- Kategori
- Deneme
Doğrusu

Doğrusunu söylemek gerekirse, artık neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vereme meye başladım. Teslim olmuşluğu oynayıp işleri akışına mı bırakmalı yoksa bu çayın yönü nü değiştirmek için var gücümle çalışmalı mıyım? Şu yaşıma geldim ben hala bu sorunun cevabını arıyorum. Aslında belki de cevabı da biliyorum lakin kendime itiraf etmekten ‘korkuyorum.’ Ama korkulacak ne var ki? Bu, rolleri önceden dağıtılmış el mecbur olduğu kadar emri vaki de olan birkaç perdelik tiyatroda korkulacak ya da çekinilecek olan ne var ki! Hem burada seyirci de yok karşında bilmem kaç tane insan oturup seni izlemiyor ki elin ayağına dolaşsın, dizlerin çözülsün!
Öte yandan yorulduğumu hissetmeğe başladım. Evet, belki çok erken ama boğuluyor gibi hissediyorum kendimi; sanki yüzme bilmeyen bir insanın deli dalgalar arasında çırpınışına benzetiyorum halimi. Ben tutunmaya çalıştıkça daha da üstüme geliyor, her dalgadan sonra daha da takatten düşüyorum ama direniyor fakat gücümün azalmaya başladığını hissediyo rum. Birileri elini uzatıp çekip çıkarsın diye beni, var gücümle bağırıyorum ama duyumlu yorum belki de duyuluyorum da anlaşılmıyorum! Seçtiğim kelimeler yanlış belki, belki de tavırlarımda yanlışlık var. Ya da insanlarla frekanslarımız uymuyor ama kesin olan şey; boğ uluyor oluşum!
Kâğıda kaleme sarılıp yazayım diyorum o da anlamsız geliyor.’Duygularını nasıl taşıya caksın sayfalara, basmakalıp laflarla mı? Anlatmaya çalışsam kime, nasıl? Ve giderek kendi me saklamaya başladım pek çok şeyi. Kimi zaman yılgınlık, kimi zaman yorgunluk ve kimi zaman bıkkınlık beni, hayattan zevk alma noktasından alıkoyuyor.
Yılgınlık? Her zaman bir şeylerin ardından itip kakıp yol katemeye çalıştıkça ve ardıma baktığımda hala aynı noktada olduğumu gördükçe, inan bana, insanın tüm hevesi, heyecanı, şevki kırılıyor. Parça parça dağılıyor, hatta un ufak oluyor ve ardından gelen moral çökün tüsü ve psikolojikman uğranılan yıkkınlık anlaşılamaz bir biçimde ve çabuklukta insanı buz gibi soğutuyor hayattan bir anda. Gözü kararıveriyor adamın; hani akrep tüm çarelerin bit tiğini anlayınca öldürüveriyor ya kendini zehriyle? İşte öyle bir şey!
Yorgunluk mu? O işin ayrı bir boyutu; çok yüzlü madalyonun bir öteki yüzü. İnsanlarla uğraşmak, meramını anlatamamak, çırpınıp çırpınıp, olduğun yerde dibe vurmak, hep ken dinden harcamak ve sonunda yorulmak! Hani birkaç saatlik yürüyüşün ardından ılık bir duş alıp, hafif bir yemek yersin de üzerine ağır bir rehavet çöker ya? İşte benim de üzerime rehavet çöktü, kimseciklerin dokunmasını istemiyorum! Beynimin dinlenmesini istiyorum anlıyor musun? Pılımı pırtımı toplayıp çekip gidivermeyi çok isterdim ama o kadar da kolay değil! Hiç kolay değil!
Gerçi bu tek düzelikten de bıktım artık, temcit pilavı misali bu günümün dünden farkı kalmadı. Ye, iç, gez dolaş, uyu, çalış… Hep aynı nakarat! Bir şeyler değişmeli diye düşünü yorum, yenilikler, yeni renkler… Ama gör ki sınırlarını dışına çıkamıyor insan. Evet, yeni bir düzen kurmak laflardaki kadar kolay olmuyor!
Gök gürültüleri ve şimşek eşliğinde sağanak halde yağmur yağadururken, radyomdan klasik batı müziği melodileri yükseliyor. Tüm kızgınlığıyla yanan ateş, şöminenin içindeki odunlara azap savuruyor; odamın içi sıcacık. Kendimi, kabarık bir minderin üzerinde sıca cık şöminenin önünde uyuyan kedimle özdeşleştirdim bir an; dertsiz tasasız sorunsuz bir ha yat… Ama sonra aklıma geldi; hayvanların siyah beyaz gördükleri hayatı! Ben sana bir yı ğın laf kalabalığı ettim ama siyah beyaz bir hayatı da bu hayata tercih edemem doğrusu!
Her şey için teşekkürler, halimden yine de memnunum. Hani dedikleri gibi; insanoğluna yaranılmaz!