- Kategori
- Güncel
Dinimizin "icabatını" öğrenme yeri, annelerimizin babalarımızın kucakları mıdır; yoksa "okul" mudur?

Bu ders, genel konuları içermeli; her hangi bir "dini" öne çıkarıp onu "din dersi" haline getirmemelidir.
BU KONUDA, M. KEMAL ATATÜRK, NE DÜŞÜNÜYORDU ACABA?
M. Kemal Atatürk, 31 Ocak 1923 günü, İzmir'de halk ile bir konuşma yapıyor. Oldukça uzun bir konuşmaydı. Konuşmasını, genel olarak, 3 kadın ve 19 erkek kişi tarafından sorulan 30'dan fazla soruya verdiği cevaplara dayandırmıştı. Konuşma, tamamen toplumsal içerikliydi. Kadın ve erkeğin, toplum içindeki konumundan ve de kadının tesettürünün, daha modern olması gereğinden de söz etmişti bu konuşmasında.
-- Atatürk, "medreseler" hakkında sorulan bir soruya şu cevabı vermişti, özetle :
"...Hepimiz müsaviyiz, dinimizin ahkamını mütesaviyen öğrenmeye mecburuz. Her fert dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir(1) diyor.
x x x
Aradan ancak 45 gün geçmiştir. Bu kez, M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923 günü, Adana esnafı ile bir konuşma yapmıştı. Konuşmasının önemli bir bölümünü de, dinimize ve dinimizin bazı güzel ve faydalı getirilerine ayırmıştı...Özellikle de Cuma gününün tatil olmasının faydalarından söz etmiş ve bunun, "şeriatın da emri icabı" olduğunu söylemişti. Bu konuşmasında "din eğitimine" de değinmiş ve şöyle demişti :
-- "Elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız. Bizim, dinimizin icabatını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esasatını anlatmaya kafidir"(2)
x x x
Sanırım fark ettiniz; Atatürk, 45 gün önce İzmir'de halk ile yaptığı konuşmada, dinimizin öğrenme yeri, "mekteptir" diyor; 45 gün sonra Adana'da yaptığı konuşmada, "dinimizi öğrenmek için analarımızın, babalarımızın kucaklarında öğrettiklerinin yeteli" olduğunu söylüyor.
NOT : M. Kemal Atatürk'ün, aynı konuda farklı iki sözlerinin nedenini uzun uzun anlatacak değilim...Bunun için, "Atatürk'ün kişiliği ve düşünce yapısı" başlığı altında 5 blogluk(3,4,5,6,7 Kasım 2008) ; ve "Atatürk'ün devrimci kişiliği" başlığı altında yazdığım 3 blogluk(1,3,5 Ararlık 2008) tarihli dizi yazılarımı okumanızı salık veririm.
x x x
Atatürk'ten günümüzde, "din eğitimi" tartışmaların ve uygulamalarda farklılıklarını nedeni, Adana'da söyledikleri değil; İzmir'de söylediği olmuştur. Çünkü, din eğitiminin okullarda verilmesine başlanınca "laiklik" ilkesi devreye sokulmuş ve "din eğitiminde" sıkıntılar başlamıştır...
3 Mart 1924 Tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, farklı bir şekilde yorumlanarak, "din eğitimi"nin, "genel eğitim" içinde yer almasının bir sakıncası olmadığı söylenmiştir. Bu düşünce ve bu düşünceden kaynaklanan girişimler giderek artmış ve her türlü dini yayının ilk ve orta öğretimde yardımcı kaynak olarak okunmasına imkan tanınmıştır.
Bu kadarla da kalınmamış, buğum Anayasa'nın koruması altında bulunan 3 Mart 1924 tarihli "Tevhid-i Tedrisat Kanunu" farklı şekillerde yorumlanarak, hem "din eğitimi" devlet okullarında öğretilir hale getirilmiş; hem de, bu konunun 4. maddesinin açık hükmüne rağmen gereğinden fazla "imam hatip okulları" ve "Kuran kursları" açılmıştır.
Hatta, bu konuda o kadar ileri gidilmiştir ki, "...Şayet 'din eğitimi' veya 'Kuran kursları' bu kanuna -- Tevhid-i Tedrisat Kanunu -- ters düşüyorsa, yanlış olan, 'din eğitimi' değildir; Tevhid-i Tedrisat Kanunu'dur"(3) bile denmiştir.
NOT : Bu kanunun 4.maddesi, aynen şöyledir : "din uzmanlarının yetiştirilmesi amacıyla, üniversitede bir ilahiyat fakültesi, imamlık ve hitabet gibi din hizmetlerinin görülmesini sağlamak ayrı mektepler açılacaktır".
Bana göre, açılacak "ayrı mekteplerden" kasıt, halkın dini hizmetlerini karşılamak ve halka(özelde cami cemaatine) yeterli din bilgileri verecek "imam ve hatip" yetiştirmektir. Bu yorum, Atatürk'ün, hem İzmir'de hem de Adana'da halkla yaptığı konuşmaya uygundur.
SONUÇ :
Demokrasi tarihi, bireysel alanın genişlemesi, kamusal alanın daralması biçiminde gelişmiştir. Laik bir devlette din ve vicdan özgürlüğü bireysel alan kapsamındadır. Din öğretimini kamusal alana aktarılması, temel hak ve özgürlükleri zedeler. Dinsel alanın devletçe düzenlenmesi, ister istemez çok sayıda inanç kümeleri arasında, devletin tarafsızlığını, dolayısıyla laik niteliğini tartışılır hale getirir.
Türkiye'de din eğitimi, bir devlet görevi olarak kaldığı sürece her iktidar partisi kendi dini görüşünü, resmi devlet görüşü olarak topluma dayatmaya çalışacak ve her değişen iktidar, bu dengeleri kendi lehine bozmak için gayret gösterecektir.
ÖNERİLERİM :
1 -- "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersini, adına uygun öğretilmelidir.. Bir din(örneğin İslam dinini) öne çıkarıp övülmesin; dersin "ahlak" kısmında ise, genel ahlak kuralları işlensin, "İslam ahlakı" diye bir ayrım ve özendirme yapılmasın.
2 -- Bu ders, ilköğretimin ikinci 4'ünden itibaren verilmelidir. Yani, önerilen, ilköğretimim birinci 4'ündeki öğrencilerinin bu dersi işlemelerine gerek yoktur.
3 -- "Hafızlık" devlet okulunun kapsamı dışında tutulmalıdır. Yani, bu öğreti için, okula ara verilmesine gerek yoktur. Bu özel bir öğretidir ve okul dışı zamanlarda öğrenilmelidir.
cdenizkent
------------------------ :
(1) M. Kemal Atatürk, Söylev ve Demeçler-III Cilt, Ankara :Atatürk Araştırma Merkezi, Cilt II, s. 94
(2) A.g.y., s. 131
(3) cdenizkent, "9. Cumhurbaşkanı ne diyor - 2", Kategori : Siyaset, 15 Mayıs 2009