- Kategori
- Gündelik Yaşam
Dildeki aymazlık ve bir cumartesi yazısı
Merhaba bu sabah İstanbul’da hava güzeldi. Şimdi eve geldim ama bilemiyorum bundan sonra ne olur! Malum İstanbul’un havası belli olmaz! Adı çıkmış bir kere.
Bugün piyano dersim çok güzel geçti benim kızım yaşımdaki hocam bana “Bravo çok güzel çalışmışsınız, haftaya da şuraları çalışın gelin” dedi. Nasıl sevindim anlatamam. Eve dönüşte parmaklarımla hayali piyanonun tuşlarına basarmış gibiydim. Piyano benim çocukluk aşkımdır. Tıpkı cumartesiler gibi..Ve bugün cumartesi ben bir piyano dersinden çıktım. Nasılda sevindirik oldum anlatamam. Biz çocuk yaşlardayken Ankara’daki ilkokulumuza Konservatuardan gelip öğrenci seçmişlerdi. Zira Türkiye’de henüz böyle bir eğitime kimse sıcak bakmıyordu. Gerçi hala öyle ya , neyse konumuz bu değil. Uzatmayayım. Beni beğendiler. Artık hangi bölümün öğrencisi olacaktım bilmiyorum ama eve yazılı davetiye gönderdiler. Kızınızın okulumuza gelmesi uygundur diye..
İlkokul öğretmenim bana bir zarf içinde verdi. Bende annemle babama teslim ettim. Tabii ben 9 yaşındaydım ama 5 ve 2 yaşlarında iki küçük kardeşime kim bakacaktı? Annemin ilgilenmesi imkansızdı. Yatılı kısmına göndermekse hiç istemiyordu annem! O yüzden, benim sanatın o dalı ile ilgili hayalim, o gün noktalanmış oldu. Ama piyano ve bale sevgim hiç solmadı. Balerin bir kızım var ve bu beni çok mutlu ediyor ancak piyano eğitimi dediğimiz şey alınabilir bir şeydir. Yaş çok fazla önemli değil. Yeterki insanda istek ve azim olsun. Bugünkü neşeme bakarsak bu iş olacak gibi. Zaman ne gösterir bilinmez tabii.
Zaman dedimde, hangi tür bir zaman evresinden geçiyoruz pek bilemiyorum ama burnumuzu tünellere sokup çıkaranların aklı evvelliğine işimizi bırakırsak, zıvanadan çıkacağız. Az önce durakta yanıma 60 yaşlarında şirin bir Kürt hanım oturdu ve onunla olanlar ile kaç gündür yapılan haberler bana bunları düşündürdü. Kadıncağız giyimi kuşamı ile bildiğimiz güzelim Anadolu kadını. Eline tutuşturulmuş bir kağıdı bana göstererek ne yazdığını merak eder tarzda ama anlayamadığım bir lisanla konuştu. Alnında yazmadığı için, o zaman Kürt olduğunu anladım. Ben ve birkaç genç kız bu kağıtta neler yazdığını ve içindeki kese kağıdında çiçek tohumları olduğunu bir türlü anlatamadık. O bizi anlayamıyor ve kendi lisanıyla konuşuyordu ve biz onu anlayamıyorduk. Aklıma çok eskiden bir öğrencimin velisi olarak karşıma dikilen babaannesi ile olan konuşmamız geldi. Kadıncağız kesinlikle Türkçe konuşamıyordu ve ben ordan bir Kürt öğrencimi çağırıp, bize tercümanlık yapmasını istemiştim. Ancak o da kadıncağıza derdimizi anlatamadı ve kadında bizi hiç anlamadan evine geri döndü.Kadına nasıl bir dil eğitimi verilmişti anlamadım. Nece konuşuyordu? Hiçbirşeyce! Aynı şekilde kızımın bale eğitmenleri olan bir kaç Fransız madam var ve onlarla da kızımın durumunu konuşmakta zorlanıyorum. Bir arkadaşım bu madamlara sinirlenerek şöyle demişti; “Bunlar 6 yıldır burda yaşıyor ve bir kelime Türkçe öğrenmek zahmetinde bile bulunmuyorlar. Bu nasıl bir aymazlıktır. Türkiye’de yaşıyorsun, ekmeğini yiyorsun ve Türkçe bilmeden yaşayıp gidiyorsun. Olacak iş değil! Biz olsak Fransa’ya gidip 6. ayda öğreniriz utancımızdan. Bunların umurlarında değil. ”
Hak vermemek imkansız. Peki o madamlara 6 senedir burada yaşayıp öğrenemedikleri için kızıyoruzda, en az 60 yıldır bu topraklarda yaşayıp, üstelik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayılan binlerce Kürt niye burnundan kıl aldırmıyor. Bir bilen bana bunu aklı selim bir şekilde izah etsin Allahaşkına! Böyle bir yaşam süren kişi bulunduğu topluma nasıl ayak uydurur, bunun mantıklı bir açıklaması var mı?
Bugünde kafamdaki sorularla geçti günüm.
Hepimize güzel günler dilerim.
Ataşehir Haber Servisi
Berrin Aksu