden yaparız. Rana, bloğunda parasız, tek derste adam olmanın yollarını öğretiyor. Tamamının altını çizerek okuduğum için yazamam, öneririm. O denizi yunuslarla karışlayan birisi. Buyurun. Okuyun. Kızı için kaleme aldığı “Kalp meleğim” isimli şiiri es geçmeyin, Çingen Sabiş’in yorumlarına kulak misafiri olun, “Onlar KOCAMAN çocuklar” günceleriyle cıvıldaşın, “Yarım kalmayalım” şiiriyle “duygularınız”, “bir gece yine yıldızlarda asılı kalır” diye “korkun”. Okuyun. Ama nereden başlayacağınıza siz karar verin. Rastgele.
Mustafa Mumcu, Hakkımda bölümündeki yazısında, “hepimiz her hatayı görmezden gelirsek, ülkemiz körler ülkesi olur” diyor. “Youtube yine yasaklanmış” yazısını bu hatayı gören sadece 52 kişi okumuş. Hiç olmazsa gören birileri var demeli miyiz? Yazılarına geçersek; 9 Mart 2008 tarihinde kaleme aldığı kapı zilini olur olmadık zamanlarda çalan “Mahallemizin çocukları” ben de çok özel duygular yarattı. Bu duyguları burada açıklamak birkaç günceye mal olabilir. Bu yüzden okuyun. Okuyun, okuyun. Okutun. Kendini sevimsizleştirdiğini belirttiği “Yazım hatalarını” içeren blogları ders niteliğinde, “Türkiye’de kadın olmak zor”, “Mezar taşlarındaki komik yazılar”, “Şeyh Edebali ve Osman Bey’e nasihati” ile “Başkalarını değil kendimizi değiştirelim” yazıları ve “Görücü usulü kız istedik” serisi benim seçkilerim. Arkadaşlara, günceli kaçırmadan eski yazılarını da okuyabilmek için Mustafa Mumcu ile görüşmeleri tavsiye edilir.
Oğuzkan Bölükbaşı, 21 Nisan 2008 tarihli “Mutlu erkek isteriz” başlıklı yazısında, “mutluluk kadınsı bir kelime mi” diye soruyor. “Sanki erkekler hep mutlu mesutmuş gibi, nedense erkeklerin mutluluğu üzerine hiç yazılıp çizilmez” dedikten sonra duruma bir açıklama getiriyor; “Galiba” diyor “ataerkil yaşam tarzı erkeğin sevgisini göstermeyi engellediği gibi, mutlu olmasını da ayıp saymış”. Hep acı çekenin erkekler olduğunu ifade ederek örnekler veriyor. Yazısının sonunda da bir önerisi var. Okuyan bu öneriyi görür. “Nereye takılır kalır dudakların iz bırakmadan?/ Senin izini sürmektir belki hayatın sebebi/Bulmuşken kaybetmeden/Ne çok şey varmış aklımın bilmediği” dizeleri kendisinindir ve 27 Mart 2008 tarihli “Hayatımızda şiir yoksa uzlaşma da yoktur” başlığıyla verilen yazısından alınmıştır. “G. G. Marquez ve Hüseyin Üzmez”, “Kod adı 33”, “Konumuz aşk”, “Kelebek etkisi” ve ”Büyük göç ne zaman” benim çok sevdiğim günceleri. Siz başka yazılarını da beğenebilirsiniz...
Not: İsimlerini daha sonra açıklayacağım 17 arkadaşımıza “DİKKAT BLOGLARINIZA YORUM VAR (5)” bloğunda yer vererek 50 rakamına ulaşmak istiyorum.