- Kategori
- Müzik
Dize gelmeyen şairlerin dizeleri dalga olur...

Bazen duyuyorum "Gerçekten farklıydı 20 sene öncesine kadar bu ülkede hatta dünyada var olan herşey" diye hayıflanıyor insanlar....
Ben de uzunca bir zaman anlamaya çalıştım olup biteni, bu hızlı dönüşümü ve değişimi...Bir süre hayıflandım ben de..Sonra vazgeçtim...
Gördüğüm ve haksızlık edemiyeceğim güzellikler vardı hala;eskisi gibi.. ya da geçmişin o kokusunu bu zamanla birleştirip hayatın akışına kendini bırakıverenler...
Bazı semtleri vardı İstanbul'un ve o semtlerindeki insanları...Sizi her gördüklerinden gülümseyebilen temiz giyimli o hanımefendi ve beyfendileri...
Simitçileri vardı ve vapurları...
Bir de şarkıları ve bu şarkıları mırıldayanları vardı...Ezginin Günlüğü vardı...
Bazı düşünürleri vardı..Sunay Akın vardı...
Ve birleştiler bir kağıt ve kalemde...
“Ezginin Günlüğü, komşunun çocuğundan ödünç istediğimiz Orta Atlas’ı anımsatır bana… Coğrafya ödevimize yardımcı olan o kitabın sayfalarındaki haritalarda, aradığımız, dağı, dereyi ya da denizi bulmamız için bize rehber olan komşu sevgisidir, dostluktur… Elimizde pusula olmasa da, avucumuzda henüz soğumamış olan insan sıcağıdır yol gösteren, dağları deviren, denizleri aşan…
Sanat eserleri şairi besler, büyütür. Bir resim, bir heykel ya da bir şarkı… Ezginin Günlüğü’nün dinlediğim her eseri yelkenlerime rüzgar oldu, gecenin karanlığında deniz feneri gibi yolumu aydınlattı. Şiirin kapı komşusu olan müziğin güler yüzlü komşusudur, Ezginin Günlüğü… Sokağımızı dolduran, genişleten şarkılar onun açık penceresinden taşmıştır. Beyaz perdeleri bir duvak gibi salınır rüzgarda… Eşiğinde de hep çamura, toza, toprağa bulaşmış, evi kirletmesin diye içeri alınmayan bir çocuk ayakkabısı vardır.
Ezginin Günlüğü’nün kapağı ne renktir, bilemem. Çünkü bu günlük hiç kapanmamıştır, sürekli açıktır sayfaları… Şunu söyleyebilirim yalnızca; Sayfalarından biri Asya, öteki Avrupa kıtasıdır. Tam ortasından da bir deniz akar, gider… Ezginin Günlüğü İstanbul, İstanbul Ezginin Günlüğüdür. Bu yüzden, sayfaları çevirirken bir bakarsınız ki, yosun kokmaktadır parmaklarınız…
Neler dökülmez ki Ezginin Günlüğü’nden hayatımıza; kurutulmuş boynu bükük bir papatya, vapur dumanı, sevdiğimiz bir şairin fotoğrafı, tırnağımızla düzelttiğimiz yıldızlı çikolata kağıdı, o gün doğacak bir kız çocuğuna önerilen adı sevdiğimiz için salkıdığımız bir saatli maarif takvimi yaprağı… Yani hisse senetlerine karşı, hissi senetler…
Dize gelmeyen şairlerin dizeleri dalga olur, alır götürür bizi güzel kıyılara… Ezginin Günlüğü’nü dinledikçe uçan halılara, define adasına, Alaattin’in sihirli lambasına, deniz kızlarına daha çok inanıyorum… daha bir seviyorum Pal Sokağı’nın çocukları’nı, Don Kişot’u Şarlo’yu…
Teşekkür ederim Ezginin Günlüğü… Birbirinden güzel şarkıların için sana teşekkür ederim… Sen olmasaydın hayatımızda pek çok şey eksik kalacaktı!” dedi Sunay Akın..
Ve bizler de diledik hep hayatımızda kalmalarını...
Vapurların, simitçilerin, Sunay Akınlar'ın ve Ezginin Günlükleri'nin..