- Kategori
- Gündelik Yaşam
Doğru dediğimiz mutlak doğru değil, doğru ile yanlış arası bir şeydir

Yazımızı saçma, aptalca, deli saçması, zaman ayırmaya değmez bulabilirsiniz; ama etkilenmemeniz mümkün değil. Beyinlerdeki putları yıkmaya, kırmaya devam ediyoruz…
Doğru ulaşılamaz ise, bir hat/çizgi şeklinde sonu, sonrası yoksa arayıp bulamayacağımız kadar gizemli, yanına varamayacağımız kadar uzaktaysa, ayrıntısı/yardımcısı/ihtimali yoksa (sadece kendisiyse), kıyas/eleştiri kabul etmiyorsa, Tanrı kanunu gibi mutlaksa… Biz onunla ne yaparız bilmiyorum ki. Maalesef görünen dünyada/hayatta doğrunun anlattığımız gibi algılanması gibi bir durum da var.
Ama biliyor musunuz, sanki böyle değil gibi…
Doğru diye bir şey yok sanki. Mutlak doğrudan değil de daha doğrudan bahsetmeliyiz. Yalnızca din kuralları tam inananlar için mutlak doğru gibi. Bilmiyoruz tabii ki. Hâşâ Tanrı’yı görseydik tamam da, bazı inananların aklında şüphe olduğunu biliyoruz. Hata kişide olabilir ama din kurallarının içeriği eleştiriyi gerektirecek durumdaysa… Onları mutlak yapan, mutlak olduğu kabul edilen/söylenen/varsayılan bir güce ait olması. Hâşâ ayetleri ben söyleseydim böyle olmazdı herhalde.
Ölçülebilir bilimsel doğruların dışında doğru dediğimiz şeylerin tamamı tartışılıyor.
Hatta mutlak doğru denilen Allah’ın ayetlerini bile tartışanlar var. Bu bize doğruda kesinlik olmadığını, doğrunun öyle bir yerlerde ulaşılması gereken bir şey (uğruna savaşılması gereken bir şey) olmadığını, dahası doğrunun bir emir bir kural değil bizim kabullerimiz olduğunu gösteriyor.
Oh be rahatladım…
Tepelerde durmuş, bizi aşağılayarak “Yanlış yolda gidiyorsunuz” diyen “Hakikat savaşçıları-yol göstericiler, kargaburunlu kılavuzlar” evet, bütün bunlara şimdi verecek cevabım var:”Artislik yapmayın!”
Ya ben yıllarca doğrunun/hakikatin her ne zıkkımsa otoritesi/baskısı/gölgesi altında neler çektim biliyor musunuz? Doğru uğruna yediğim tokatlarla yüzümün şekli değişti. Hemcinslerim (insanlar) yüzyıllardır yakıldılar, işkenceye uğradılar, öldürüldüler. Ve bugün dünyadaki savaşlar yine bu saçma neden yüzünden devam ediyor: “Sen haklısın, ben haklıyım”
Oysa doğru yok, haklı yok, kabul var.
Karşımıza çıkan durumlara göre evet ya da hayır diyoruz.
Peki, kavga neden çıkıyor?
Bazıları (bazı çevreler/odaklar/güçler) ben haklıyım ve sen de bunu kabul edeceksin dediği için.
Peki, çözüm ne?
Önce şurasını bir anlayalım; karşımıza “en kötüden biraz kötü, idare eder, vasat, iyi, daha iyi, en iyi” ye doğru durumlar/ihtimaller/sözler/kararlar vs çıkıyor. Bizim aradığımız iyi (doğru-güzel), belki daha iyi(daha doğru- daha güzel), hatta mümkünse en iyi (en doğru- en güzel)
Yani Kaf Dağı’nın ardında saklanmış bir doğru yok.
Tekrar soralım, peki çözüm ne?
Öncelikle “Ben haklıyım ve sen bana uyacaksın, yoksa kafanı kırarım” diyen ve kafamızı kıranları modern çağın yaptırım gücü “Profesyonel Güvenlik Sistemi marifetiyle” düzene uyduracağız.
Ve ardından Arşimet çığlığı, buldum, buldum!
Biliyor musunuz çocuk gibi atılan bu çığlıklar hiç boşuna değil.
Dünyadaki kavgayı bitirecek şifreyi buldum!
Kötüleri bize bırakın!
Biz dünyada sadece kötülerle mücadele etmiyoruz. Öyle olsaydı onları çoktan haklamıştık. “A diyen B diyen, sen o yöne giderken o başka yöne giden, dinlemeyen, konuşmayan, kendi bildiğini yapan, itiraz eden, uymayan, razı olan, biat eden…” velhasıl karınca dağlarında karıncalar sayısınca uyumsuzluk yaratan insancıklarla dünya kurulduğundan beri başımız dertte.
İki konu:
Bir: Tanrı sanki kendi yasalarını uygulamak/adaletini göstermek/büyüklüğünü ispat etmek ya da bilmediğimiz bir nedenle dünyadaki bu keşmekeş düzenin devamını istiyor ve bu nedenle kendisi kâinatı böyle yaratmış gibi(Bu, kutsal kitaptaki sözlerden apaçık anlaşılıyor)
Yani belki biz Tanrı’nın hoşumuza gitmeyen kaderiyle karşı karşıyayız.
Ve iki: Şifreyi(anahtarı) kullanma gücümüz var ve bunu yaptığımız takdirde yeryüzünde kavga tamamen sona erebilir.
Hayır, hayır, kötülerden bahsetmeyin, onları hallettik biz, Artık yok onlar, bir daha da olmayacaklar inanın!
Öyle bir Profesyonel Güvenlik Sistemi oluşturacağız ki yeryüzünde hiçbir güç ona karşı koyamayacak.
Ha bu güvenlik sisteminin kılıcı bize dönerse… Bunun için güvencemiz yok. Tek güvencemiz bizim çocuklarımız olmaları. Ve onları sevgiyle büyüteceğiz, yılanları ayıklayarak tabii ki.
Dünyanın kurtuluşunu istiyor musunuz? Bir daha söyleyin, istiyor musunuz?
Başka bildiğiniz (etkili olacak ama bizim söylediğimiz sonucu sağlayacak) yöntem var mı ki olamaz zaten, çünkü aklın bütün ihtimallerini burada topladık.
Bir düzeni rakipsiz kılan şey düzenin hiçbir şeyi/kişiyi/kavramı dışarıda bırakmaması, düzenin içindeki ve dışındakilerin söyleyecek sözlerinin (haklı söz tabi) olmamasıdır.
Herkese her konuda söz/karar/onay(kabul-ret) hakkı vereceğiz.
Herkes her konuda “İstiyorum/istemiyorum” diyebilecek ve bu iradesi gücü oranında tercihlere(belirlenmiş yaşam kriterleri/kuralları/projeleri) yansıyacak.
Ama iradeniz isteğinizi yerine getirecek güçte değilse/yerine getiremiyorsa/sağlayamıyorsa ben ne yapayım. Bu ağaç dalında kiraz değil ki alıp size vereyim.
Bulunan/bilinen, bulduğumuz şifreyi(anahtarı) biliyorsunuz…
Daha önce yazılarımızda çokça bahsettik.
Düzenimiz onun bunun değil hepimizin seçimi olmalı. Türkiye’de yaşayan bir kişiyi bile dışarıda bırakmamalı. Herkes kendi hayatında söz sahibi olmalı. Senin gibi düşünenler çoğunluktaysa zaten doğru yoldasın demektir; fikrin/isteğin yerine gelecek ve sen mutlu olacaksın. Değilse yanlış yoldasın ki zaten fikrin/isteğin hiç uygulanmasın.
Bence demokrasi budur, bunun sağlanması lazım.
Yalnız burada bir ayıklama yapmak gerekiyor. Kötüleri, kötü niyetlileri, gurupçuları, tezgâh kurmak isteyenleri, diktatörlük özlemi içinde olanları vs saf dışı bırakacak bir düzen lazım.
Bunların ve bunlara destek verenlerin (birlikte hareket edenlerin) ülkemizdeki gurup bazında oranı ne kadar olabilir? Aşırı milliyetçiler örneğin %10 diyelim. Diğerleri %15,%8,%5,%3 vs.
Kuracağınız düzen bunları etkisini ortadan kaldırmalı. Yani örneğin %10’luk aşırı milliyetçiler ülke siyasetine yön verme imkânı bulacaklarsa…
Yine kafanızda kötüler var, güç var, başa çıkamazsın diyorsun… Gerekirse 5 milyon ırkçıyı inek bağlar gibi kazıklara bağlarız (kimse bize şiddet kullanıyorsun diyemez, adam olsunlar başımızda gezdirelim) Siz bizim PROFESYONEL ORDUMUZU okumadınız, bilmiyorsunuz. 200.000 “güvenlikçi”nin her biri 5 yılda yetişecek.
“İyi/doğru/gerçek/hak/hakikat…” denilen sözde kutsal yolculuklar bir daha asla yapılmamak üzere iptal edilmiştir, ilgililere duyurulur!
“İyiyi, daha iyiyi, en iyiyi” bir yerlerde aramayacak, sizler belirleyeceksiniz. Üstün akıllar sürekli düşünüp alternatif çözümler üretecek bu arada.
Ve halk demokrasisi platformunda “iyinin (doğrunun, güzelin), daha iyinin ( daha doğrunun, daha güzelin), en iyinin (en doğrunun, en güzelin)” seçimi yapılacak.
Bir kişi, üç kişi, beş kişi kabul etmiş neye yarar; arzulanan kabul çoğunluğun kabulüdür.
Çoğunluk nedir? Mevcudun bir fazlası mı? Sayısal anlamda evet. Demokrasi anlamında %51’e çoğunluk diyen geri zekâlıdır; çünkü sen hak dağıtıyorsun, affedersin b…k dağıtmıyorsun!
Ya bunlar (çoğunluğu oluşturan unsurlar) bir araya gelmezse, gelemezse… Güneşe hayır diyen var mı? Sen de güneş gibi çözümler koy ortaya ki zaten buna mecbursun. Sihirli sayımızı/oranımızı/eşiğimizi herkes biliyor artık, ezberledi:%76
Neden? Yani daha az veya fazla olabilirdi. Neden %75 ya da %78 filan değil de %76.
Mevcudun dörtte üçünden bir fazla.
Ayrıca bir ülkenin kötüleri, yamukları %24’ü geçemez, daha doğrusu geçmemeli.
Değilse ben öyle uygun gördüm, o kadar hakkım olmasın mı?
Hem sadece %76 demiyoruz, %76 ve üzeri diyoruz. Yani %100’de olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde bir isteğinizin yerine gelmesi, bir projenin/fikrin/inancın/yönelişin kabul edilmesi (bir kanunun kabulü) için HALK, SEÇİLMİŞLER(AYB) artı MESLEK UZMANLARININ kabul oylarının toplamının %76 ve üzeri olması gerekir.
Değilse çöpe…
Bir bilgi notu (Genel kanunlarda HALK %50, AYB (bugünkü meclis) %50; özel kanunlarda HALK %25, AYB (bugünkü meclis) %50, MESLEK UZMANLARI %25 oy hakkına sahiptir)
Hadi bakalım, kurun düzeninizi…
Beğenmediniz ise mevcut devam etsin, biz kalemimizi kıralım!