- Kategori
- Eğitim
Dilimizde özleştirme çalışmaları

Türk Dil Kurumunun, dilimizde öze dönme çalışması nedeniyle basına da yansıyan yabancı kökenli sözcükler yerine kullanılması gereken karşılıkları, belirten listeyi çok olumlu buluyorum. Bu konuda Milliyet Blog sayfalarında, Dil Eğitimi kategorisinde " Uydur uydur söyle" başlıklı bir yazı yazan Ahmet Seven'in bu konuda yazmış olduğu yazıyı da çok yadırgadığımı belirtmek isterim.
Ahmet Seven'in anlayışı, bir zamanlar "tayyare yerine "uçak" diyenlere karşı çıkışa benziyor. O zamanlar da, bazıları uydur uydur söyle demişlerdi.
Cumhuriyet döneminde yapılan dil çalışmalarına, Atatürk'ün bizzat katıldığını biliyoruz.
Atatürk'ün, özellikle geometri terimlerini Türkçeleştirerek, öğrenmeyi kolaylaştırdığı gibi, dilimize de büyük emeği geçmiştir.
Düşünün ki bir öğrenci, "eşkenar üçgen" yerine, " müselles-i mütesâviyul adla" demek zorundaydı. Hiç bir Türkçe köke dayanmayan bu terimleri öğrenmekte öğrencilerimiz güçlük çekiyorlardı.
Dildeki özleşmeye, Türkçeleşmeye tarih boyunca karşı çıkanlar olmuştur. Bu karşı çıkanlar, uydurma dedikleri sözcükleri kendileri de daha sonraları kullanmak zorunda kalmışlardır.
Basına da yansıyan çalışmalardan bir kaç örnek aşağıya çıkarılmıştır.
Terörist = yıldırıcı
İdealist = ülkücü
Afiş = ası
Ajanda = andaç
Aktivite = etkinlik
Aktüel = güncel
Amblem = belirtke
Ambulans = cankurtaran
Amortisman = yıpranma payı
Arşiv = belgelik
Atölye = işlik
İpotek = tutu
Aspiratör = emmeç
Asparagas = uydurma
......ve daha bir çok yabancı kökenli sözcüklere- terimlere- Türkçe karşılık bulunmuş. Bu bulunan karşılıkları, zaten çoğumuz kullanıyoruz. Güncel, etkinlik, ülkücü, cankurtaran, tutu, uydurma , işlik, yıpranma payı kullanılan sözcükler.
Eğer dilimizde özleşme, öze dönme olmasaydı, Türkçemizden eser kalmazdı. Osmanlı'nın konuştuğu dil Türkçe değildi. Osmanlıca sadece saray ve çevresinde resmi yazışmalarda kullanılan bir dildi. Arapça, Farsça, Türkçe karışımı çorba bir dildi. Tüm bunlara karşın halkımız kendi dili Türkçe'yi kullanıyordu. Yunus Emre, Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi...Biz bugün, Karacaoğlan'ı, Yunus Emre'yi anlıyoruz ama Fuzuli ve Nedim'i anlamıyoruz. Türkçe yazanlar yaşıyor.
Atatürkle başlayan dil devrimi sayesinde, Lisan-i Osmani'den Türkçe'ye geçebildik.
Cumhuriyet dönemi bir çok yazarımız da, dilimizdeki özleşmeye büyük katkıda bulunmuşlardır. Zamanla kitaplarında kullandıkları Türkçe sözcük oranları hızla artmıştır.
Kâmile İmer'in yaptığı bir çalışmada:
1931- 1965 yılları arasında yayımlanan, beş büyük gazetenin, Türkçe kullanım oranları yıllara göre şöyle:
1931 yılınd, % 35
1941 yılında, %48
1951 yılında, %51
1961 yılında, %56
1965 yılında, % 65
1965 yılından günümüze kadar bu oran hızla artarak % 80'lerin üzerine çıktı.
Sait Faik, 1936 yılında yazdığı, "Semaver" adlı kitabında kullandığı Türkçe sözcük oranı % 75 iken, daha sonra yazdığı, "Lüzumsuz Adam" kitabında bu oran % 82,5' a çıkmıştır.
1950 yılında, Demokratik Parti iktidarı döneminde bu özleşme çalışmalarına karşı çıkılmış. Hatta daha önceleri 1945 yılında, Türkçeleştirilen anayasa dili, tekrar geriye çevrilmiştir. Örneğin:
Toplanır: "Temerküz eder",
Eliyle: "Marifetiyle
Katılmak: "İltihak etmek" şekline çevrilmiş.
Zaman içinde bu geriye dönüş tutmamış, dilimiz kendi özüne doğru hızla yol almaya devam etmiştir.
Doğrusu da budur. Ulus olmanın gereği de budur. Dilini kaybeden uluslar, ulusallıklarını da kaybederler.
Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın dediği gibi, "Türkçemiz, ses bayrağımızdır.


