​ Din istismarında son perde / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '11

 
Kategori
İnançlar
 

Din istismarında son perde

Din istismarında son perde
 

çocuk ve kara kedi


“Eskimez Kitap” Kur’an’ın yorumcuları sadece eskide kalmış kimseler olabilir mi, ya da yanılmaz fizikçi-kimyacı-tarihçi-sosyolog ve benzeri gibi yanılmaz ilahiyatçı, yorumcu olabilir mi? 

Kendi çağlarının büyük bilginleri, filozofları olan Arşimet’in veya Eflatun’un talebeleri olup onların bildiği kadarını ezberleyerek bilgimizi artırabilir miyiz? Kendi konusunda büyük bilginlerin, örneğin, Einstein’ın mezarını ziyaret ederek veya resmine bakarak sınav geçebilir, onun ulaştığı bilgi seviyesine ulaşabilir, ya da evrenin yeni sırlarına ulaşabilir miyiz? 

Aynı şey din adamları için de geçerli değil midir? Her şeyi bilen bilim adamı olmadığı gibi, bütün sırlara erişmiş bir din adamı olabilir mi? O kişinin Allah katındaki durumunu, hangi günahlarının affedileceğini bilebilir miyiz? 

Diyelim ki, şehittir, cennetliktir. Onu araya koyup Allah’tan bir şey dilemek, ya bizim hakkımız olmayan bir şeyi Allah’tan bizim adımıza alması için, ya da hakkımız olan bir şeyi Allah’ın vermeyeceğinden korkarak, bize vermesi için kullanmamız o kişiyi amiyane tabirle torpil olarak kullanmak, İslami terminolojiye göre, şirk aracı yapmak değil midir? 

Başkasının hakkını hak edene değil de torpil sahibine vermek veya hak ettiğini vermemek sonucu doğuran bu tutum Allah’ın adaletine aykırı, ismi “Hakk” olan hakkın ve hukukun kaynağı, belirleyicisi olan güce hakaret değil midir? 

İnsanların yaptıklarını örnek alabilir, yazdıklarından öğrenebiliriz elbette, ama bu onları kutsal ve yanılmaz veya bir şeylere aracı yapmaz!  

Kur’an’a göre, öğrenilmesi gereken “kitap” yaratılmış düzenin, en küçüğünden en büyüğüne tümüdür. Ve Kur’an “eskimez kitaptır. 

“Zerreden daha küçük veya daha büyük hiçbir şey istisna olmamak üzere, her şey apaçık bir Kitap’ta belirlenmiştir.”(Sebe, 58/34, 3) 

“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri eğlenmek için yaratmadık. İkisini de sadece gerçeği göstermek üzere yarattık. Ama onların çokları bilmiyorlar.” (Dühan, 64/44, 38-39) 

“Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçip giderler de dönüp bakmazlar bile.”(Yusuf, 53/12, 105) 

“De ki’ Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır.”(Zümer, 59/39, 9) 

„Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar.”(Rum, 84/30) 

Allah katında astro fizikçi, biyolog, kimyager de Allah’ın yaratılış kitabını okuyan kişilerdir. Bu bilim adamları, her bildiklerinin doğru mu yanlış mı olduğunu düşünerek, bilimsel şüphe ile gerçeği bulmaya çalışmaktadırlar. Her araştırmacı da yanlışı ortaya çıkınca bunu kabul eder, doğrusunu bilen takdir edilir. 

Bilim sürekli gelişme içinde olduğu için ve bilim adamları yanılabilir oldukları için de bilim ve bilim adamları değersiz değildir. Bilim bu sayede gelişmiştir. Ancak bu sayede yanlışlarımızı düzeltebiliyor, yeni şeyler öğrenebiliyoruz. 

Bu sayede, eskiden sadece bilim adamlarının bildiği pek çok konu bugün orta öğretim ders kitaplarının konusu olmuş, okul kitaplarındaki bilgiler bile eskinin bilim adamlarının bildiğinin çok daha üstüne çıkmıştır. 

Din konusunda ise tam tersi bir inanış söz konusudur. Nedense eskiden yaşamış olanların günümüzdeki ve hatta gelecekteki ilahiyatçılardan daha yetkin olduğuna ilişkin bir saplantı vardır. 

Pek çok kişi bu eski alimlerin ve onların izinden giden şeyhlerin, efendilerin yanlışlarını ortaya çıkarmamak, onları haklı çıkarmak için, açıkça yazan Kur’an ayetlerini bile dillerini eğip bükerek yorumlamakta, gerekirse hadis olduğu iddia edilen sözleri Kur’an ayetleriymiş ve kanıtmış gibi sunarak, çarpıtmakta sakınca görmemektedirler. 

Bu kişilerin, Kur’an’ı -dolayısıyla Allah’ı- yalanlamaktan değil, evliya, ermiş, şeyh vs. lerin söyledikleri ve yazdıkları içindeki yalan veya yanlışlarını ortaya çıkarmaktan korkması bir açıdan anlaşılır bir şeydir: 

Eskilerin yanlışları ortaya konunca, hem yetkisini onlardan alanların yetkisi yok olacak, hem de öncekiler gibi şimdikilerin de yanılabileceği ortaya çıkacaktır! 

Bu da kitleler üzerine Allah’ın yetkilerini kullanarak tahakküm kurmuş, Allah’ın insanlara ayrımsız olarak sunduğu ve kendi yeterlilikleri oranında sorumlu tuttuğu dini siyasi ve ticari çıkarı için kullanan kesimin işine gelmeyecek, saltanatları yıkılacaktır! 

Kur’an mucizevî bir şekilde birkaç yerde Hz. Muhammed’e yönelik eleştirilerde bulunur.  

Dinin Peygamberi bile yanlış yapabilir ve vahiyle düzeltilirken, şeyh, hacı-hoca, din âlimi nasıl yanılmaz olabilir ki! 

Onların yanlışları vahiyle düzeltilmediği için yazdıklarını, söylediklerini mutlaka doğru kabul etmemek, kaynağından, Kur’an’dan, yaşanan çağın bilgisinden kontrol etmek yanlışları ortaya çıkarmak gerekmez mi? Kur’an’la çelişen durumlarda ise, Kur’an’ı yalanı çıkarma pahasına onları değil, Allah kelamı olan Kur’an’ı esas almak gerekmez mi? 

İnsanların dinden uzaklaşmasında zannedildiği gibi dinsizlerin değil, dine hizmet ettiği, din adına yazdığı-çizdiği iddia edilen kişilerin, grupların ve yönetimlerin yaptıkları yanlışların çok daha büyük payı vardır. 

Din adına, Allah adına insanlara zulmetmek, Allah ile kul arasına girip inanca ve ibadete karışmak, hurafeler ve süslemeler insanların dinden kaçışını artırmıştır. 

Katolik kilisesi ortaçağ zulmünü ve Papanın yanılmazlığı inadını bugün pek çok Avrupa ülkesinde halkın büyük ölçüde ateist olmasıyla, eşcinsel kardinallerin varlığını resmen tanımaya, eşcinsel evliklere onay vermeye zorlanmakla vb. ile ödemektedir. Eğer bugünkü uygulamalar devam ederse İslam’ın geleceği de aynı olacaktır. 

Kendisine “ kolay” ve “size kolay geleni okuyun”, “düşünerek oku” diyen, Allah ile kul arasında ölü veya diri aracı kabul etmeyen Kur’an’a , “zor” diye iftira ederek, “sen anlamazsın, kendi dilinde okuma, Arap alfabesi öğren anlamadan tekrar et, ben ne anlatırsam onu Kur’an’dan, din kabul et”, diyerek şirke gönüllü olanlar yüzünden İslam alemi kaos içindedir. 

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz, doğru yolda oldukça sapmış olan size zarar veremez.”(Maide, 110/5, 105) 

“Her benlik kendi kazandığının bir karşılığıdır.” (Müddesir, 4/74, 38) 

Herkes kendi yaptığından sorumludur. Kimse kimsenin seçiminden, yaptıklarından sorumlu değildir. Cennette de, cehennemde de herkese yetecek kadar yer vardır. Şunu yapacaksın, cennete gideceksin diye zorlama hakkı yoktur. Bu sadece dinden kaçışı ve riyayı artırır. 

(Nursi de Büyük Millet Meclisinde Atatürk’e ve milletvekillerine yol göstermek için hazırladığı on maddelik mektubunda yöneticinin namaz kılması gerektiğini, namaz kılmayan yöneticiye, kendisi namaz kılmayan vatandaşların bile itaat etmek istemediklerini belirtir. 

“Vay haline o namaz kılanların/dua edenlerin ki, Namazlarından/dualarından gaflet içindedirler onlar! Riyaya sapanlardır onlar/gösteriş yaparlar” (Maun, 17/107, 4-6) 

Bu yaptığı dini siyasete alet etmeye ve riyaya davetiye çıkarmaktır! İslam’da riya yasaktır. Riya için namaz kılmak, namaz kılmamaktan daha büyük bir suçtur. Kur’an “vay haline namaz kılmayanın” demez. Çünkü zararı yalnız kendinedir. Kimin içten ibadet ettiğini, kimin dindar gözükmek için ibadet eder gözüktüğünü bilen sadece Allah’tır.-Ancak yine de riya olduğu gözle görülür gerçek olan, seçmen tavlamak için aynı vakit namazını iki yerde kılan „dindar“ siyasetçilerin varlığı sır değildir.-Onun için yöneticinin ibadet edip etmemesi değil, adaletle yönetip yönetmediği ve işinin ehli olup olmadığı daha önemlidir.) 

Günümüzde ve sonrasında dinin artık faizsiz ve sonsuz kredi olarak siyasette ve ticarette istismar edilmesine son verilecek bilinç ve iman seviyesine ulaşılmış olması gereklidir. 

İslam ülkelerinin çoğunda görevde bulundukları makamın, devletin ve milletin olanaklarını kişisel çıkarları için kullanarak servet sahibi olmuş yöneticiler sınıfı iktidardadır.  

Yakın gelecek ise, globalizm diye pazarlanan yeniliğe değil, global çapta karışıklıklara gebedir. Dünyanın hemen her yerinde dengeler bozulmuş, sosyal devletlerde bile zengin daha zengin olurken, çoğunluk yoksullaşmıştır. 

Dünyanın kaynakları talan edilmiş, hava, toprak ve su kirletilmiş, kazanç hırsıyla dengeler bozulmuştur. 

Geleceğin getireceği doğal felaketler, kıtlık, kargaşa olacaktır. 

Bu dönemde artık dindarlık görünümü altında komisyon, rüşvet alan, mal biriktirmek için fırsatçılık yapan, gösteriş içinde yaşayan, halka dindar gözükmek için alkol, örtünme, görünür ibadet gibi konularda titizlenen riyakarlar değil; gerçekten adil, halkın malını yemeyen ve yedirmeyen, var olanı gereğince bölüştürmeyi bilen, enerjisini hiç değilse kalanı kurtarmaya ve yapabildiği ölçüde diğer ülke halklarına yardıma harcayan yöneticilere ihtiyaç vardır.  

Artık pazarlamanın nasıl yapılacağı değil, var olan kaynakların kullanılması ve kurtarılması önemli olacaktır. Bu konuda güçlü devletlere sırt dayamak çözüm değildir. Unutulmamalıdır ki, felaketlerden en çok etkilenenler en büyükler olur. Azla yetinen ayakta durabilmek için gerekeni daha kolay bulur. 

(Geçmişte de çok fazla besine gereksinim duyan dinozorlar yok olmuş, azla yetinebilecek küçük kemirgenler hem besin bularak, hem saklanarak hayatta kalabilmişlerdir.) 

Globalizm diye kulağa hoş gelen bir isim verilmiş, gerçekte dünyayı uluslararası firmaların yönetimine bırakmak ve açık pazarı haline getirmek için yapılan plana uygun olarak yerinden oynatılan taşların altında tüm dünya kalacaktır. 

İstediği ülkeye istediği gibi yerleşmek için, ülke halkından tepki görmemek için, birlik olarak karşı çıkamasınlar diye yapılan düzenlemeler o ülkelere zarar vermekle kalacak, tezgahçılarına kazandıklarının tadını çıkarma fırsatı vermeyecektir.  

Yıkılmaya çalışılan ulus devlet, özelleştirme adı altında ucuza kapatılmış kamu yatırımları, etnik ve dini temelde bölünen halklar, hiçbir kurumuna, devletine güvenmeyen, güvensiz ve savunmasız bırakılmış insanları, bir yanda padişahlar gibi yaşayan azınlık yaratırken, padişahlar-halifeler ile oyalamak, kahramanlık hikayeleri, menkıbeler anlatmak, kendini kurtarıcı ilan etmeler zannedildiği kadar işe yaramayacak, bu oyun ilelebet devam etmeyeceklerdir.  

“ Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın.”(Haşr, 95/59, 7) 

“Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.”(İsra, 50/17, 16)  

 

 
Toplam blog
: 174
: 4451
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

1958  doğumluyum. Arkeologum. Evliyim. Çocuğum yok. Çalışmıyorum. Yıllarca çalıştıktan sonra, zam..