- Kategori
- İnançlar
Dini belirli zamanlarda yaşayanlar

Birçok insan, belirli zamanlarda ibadet ederek, ara sıra Kur’an ahlakını yaşayarak din ahlakını yaşadıklarını zannederler. Bu kişiler genellikle nefislerinin bencil tutkularının ardına düşerek, dünyevi çıkarlarını gözeterek yaşarlar. Bu durum, insanların kendini aldatmasından başka bir şey değildir. Kur’an’da, bu yaşam tarzını benimsemiş kimi insanların Allah’a ‘bir ucundan ibadet ettikleri’ bildirilir:
İnsanlardan kimi, Allah’a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (Hac Suresi, 11)
İnsan kendi dinini yaşayamaz, yaşaması gereken Allah’ın dinidir. Cahilce, kendi mantık örgülerine göre bir din yaşayan toplumun bireyleri, Kur’an ahlakının gereklerini, yalnızca kişisel çıkarlarıyla uyumlu olduğu durumlarda yaşarlar. Onlara göre, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, sabır göstermek, tevekküllü olmak, hoşgörülü davranmak, ihtiyaç içinde olanları korumak ancak çıkarlarla çatışmıyorsa uygulanabilir. Eğer toplum içinde takdir görülecekse, ibadet etmek ve güzel ahlak özellikleri sergilemekte kendilerince bir sakınca görmeyen bu kimseler, şayet toplumdan tepki alacaklarını düşünürlerse, bu dini sorumluluklardan hiç haberleri yokmuş gibi davranırlar.
Böyle yaşayan kişiler, ahiretin varlığına da kesin bilgiyle iman etmezler. Çünkü yaşamlarının bir kısmını Kur’an ahlakını, geri kalanını ise dünya hayatını yaşamaya ayırmışlardır. Hatta bazen bu kişinin gününün neredeyse 23 saati Kuran ahlakından uzak geçerken, dini yaşamaya ancak bir saatini ayırır. Oysa insanın yaşamı, ölümü, ibadetleri ve kulluğu yalnızca Allah için olmalıdır.
Dünyevi değerlere çok önem veren bu kişiler, sadece belli dönemlerde ihtiyaç içinde olanları korumayı, yoksullara sadaka vermeyi, yardım etmeyi yeterli görürler. Bunlar güzel ve teşvik edilmesi gereken davranışlardır. Ancak bu kişilerin yardımlarındaki asıl amaç, genellikle toplumda ‘ hayırsever’ sıfatı kazanabilmek ve böylece saygın bir yer elde edebilmektir.
En büyük yanılgılarından biri ise, tüm bu çarpıklıklara ve Kuran dışı inanışlara rağmen kendilerinin gerçek anlamda Kuran ahlakını yaşadıklarını öne sürmeleridir. Oysa gerçek İslam ahlakının, bu kişilerin çarpık mantık örgüleri üzerine kurdukları sapkın yaşamlarıyla hiçbir ilgisi yoktur.
İnsanların Değil, Allah’ın Rızası
Salih müminler, her durumda, okula da gidiyor olsalar, ticaretle de uğraşıyor olsalar, tüm gün evde de bulunsalar, hasta ya da sağlıklı da olsalar yalnızca Allah’ın hoşnutluğu için yaşarlar. Çok açıktır ki, samimi müminlerin yaşamında “biraz Allah rızası için, biraz nefsi için” gibi bir ayrım asla yoktur. Yaptıkları her işte yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanma çabası vardır.
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)
Samimi inanan, yapacağı davranışları ve sözlerini ‘mantık süzgecinden’ değil, tam bir mümin hareketi ve mümin ahlakına uygun olup olmadığı konusunda süzgeçten geçirir. Her adımında ”cennette böyle bir tavır içinde olabilir miyim?” diye düşünerek Kuran ahlakına uygun tavırlar sergiler.
Yaşamı Allah rızası temeli üzerinde kurmak, toplumdaki bazı kimseler tarafından ‘hoş’ görülmeyebilir. Ancak gerçek dinde kıstas, 'insanların hoşnutluğu' değildir. Gerçek iman sahibi olan insan, çevresindeki bazı kişilerin nefislerini rahatsız etmemek ya da onlara hoş görünmek adına asla Allah'tan uzaklaşmaz. Ahirette Rabb’inin huzuruna tek başına çıkacağının ve dünyada yapıp ettiklerinden tek başına sorgulanacağının bilincindedir. Toplumdaki insanların, onun yaşam tarzından hoşnut olup olmalarının, kişiye hiçbir şey kazandırmayacağı açıktır.
İnsan gerçek huzur ve mutluluğa ancak fıtratına uygun din ahlâkını yaşayarak kavuşabilir. Aksini düşünenleri ahiretten önce bekleyen hayat, "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Taha Suresi, 124) ayetindeki ifadeden anlaşılacağı üzere, 'sıkıntılı bir hayat'tır.
Kur’an’a tabi olan müminler, Allah’a duydukları içli saygı, sevgi ve korku nedeniyle, her ibadeti gönülden yerine getirmeye çaba gösterirler. Batıl gelenekleri ya da alışkanlıkları nedeniyle Kur’an hükümlerini göz ardı etmek, müminler için asla söz konusu olmaz. Onlar Kur’an ahlâkını yaşamak için nefislerine değil, Allah’ın buyruğuna uygun olanı seçer ve dini ‘bir ucundan’ değil, tam olarak yaşarlar. Allah’ın Kuran’da emrettiği ve Peygamberimiz’in (sav) hayatı boyunca yaşadığı ahlâk budur. Bu, gerçek Kur’an ahlâkıdır; onun yoluna uyanların da yaşadıkları ahlâk budur…
İlk Yayın Burhan Dergisi