Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '09

 
Kategori
Çevre Bilinci
 

Doğasının kıymetini bilmeyen insanlar

Doğasının kıymetini bilmeyen insanlar
 

Tanrı dünyanın en güzel coğrafyalarından birini biz vermiş.. Her gelen yabancı hayran oluyor, doğamıza, havamıza, suyumuza.. Sadece Turizm kanalıyla birçok ülkenin toplamda kazandığından daha fazla döviz geliri elde etmemiz mümkün.. vs

Ayrıca insan olarak doğayı korumak en doğal görevimiz .. çünkü yeni nesiller başka dünyada yaşamayacak ki muhtemelen .. Onlarda yerküre üzerinden hayatlarını sürdürecekler .. Onun için ormanlarımızın, sularımızın üstüne titremeliyiz ..

Bu dünya güzeli yerlerimizden biri de Karadeniz'deki İĞNEADA' dır .. Gidenler bilir Longos ormanları, harika kumsalı, plajı, suyu, havası dünyada bile eşsizdir .. İşte bu yörede bile "İŞGÜZAR" yöneticilerimiz, inanılmaz "akıl ve vicdan dışı" işlere kalkışmışlardır .. Bu konu ile ilgili yazıyı bu yörenin en önemli şahıslarından ve yöreyi korumak için kurulan bir derneğin de başkanı Sayın Orhan Uyanık Beyin kaleminden yayınlıyoruz .. Lütfen ibretle okuyunuz .. ve de fikir sahibi olunuz ..

TURKIYEINTERNETTE.COM

İĞNEADA LİMAN İNŞAATI İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER

Bu günlerde İğneada’da bir telaş ve beklenti var. Vize’nin Evrencik köyünde kurulmakta olan çimento fabrikasının ihtiyacı olan ham maddeyi ve yakıt için kullanacağı kömürü boşaltmak, ya da imal ettiği çimentoyu ihraç etmek için İğneada limanına yapacağı ek iskelelerle bu trafiği buradan idare edeceği beklentisi.

Tabidir ki yöredeki kamyoncular bu gelişmeden çok memnunlar. Nasıl olmasınlar ki. Fabrikanın İğneada limanını seçmesinin onlara devamlı bir iş olanağı yaratacağını sanıyorlar. Günlerce arabalarına iş bekleyen kamyoncuların vaziyeti gerçekten çok kötü. Sıkıntı büyük. Ödemeler yapılamıyor, taksitler çakıyor, borçlar dağ gibi büyüyor. Liman için İğneada’nın seçilmesi onlar için çok büyük bir umut kapısı. Zira yörede yaşayanların ormandan ürettikleri ve kazandıkları artık kimseye yetmiyor. Amaa acaba bu pastadan alacakları pay ne kadar olacak? Ben böyle yağlı bir lokmanın onlara altın tepsi içinde çok ta kolay sunulmayacağını düşünüyorum. Bu işlerin kotarılmasında “Ağır ağabeylerin” çok büyük rolü olacaktır unutulmasın. Şayet bu proje gerçekleşirse iddia ediyorum bunların hepsini yaşayacağız ve göreceğiz.

Yöredeki balıkçılar ise bu gelişmelerden rahatsız. Zira onların da tek geçim kaynağı deniz. Gerek liman yapılırken, gerekse yapıldıktan sonra oluşacak olan gürültü kirliliğinin İğneada körfezindeki balıkları rahatsız edip kaçıracağından korkuyorlar. Hoş bazı yayın organlarında çıkan “liman yapılırken yörede küçük koyları oluşturan ne kadar kayalık varsa dinamitlenerek dolgu için kullanılacağı” şeklindeki şişirme haberler biraz fazla abartılı kaçıyorsa da gerek mendirekler yapılırken, gerekse yapıldıktan sonra bölgede gürültü kirliliği açısından çok büyük bir çevresel rahatsızlık yaratılacağının tedirginliği daha bu günden çok fazla hissediliyor.

Şimdi eğer bu proje gerçekleşirse getireceklerinin yanında yörede meydana gelecek olumsuzluklara değinmek istiyorum.

Diğer bütün liman yönetmeliklerinde olduğu gibi yapılması planlanan İğneada Limanında da gemilerin demirleme sahaları ile yanaşma ve bağlama yerlerinde, giriş yolu üzerinde ve hareket alanlarında, olta ve ağ balıkçılığı yapmak, yelkenle ve kürekle seyretmek, yüzmek, su kayağı ve diğer su sporlarını yapmak yasaklanacaktır. Bu biir.

Sportif amaçlı yelkenlilerin, su sporları yapan makineli teknelerin sahile 200 metreden fazla yaklaşmaları ve liman yapıldığında limanın giriş-çıkış koridorunda 3 milden fazla hız yapmaları, dolayısıyla spor, gezinti, turizm amaçlı teknelerle, balıkçı teknelerinin mola etmeleri, uzatma ağı atan küçük balıkçıların ağlarını atmaları avlanma ve seyretmeleri, İğneada Koyuna girmeleri büyük ölçüde yasaklanacak ve bu koya girecek veya buradan ayrılacak gemilerin hareketlerini engelleyecekleri öne sürülerek çıkarılacak yönetmeliklerle koydaki balıkçılık faaliyetleri de yasaklanacaktır. Bu ikii.

Limanda, rıhtımlarda veya demirde bulunan gemilerdeki raspa ve benzeri tamirat işleri nedeniyle liman sessizliği bozulacak, bu gibi gürültülü işlerin yanında gemiler liman içinde zorunlu haller ve manevralar dışında keyfi olarak çalacakları düdüklerle huzuru bozacaklar, zorunlu olarak yapacakları fare itlafı nedeniyle çeşitli hastalıkların yayılmasına sebebiyet verebileceklerdir. Bu da üç

Ülkelerini demokrasinin beşiği, kendilerini de insan haklarının vazgeçilmez savunucusu olarak göstermeye çalışan sözüm ona modern Avrupa’nın modern devletleri, başlarına bela olan başta nükleer atıklar ile insan ve çevre sağlığına zararlı bir sürü kimyasal maddeyi hurda gemilere yükleyerek bu tip iskelelere yanaştırmakta ve daha sonra da gemiyi terk etmektedirler. Yakın tarihte İskenderun limanına İspanya’dan gönderildiği ortaya çıkarılan “Ulla” adlı gemi ambarları nükleer atık ile insan ve çevre sağlığına zararlı kimyasal maddelerle ağzına kadar dolu olarak yanaştırılarak terk edilmiş, açılan bir sürü mahkemeden sonra geminin geri gönderilmesinin kararlaştırılacağı kesin olan son duruşmadan bir hafta önce de yanaştırıldığı İskenderun limanında kasten batırılmıştır. Yine yakın tarihte içinde ne olduğu tam olarak tespit edilemeyen ve Almanya’dan gönderildiği kesinleşen 35 adet konteynır Mersin limanına boşaltılarak terk edilmiş, bu olayın meydana çıkarılmasından sonra da daha önce Mersin limanına getirilip terk edilmiş 100 konteynırın daha olduğu ortaya çıkmıştır.

Ayni uygulamaların İğneada limanında yapılmayacağını kim garanti edebilir. Allah korusun “Ulla” örneğindeki bir geminin İğneada limanında batırılması neticesinde İğneada körfezinin adeta bir nükleer atıklar ya da zehirli kimyasallar deposu olmayacağını hangi bürokrat ya da siyasetçi garanti edebilir?
Bugün mevcut barınağın üst kısmındaki arazilerde kurulan yazlık sitelerin sakinleri de meydana gelecek olan her türlü olumsuzluktan tedirgin olmakta çok haklılar. Bilgilendirme toplantısında fabrika temsilcilerine yöneltmiş olduğum “Çıkacak olan gürültünün ne boyutta olacağı” şeklindeki soruma aldığım cevap 30 desibel dolaylarında olacağıydı. Yani iki insanın karşılıklı olarak (biraz seslice) konuşurken çıkardıkları ses kadar bir ses devamlı olarak evinizin içinde, odanızda, salonunuzda var olacak. Devamlı olarak oluşacak bu gürültü kirliliğine dayanabilir misiniz? Kendinize bir sorun bakalım.

Evinizin içinde ya da balkonunda otururken önünüzden yüz tane otomobil geçse pek rahatsız olmazsınız ama beş on tane dev kamyon geçse çıkardığı gürültüden, yarattığı titreşimden eminim ki rahatsız olursunuz. Bugün limana ulaşmak için kullanılan sahildeki yoldan geçecek günde yaklaşık 100 kamyonun (bu rakam fabrika yetkililerinin tespitidir) vereceği rahatsızlığı bir düşünün bakalım. Gerek İğneada’daki, gerekse limanın üstündeki sitelerdeki konutların sahipleri küçük küçük birikimlerini birleştirmiş, kurulan kooperatiflere temelden girmiş belki de birçok ihtiyaçlarından kısarak, ya da yıllarca çalıştıktan sonra almış oldukları emekli ikramiyelerini vererek bir yazlık sahibi olabilmiş insanlardır. Şayet bu insanların hali vakti çok daha iyi olsaydı belki de İğneada’yı değil de Kuşadası, Marmaris, Bodrum ve Antalya’yı tercih ederler, gider oralardan yazlık alırlardı. Ya da İğneada’yı kendilerine daha sıcak, daha yakın bulmuş veya bu coğrafyayı daha çok sevmiş olabilirler. Onun için hiç kimse buraları babasının malıymış gibi sahiplenip “Kim onlara burada yazlık al dedi. Onlar yılda iki ay tatil yapacak diye biz ekmeğimizden mi olacağız “ deme hakkına sahip değildir.

Bu ülke hukukun üstünlüğünü kabul etmiş, demokrasi ile idare edilen özgür bir ülkedir. Herkes kanunlar karşısında eşittir. Ve herkes mülkiyetini ve hakkını sonuna kadar müdafaa eder. Edecektir de. Hiç kimse yerli - yabancı kavramlarını öne çıkararak kendisine birtakım haklar ve avantajlar tesis edemez. Yoksa muz cumhuriyetleriyle bir farkımız kalmaz.

Fabrika yetkililerinin İğneada’da yaptıkları bilgilendirme toplantısında kendilerine yönelttiğimiz bir sorumuza fabrikadan “silobas” donanımlı kamyonlarla getirecekleri çimentoyu vakumlu sistemlerle gemilere yükleyeceklerini belirttiler. Ancak bu sadece mamul madde için kullanmayı düşündükleri bir yükleme sistemi. Pekii klinker, tras, alçı ya da enerji için kullanacakları kömürü gemilerden kamyonlara nasıl yükleyecekler? Şayet sallama kepçeyle yapacaklarsa ki öyle gözüküyor yandı gülüm keten helva.

Anayasamızın, 56. maddesinde;
“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” Denilmektedir.
Hazırlanan (sayfa doldurmak için tekrarla dolu olan) berbat ÇED raporlarında bir yılda 3.000 – 5.000 DW Tonluk, maksimum 45.000 DW Ton kapasitede 150 geminin İskeleye yanaşacağından söz edilmekte ve yılda yaklaşık 1.200.000 tonluk (Fabrikada üretilecek klinkerin 1 milyon tonu ile çimentonun 200 bin tonu) yük tahmil tahliyesi yapılması planlandığı belirtilmektedir. Buna bir de gemi trafiği ile ortaya çıkacak liman kirliliğini ve bir gemi atığı olan kirli sintine sularını eklediğinizde durumun vahameti daha da artmaktadır. Bu işlemler için İMO (International Maritime Organization) Uluslararası Denizcilik Örgütü, standartlarında bir sintine atığı depolama tesisi kurulacak mıdır? Atıklar toplandıktan sonra nerede depolanacaktır?

Bayağı bayağı bir liman, dolayısıyla her yönüyle bir nakliye merkezi haline gelecek İğneada’nın dev silobas donanımlı kamyonların ve gemilerin gürültüsüne teslim edildikten sonra turizm merkezi olma hayalleri, hatta ekoturizm için çok büyük bir gelecek vaadeden beklentileri ne olacaktır? Bütün dünya turizminin ekoturizme doğru yöneldiği, bütün ülkelerin doğal ve kültürel değerlerini mutlak koruma altına aldığı bir ortamda; Dünya üzerinde ender deniz-kumul-göl-orman gibi nadir ekosistemler birliğini bir arada barındıran İğneada ve çevresinin “ekonomik gelişme” safsatasıyla katledilmesine çok geç olmadan dur denilmesine ve seyirci kalınmaması gerektiğine inanıyorum.

Evet, dostlar eğer gelişmeler benim tahmin ettiğim gibi çıkarsa bu durum İğneada için büyük bir çevre kirliliği tehlikesinin oluşmaya başladığı anlamına geliyor. Karadeniz’deki akıntılar İğneada önlerinde saatin ters yönündedir. Yani kuzey güney istikametinde, limandan İğneada’ya ve Kıyıköy’e doğrudur. Limanda denize dökülecek olan başta kömür tozu olmak üzere klinker, alçı, tras ve de her türlü madde önce İğneada, sonra Hurşitağa, Ayapolos, Saka ve Panayır, daha sonra da Kıyıköy sahillerini kirletecek. Bu kirlilik yıllar geçtikçe daha da çoğalacak. Suda ve sahillerdeki bu kirlenmelere ek olarak havaya karışacak olan başta kömür olmak üzere diğer maddelerden çıkacak olan tozları da eklediğinizde bu kayıp cennetin, bu nadir ekosistemler birliğinin nasıl bir cehenneme dönüşeceğini aklıma getirmek dahi istemiyorum.

İnsanlar bu doğa cennetine bütün yılın yorgunluğunu, stresini atmak ve dinlenmek için geliyorlar. Haa bu turizm mi? Bana göre değil. Hafta sonları etleri rakıları aşağıdan getirip orman kenarlarında ağaç altlarında mangal yapmak da turizm değil bana göre. Hele hele çadırcıları da sayarsak iş daha da berbatlaşıyor.

Bu İnsanlar buraya gelirken çadırları ile birlikte makarnalarını, salçalarını, domateslerini, biberlerini, tuzlarını dahi getiriyorlar. Hatta çadırlarının etrafını biraz geniş çevirip birer bahçe oluşturarak oralarda domates – biber – patlıcan ekerek tarımişçilik oynayanlar bile var. Top sahasının altındaki (sözde) çadırlı kamping alanı naylonlarla, tenekelerle tahta pedavralarla yapılmış barakalarla mevsimlik işçi ya da Afrika’daki mülteci kamplarına benziyor. Yazın gidin şöyle bir bakın. Eminim sizin de gözünüz bu pespayelikten, bu sefillikten, bu şarklılıktan rahatsız olacaktır. Evin annesi asli görevi olan yemek yapmayı aynen burada da devam ettiriyor. Lüleburgaz, Kırklareli, Pınarhisar artık her nereden gelmişlerse orada ev kapalı olduğu için elektrik ve su masrafı da olmuyor. Oradaki harcamalardan artan parayı burada fırından ekmek almak için kullandın mı tamaam. Deringeçit deresinin yatağında yazın azalmış olan sudan kalmış küçücük göletlerdeki parmak kadar balıkları elle yakalayıp pişirerek öğün savan, ya da denizin içindeki kayaların üzerindeki midyeleri yağmalarcasına toplayan, bir tane sazan balığı yakalayacağım diye bütün gün olta elde göl kenarlarında dikilen insanlar mı İğneada’da turizm olgusuna katkıda bulunacaklar? Hatta tatili biraz daha uzatıp yaz sonuna doğru ormanda yetişen kızılcık, kuşburnu, ahududu gibi meyveleri toplayıp kışlık reçellerini, marmelâtlarını hazırlayanlar dahi var aralarında. Bunlar mı turizmi canlı tutacak İğneada’da. Hadi canım sizde.

Görüldüğü gibi benim dikkatinizi çekmek istediğim konu turizm değil. Lütfen yanlış anlaşılmasın. O zaten henüz yok. Benim tedirginliğim çevre ile ilgili. Dolayısıyla bu çevrede yaşayan başta insan olmak üzere hayvan ve bitkilerle yani sizlerle, bizlerle, gelecekteki nesillerimizle ilgili.

Sözün özü bu ekosistem ile etkileşim içinde yaşayan bütün canlılarla ilgili benim kaygılarım. Zira çevre kirlenirse, kaybedilirse bunun kötü sonuçlarına hep beraber katlanmak zorunda kalacağız haberiniz olsun. Tekrar geri getirmek ise çok ama çok külfetli ve zaman isteyen bir iş

İğneada limanı ile Vizenin Evrencik köyünde kurulmuş olan çimento fabrikası arasındaki yol kabataslak 50 kilometre. Ve bu 50 kilometrelik yolun herhangi bir yerinde günün her saatinde asgari 80 – 100 tane kamyon seyir halinde olacak. Bu kamyon trafiğine odun, tomruk ve de direk kamyonlarıyla, ormandan depolara odun nakleden traktörler de katıldı mı zaten bir viraj bitmeden diğer virajın başladığı mevcut yolda oluşacak araç konvoyunu varın siz düşünün.

Sefere yetişmek için yapılacak olan hatalı sollamalar sonucu meydana gelecek olan kazalarda yitireceğimiz insanların arasında beklide çok yakınlarımız, ya da çok iyi tanıdığımız, sevdiğimiz insanlar olacak. Çok üzüleceğiz.

Netice olarak üzerine basa basa söylüyorum bu yol bu trafiği kal - dı - ra - maz. Kimse ama siyasi, ama maddi basit çıkarlar uğruna kendisini aldatmasın.

Mevcut limana eklenecek olan mendirekler ve yeni iskelelerle İğneada’da belirgin bir iş potansiyeli yaratılacaktır belki, ama çevreden ve bizlerden götürdükleri getireceklerinden her zaman fazla olacaktır.

Sağlıklı bir çevre, sağlıklı bir yaşam hiçbir zaman ekonomik gelişmeye feda edilemez, edilmemelidir.

“DOĞA BÜTÜN İHTİYAÇLARI KARŞILAMAK ÜZERE HAZIRLANMIŞTIR.
SADECE İHTİRASLARI KARŞILAYAMAZ” (Mahatma Gandi)

İDE BŞK.
Orhan UYANIK
thynias@yahoo.com

http://www.turkiyeinternette.com/haber/5053-kara-tahta-dogasinin-kiymetini-bilmeyen-insanlar-.html
 
Toplam blog
: 384
: 1684
Kayıt tarihi
: 02.05.09
 
 

Yazmayı, okumayı, paylaşmayı, özgürlüğü seven, "BİLGİ"lenirken, "BİLGİ"lendiren dünya insanıyım. Lai..