​ Dinlerin yanlış yaşanış şeklinin insan gelişimine etkileri üzerine felsefi bir yaklaşım - 3 / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '12

 
Kategori
İnançlar
 

Dinlerin yanlış yaşanış şeklinin insan gelişimine etkileri üzerine felsefi bir yaklaşım - 3

Dinlerin yanlış yaşanış şeklinin insan gelişimine etkileri üzerine felsefi bir yaklaşım - 3
 

 Eğlenme ve kendini şımartma ihtiyacı:

Tabiiki hiçbir din gülmeyin eğlenmeyin demiyor, ama nedense bazı toplumlarda bu suçluluk hissine sebep olan bir tabu haline dönüşebiliyor. İnsan eğlenirken ne kadar davranışlarını daha az kontrol eder, kendini özgürce bırakabilir ve ne derece başkalarının ne düşüneceğini düşünmezse o kadar rahat eğlenir. Herkes kendi yakınları içinde çoğunlukla bunları yapabilir ama başka insanlarla birlikte yanlış anlaşılma hafif görülme korkusu başgösterir. Din eğitim ve kültüründe ağırbaşlılık ve sabır hep ön planda tutulduğu için insanlar sürekli duygularını bastırırlar. Komik bir duruma gülemez, duygu ve fikirlerini ifade edemez, rahatlayamaz. Aslında dediğim gibi başkalarını rahatsız etmedikçe gülmeye kahkaha atmaya konulmuş bir yasak yoktur ortada.

Diğer bir engel ise zor durumdaki insanlara saygısızlık etmemek, sürekli şükretmek zihin hali içinde eğlenildiği zaman suçluluk hissetmektir. Çok güldük başımıza birşey gelecek vb gibi çok duymuşuzdur. Dünya sabır ve huzur içerisinde geçirilmesi gereken bir yer, nefsimiz köreltilmesi gereken bir yönümüz gibi bir anlayışın yaygın olduğunu görürüz. Buradaki sabıra karşılık cennette bir o kadar eğlence, iş yapmadan yan gelip yatma gibi şeylere inanama eğilimi vardır.

Şunların sorulabilmesi ve üzerinde düşünülebilmesi lazım: eğlenme ve şımarma hissi boşuna mı verilmiştir? Ben eğlendiğimde zor durumda olan insanları umursamıyorum anlamına mı gelir? Eğer bir çocuk doğal olarak genelde neşeli ve oyuncu ise ve bugün bilimsel olarak bunun gelişim için çok yararlı olduğu biliniyorsa büyüyünce neden farklı olsun? Neden büyüyünce tahayyülümüze keyfimize başkalarına ağırbaşlı ve sabırlı gözükmek adına gem vuruyoruz?

Kısacası neden bizim gelişmemize çok katkısı olan eğlenceyi bu kadar sınırlıyoruz?

Basın özgürlüğü:

Bunun insan gelişimi ile ilgisi var mı diye düşünülebilir? Evet var hem de çok. İnsanlar doğru bilgi ve diğer insanların düşüncelerini, yanlış ta olsa duyabilmeli, düşünmeli ve muhakeme edebilmelidir. Efendim bunu halka böyle söylemeyelim, herkesin aklı ermez, şimdi gereksiz tartışmaya neden olur, fazla sorgulatmamak lazım vb sebeplerle sansürlenen yayın organlarının olduğu bir ortamda halk tek tip kalıp bilgi sunulan, düşünmesi beklenmeyen, sadece kabul etmesi beklenen bir cemaate dönüşür. Bu Allah ın yarattığı insanların gelişimini ciddi ölçüde yavaşlatır.

Çoğu durumda korku gereksizdir aslında. Mesela birisi İslam şöyledir böyledir diye olumsuz bir yazı yazdı diye herkes onu okuyup dinden çıkmaz. İnsanlar düşünüldüğünden daha fazla hür irade ve düşünceye sahiptir. Yeter ki siz onları kalıplara sokup bilgi akışını engellemeyin. Örneğin Türkiye bir Kuzey Kore, bazı Arap ülkelerine göre oldukça özgür görünmektedir. Ancak 5 kademe içinde 4. sıradadır. Bu herkesin istediği gibi rahat yazıp çizemediğini, yani medeni toplumlara nispeten halkın her kesimin fikir ve düşüncelerini tam anlamıyla okuyamadığını, haberlerin eksik ve taraflı sunulduğunu gösteriyor. Basını filtrelemek batılı toplumların da kolayına gelirdi ama haber alma, başkalarının düşüncelerini öğrenme özgürlüğünün bir toplumun fertlerinin gelişimi için ne derece önemli olduğunu bildikleri için gem vurmak istemiyorlar.

Cinsiyet ayrımı ve karşı cins ile iletişim:

İnsan gelişmek ve öğrenmek için diğer insanlarla, çocuklarla, erkeklerle, kadınlarla, yaşlılarla iletişim halinde olmak zorundadır. Bugün kadın ile erkeğin evlilik öncesi katı kurallarla ayrı tutulduğu toplumlarda malesef ensest ilişki, erkek erkeğe ilişki vb gibi sapıklıklar çok yaygın. Afganistan vb gibi ülkelerde, Türkiye de ise küçümsenmeyecek bir oranda yaşanıyor. Tabii ki aşırı kapalılığı sadece dine bağlamak doğru değil. Bu şu an dinler olamasa da yerleşmiş bir gelenektir. Hemen değişmesi beklenemez.

Gerçek anlamda dindar olan ailelerde tabii ki sapıklık olmaz, aile çok kapalı da olsa en azından hanımlar birbiri ile görüşür, misafirlikte ayrı oturulur. Ancak İslamda kadın ve erken hiçbir durumda bir araya gelmez diye bir kural yok iken, dünyada islam toplumlarının çoğunda çok sınırlı tutulur. Gençlik çağında erkek ve kızın ayrı durması gelişimi engellediği gibi daha çok cinsel açlığa sebep olur. Daha sonradan ortaya çıkan sapıklıkların çoğunun temelinde bu bastırılmış ihtiyaç vardır. Kendisi kapalı yetişmiş, kızlarla konuşamamış, cinsel dürtüleri bastırılmış dindar bir erkeğin çoğunlukla gençlerin biribiri ile beraber gezmesi, şakalaşması, eğlenmesi gibi durumları cinsellikten ayrı düşünebilmesi zordur. Her genç evlilik öncesi cinsel yaşamı olsun diye bir kural olmadığı gibi, tamamen izole olsun, barutla kibrit yanyana durmaz gibi de genellememek lazım.

Gençliğinde karşı cins ile yakın iletişim kurabilmiş olanlar, hayatı daha iyi öğreniyor, daha çok gelişiyor ve evliliklerinde de karşı cinsin doğasını daha iyi anlayabiliyorlar. Yakın ve sık iletişim kronikleşebilecek cinsel açlığı, kadına yabancılaşmayı, onu sadece cinsel obje ve hizmetkar olarak görmeyi büyük ölçüde engeller. Ben ister İngiltere de olsun ister başka yerde, kız ve erkeği ayıran eğitim kurumlarının gelişimi nispeten engelleyici olduğunu düşünüyorum.

Dünyada özellikle bazı toplumlarda kadınların ne kadar içler acısı durumda olduklarını anlatmama gerek yok. Çoğu İslam dininin kadını köleleştirmede bir araç olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Kadının bir insan olarak hür olmadığı için gelişememesi bir yana, çoğu sadece yaşam mücadelesi veriyor ve hakkında durduk yere iftira atılıp yüzüne kezzap dökülmemesi için dua ediyor.

Kibir ve gösteriş:

Hangi yüksek kültür ya da din olursa olsun, herhalde hiçbiri kibirliliği ve gösterişi bir erdem olarak görmez. Yani gelişmekte olan insan varlığından kibirden ve gösterişten kurtulması beklenir. Bugün pratikte gördüğümüz tablo oldukça farklı. Yani dinlerin yanlış yaşanış şekline ait diğer bir gösterge. Burada öncelikle giyimi kuşamı harcamayı bir kenara ayırmak gerekir, yani herkes bütçesi ölçüsünde para harcamakta serbesttir. Zaten alışveriş ticareti canlı tutar, kazanılan paralar bir sürü insanın rızkıdır vb. Ancak iş gösteriş delisi olmaya, kibirli davranmaya geldiğinde orada biraz düşünmek gerekir.

Yani mesela mütevazilik, eşitlik dini olmayı en ön planda tutan İslamda bile devlette dindar kimlikleri ile ön yukarıları mevkilerde olan kişilerde bile, kibirli ve gösteriş amaçlı davranışlar, söylemler ve eylemler görebilyoruz. Sanırım çoğu durumda bunun farkında değiller ya da bunu hükümdar olmanın bir gereği olarak yaptıklarını düşünüyorlar. Mesela bir tepeye cami yaptırmayı düşünebilirsiniz, bu çok görkemli bir camii olabilir. Buraya kadar hiçbir yanlışlık yok. Ama bunu kibirle sunmak aşırı gösterişi ön plana çıkarmak, belli kesimlere nispet yapmak tavrıyla hareket edildiğinde acaba bu dini açıdan ya da medeni açıdan ne kadar doğru.

Bu tarz tutumlar, zaten okulda din eğitimini kaliteli olarak almamış büyük bir kesimin dindar kesimi aynı tefeye koymasına ve gösterişçi ve tacizkar olarak görmesine sebep oluyor. Şimdi burada İslam dininin kardeşlik, mütevazilik temelleri bakımından ne kazanılmış oluyor. Eskiden evliyalar, din büyükleri mütevazi hayatlarıyla saygı görürken bugün en tepedeki bürokratların fakir bir yakınının düğününe gittiğini ne kadar sıklıkla görebiliyoruz?

 
Toplam blog
: 40
: 2627
Kayıt tarihi
: 12.07.12
 
 

Petrol Mühendisi  İlgi alanlarım: Psikoloji, kişisel gelişim, eğitim En çok yapmayı sevdi..