- Kategori
- İnançlar
Din ve toplum
Türkiye’de farklı inanç gruplarından insanlar, topluluklar olsa da toplumun büyük çoğunluğu kendisini Müslüman olarak nitelemektedir. Konuşmalarda, tartışmalarda halkın % 99 müslüman bir memleket vurgusu sık sık yapılır. Müslümanlık İslam dini olarak nitelenmektedir. Toplumun din anlayışı, dine bakışı ile devletin din anlayışı ve dine bakışı arasında uzun yıllar farklılıklar varlığını devam ettiriyor. Bu farklılık özellikle Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra önemli bir aşamaya geldi. Cumhuriyet dine karşı değildir ancak dinciliğe, dinin siyasete alet edilmesine karşıdır diyenlerle sık sık karşılaşıyoruz.
Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumun köklü bir değişim programına tabi tutulduğunu inkar edebilmek mümkün değil. Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra devletin dine bakışında köklü bir değişiklik olduğu kesin. Cumhuriyet ile birlikte Cumhuriyete kadar olan dönemdeki dinin toplum ve devlet yönetimindeki ağırlığında, konumunda önemli değişikliklere olduğunu görüyoruz. Cumhuriyet öncesi din devletin hizmet alanlarından, iktidar dayanakların biri olarak görülürken Cumhuriyetle birlikte bu konumundan bireyin vicdanına bırakılmış bir olgu olarak görülür hale gelmiştir. Cumhuriyetle birlikte din devletin içinde yer almaması gereken, insanın içsel bir olgusu olarak devletin dışında kalması gereken, kendi haline bırakılması gereken bir olgu olarak görüldüğü düşüncesi yayılmaya çalışılırken alttan alta dine özgü olguların toplumun yaşamından çıkarılmasına yönelik çalışmalar da hızla devam etmiştir. Bu durum 1946 çok partili hayata girilinceye kadar devam etti.
1946 sonrası çok partili hayata geçişle birlikte toplumun değer yargılarına önem verilmesi zorunluluğunun hissedilmesi üzerine yavaş yavaş eski politikalar terk edilmeye başlandı. Ama tamamen de eski politikalar terk edilemedi. Yeni kurulan partiler de geçmişin izlerini kısmen takip etmeye devam ettiler.
Toplumun doğru bir din anlayışı kazanması konusunda resmi çabalar her zaman sınırlı kaldı. Her ne kadar zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri ile güya bireylere din anlatılıyor denilse de bu derslerle doğru bir din anlayışının edinilebilmesi hiçbir zaman mümkün olamadı. İnanç konusu devletin resmi kurumları tarafından doğru bir şekilde öğretilmeyince insanlar yakın çevrelerinde bu konularda hassasiyetini gördükleri kişilerin kapılarını çalıp din ve inanç konusunda kendilerince doğru bilgi edinmeye çalıştılar. Son yıllarda İmam Hatip liselerinin açılması dini eğitim konusunda önemli bir aşama gibi görünse de bu tür okullar uzun bir süre devletin güdümünde din anlayışını yaygınlaştırmada bir araç olarak görülüp gereken güveni kazanmada yetersiz kalsa da hiç din eğitimi verilmemesine göre bu okullar önemli bir eksiği kapatmaya çalıştı. Buna rağmen bu kurumlar dini eğitime karşıt cephe tarafından adeta şeriat üreten kurumlar gibi görülüp yok edilmeye çalışıldı.
Dini eğitime karşıt cephe denilince ülkemizde akla gelen kişiler, gruplar, anlayışlar çeşit çeşit. Sosyal demokrat diye nitelenenler, kendine çağdaş, laik, demokrat, Atatürkçü, Kemalist, Rotaryen diyenler, bürokrasinin üst kademelerine özellikle 1930-40’lı yıllarda aldıkları eğitimin bir sonucu olarak girenler, köy enstitüsü eğitimi alanlar, inanç kılık kıyafetle olmaz, önemli olan insanın kalbidir diyenler, Türkçe Ezan, ibadet taraftarları, üniversitelerde belirli kürsüleri ellerinde tutanlar, askeri eğitimden geçerek özellikle askeri okullardan yetişenler, Aleviliği kendilerince yorumlayıp Arap İslamı/Türk İslamı ayrımını yapanlar gibi gruplar genel hatları ile bu çeşitlerin başlıcaları arasında sayılabilir.
Bir de girdikleri küçük cemaat grupları dışındaki kişileri beğenmediği için kendilerince dini bir görüş oluşturarak kendi dini anlayışlarını tek doğru görenler var. Bunlar da kendilerinin kabul ettiği dini eğitimin dışındaki eğitimlere karşı çıkanlar var. Onlar da bir bakıma bir diğer karşıt cepheyi oluşturuyorlar.
Toplumda görüntüde yoğun bir dini yaşayış varmış gibi görünebilir. Televizyonlar, gazeteler, radyolar kandil gecelerini, üç ayları, kutsal günleri anmadan geçmiyorlar. Camiler ağzına kadar dolup taşıyor. Hacca gitmek isteyen insanlar yıllar öncesinden sıralara girip kuralar çekiliyor. Ramazan aylarında lokantalar açılmıyor, yine ramazan aylarında ve diğer kutsal gecelerde insanlar sürekli Kur’an okuyup hatimler yapılıyor gibi görünse de tüm bu yaşananları toplumda dini duyarlılığın bir göstergesi, dinin toplum yaşamında daha fazla yer aldığının bir göstergesi olarak algılamak değerlendirme yapacakları yanıltıcı olacaktır. Tüm bu yaşananlara rağmen toplumun doğru bir din anlayışına sahip olabildiğini söyleyebilmek için hala çok erken. Yapılanlar, yaşananlar, görülenler belirli taklide dayalı davranışlardan ileri gitmiyor. Hala toplum din konusunda yeterince doğru bilgilenemiyor. Bireyler sağlıklı bir din eğitimi alamıyorlar. Tersine dini yaşayış yaygınlaştıkça gelenekselleşip yüzeyselleşiyor.
Ahmet Hikmet
eagensea@gmail.com