03 Ekim '09
- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Doğa mı suçlu, insan mı?
Her doğal felaketten sonra herkes tarafından her konuda yorumlar ve suçlamalar yapılır. Oysa bunun da bir yöntemi vardır ve buna göre davranılmalıdır. Tüm bilgi ve sonuçlar bilim ışığında değerlendirilmeli ve her şey doğru açıklanmalıdır. Özellikle seçilmişler ve görevliler "sorumluluğu yönlendirerek sıyrılma" gibi basit yöntemleri asla kullanmamalıdır. Ahlak ve bilim etiği bunu gerektirir.
Ülkemizde son günlerde meydana gelen sel felaketleri sonrasında da "sorumluluğu yönlendirerek sıyrılma" yönteminin gerek yetkililer ve az da olsa vatandaş tarafından kullanıldığını üzülerek görmekteyiz. Hemen; "yetkilileri anladık ama vatandaşın ne suçu var" dediğinizi duyar gibiyim. Bu nedenle olaya her iki yönden de değineceğim.
Öncelikle her iki tarafın da çeşitli ortamlarda ifade ettikleri "bu beklenmeyen ve normal olmayan bir doğa olayıdır" söylemi üzerinde duralım. Tamamen yanlış bir söylemdir ve tamamen yanıltmaya yöneliktir. Bunu söyleyenler iki nedenle bu sözleri sarf etmiş olabilirler; ya bilgisizlik (cahillik belki ağır olur diye kullanmadım) ya da yukarıda belirttiğim "sorumluluğu yönlendirerek sıyrılma" yöntemi gereği. Çünkü sel denilen doğa olayı, tüm dünyada şiddetli yağışlardan sonra her zaman olması beklenen ve tüm yönetim kademelerince önlemleri hakkında planlar bulunan "normal" bir doğa olayıdır. Dolayısı ile yerel olsun, merkezi olsun her yönetim birimi mensubu bunu bilir ve olay anında gereğini yapar. Yönetimlerin diğer bir görevi de bunu halka da anlatmak, hazır olmaları için tedbirler almak ve güvenliklerini sağlamaktır.
Peki ülkemizdeki "bilgi eksikliği" kendini nerede göstermiştir? Sel oluşumu ve bunun etkilerini arttıran unsurları bilmeyen yetkililerimiz su havzalarındaki yeşil alanların yok edilip, yerleşime açılmasına izin vermişler, aynı bilgiden yoksun vatandaşlarımız da burada maruz kalacağı tehlikeden haberi olmadan, bu yerleşim alanlarından konut veya iş yeri satın alıp yerleşmişlerdir.
İkinci olarak; "Bu bizim sorumlu tutulamayacağımız bir durumdur" söylemine değineceğim. Bu söylem de tamamen olayın sorumluluğundan kaçmaya ve yanıltmaya yöneliktir. Sel ve oluşum nedenleri hakkında bilgiye sahip olmasına rağmen, bunu çıkarları doğrultusunda görmezden gelerek toplum mal ve can güvenliğini tehlikeye atan kişilerce kullanılmaktadır. Bu kişilerin nemalandıkları süreç ise şu şekilde tablolanabilir;
1. Alan seçimi ve karar aşaması: Kentlerin yaşanabilir koşullarda sürdürülebilirliğinin sağlanmasında en önemli alanlar su havzaları ve bunların kollarının oluşturduğu vadilerdir. Kentlerin su kaynaklarının ve hava akışının yollarıdır. Kurumuş veya akan dereler de bunların kılcal damarlarıdır. Dolayısı ile bu alanlar ve yakın çevrelerinin "yeşil alan" olarak bırakılması son derece önemlidir. Oysa bu alanlar bugüne kadar yönetimlerce gereği kadar önemsenmemiş, peyzaj planları olmadığından, mevcut fiziksel planlama mevzuatında elden çıkmalarına göz yumulmuştur. Böylece her yönetim veya plancı bu alanlar üzerine planlar yapma hakkını kendinde görmüş ve kararlar almıştır. Böylece akıl almaz bir şekilde dere yataklarında ve baraj havzalarında yerleşim ve iş yerlerine izin verilmiştir. Bunda bu alanların rant değerlerinin ve bundan nemalanmak isteyen yatırımcıların ve bunların arkasında olan güçlü şahsiyetlerin maddi ve manevi baskıları ve bu baskılara karşı koyamayan kurum ve görevlilerin büyük sorumluluğu bulunmaktadır.
2. Onay ve uygulama aşaması: Bir şekilde yerleşime açılma kararları alınan bu alanlarla ilgili planların hazırlanma ve onaylama aşamalarında genellikle fiziksel planlama meslek alanındaki kişiler görev almaktadır. Dolayısı ile planların hazırlanmaları aşamasında gerekli uyarıları veya düzeltmeleri yapmakla sorumludurlar. Meslek etiği bağlamında gerekirse bu planlara imza atmamalıdırlar. Ancak ülkemizde yönetimlerdeki amir-memur ilişkisi hatırlandığında bunu pekte kolay olmayacağı söylenebilir. Olsa olsa sorumluluk kabul etmeyen kişi bunun sonuçlarını da göze almak durumunda kalır. Sonuç olarak burada da sorumluluk yönetimlerdedir. Yanlış ve sağlıksız planlar yürürlüğe sokularak toplum yaşamı tehlikeye atılmaktadır. Burada vatandaşın sorumluluğu ise özellikle sivil toplum kuruluşlarının plan ve onaylarındaki itiraz veya değişiklik taleplerini dikkate almaktır.
3. Hizmetlerin götürülmesi aşaması: Her şeye rağmen bir şekilde riskli alanlarda yer alan yerleşim yerleri için yapılacak en önemli şey, öncelikle yönetimdekilerin bu alanın kaldırılması ile ilgili çalışmalar yapması ve alanı eski doğal/yeşil haline döndürmesidir. Burada da mevzuatta yer verilmeyen Peyzaj Onarım planları yapılması zorunludur. Bu işlem uzun süreceğinden geçici önlem ve uygulamalara hız verilmelidir. Bu alanlar için hiçbir çalışma yapmayan, halkın ve bilim adamlarının uyarılarını dikkate almayan yönetimler bunun sorumluluğundan kaçamazlar. Felaketler oluştuktan sonra "buna bizden önceki yönetimler neden oldu" sözlerinin altına sığınmak ta ahlaki etiğe sığmaz. Bunun sorumluluğunu ve sonucunu göze almak daha toplumcu bir davranış olacaktır. Vatandaşımıza burada da sorumluluk düşmektedir. Genel bilgisi eksik olsa da, satın almak veya kiralamak istediği konut veya işyeri için uzman bilgisine mutlaka başvurmalı, herhangi bir tehlikenin söz konusu olup olmadığını mutlaka öğrenmelidir.
Sonuç
Beklenmeyen doğa olayları diye birşey yoktur. Doğa bin yıllardır aynı şekilde süregelmekte, dengesini koruyarak yaşam biçimlerine olanak sağlamaktadır. Doğanın dengesini bozan, insan ve onun neden olduğu çevresel etkenlerdir. Çevre sorunları dediğimiz bu olumsuz etkenlerin kaynağında ise ne acıdır ki insan zayıflığı yatmaktadır. Başta ahlak olmak üzere her türlü değerin hızla yok olduğu dünyada, herkesin tüm gücü ile buna karşı durması ve bu bağlamda doğa ile barışık yaşaması dışında yapacak pek bir şey yoktur. Prof. Dr. Oğuz YILMAZ 13.03.2009