- Kategori
- Felsefe
Doğrunun Tanımı Yoktur, Bize En Az Zarar Veren Şey Doğrudur

Çağlar boyu insanların kafasını en çok yoran konu, “Doğru nedir?”
Tüm uğraşanlara, benim gibi bu uğurda saçları dökülenlere acıyorum!
Doğruyu aramak diye bir şey olur mu, hele de ömrünü bu uğurda harcayanlar…
Doğruyu bulamasalar bile yine de boşuna uğraşmamışlar hepsi de bugün şöhretli.
“Kafama hangi taşı atayım?” Küçüğü attın acıdı. Büyüğü attın daha fazla acıdı. Demek ki küçüğü atacakmışsın. Ya da taşı attın acıdı, demek ki atmayacakmışsın…
Bütün doğruları böyle bulacağız…
“Amma da yaptın Korkut, ölümün kötü bir şey olduğunu ölerek mi anlayacağız ki öldükten sonra anlasak ne olacak zaten!”
Yine de doğruyu aramak bana mantıklı gelmiyor, yaşayarak bulacağız…
Hiçbir şeye bakmadan (deney yapmadan, görmeden, dokunmadan vs)omzuna çantasını takıp gerçeği aramak için yolculuklara çıkanlar var…
Sonra çantalarında bir sürü abuk sabuk bilgiyle dönüyorlar.
Yüksekçe bir yere çıkıp biz safları belagatle kandırıyorlar…
Bu kadar insandan/canlıdan nasılsa birileri doğru denileni yaşar, kendisi anlatır ya da birileri şahit olur…
Sanki bunların doğrulukları daha güvenilirdir, yaşanmış çünkü…
Kerim Korkut sallıyor şu şöyle de bu böyle de… Bizzat yaşadın mı ya da şahit oldu mu? Yaşayandan/şahit olandan duydun mu?
???....
Doğruyu kar zarara bağlamak popüler değil, insanı havalı yapmıyor, belki ondan.
Gerçek hayatın dışında doğru arıyoruz, bulutların arasında felsefe yapıyoruz.