- Kategori
- Gündelik Yaşam
Doğu cephesi hep aynı

www.kuzeyanadolugazetesi.com
Doğu Anadolu, Allah’ın yarattığı, siyasilerin unuttuğu, doğanın acımasızca bunalttığı bölge... İnsan olarak değil de, seçim zamanlarında oy olarak sayılanlar... Derileri kuruyup kemiklerine yapışanlar... Gözleri çukura kaçmış, sarı sıcağın ve zorlu yaşam koşullarının etkisiyle belleri bükülenler... Yazgıları iklimin şartların göre belirlenenler. Yağmur zamanı karnı doyan, kurak mevsimde çalışmak için batıya giden bölgenin çaresiz insanları.
Bu bölgedeki kentlerden biri de güneşin doğduğu yerde yüzyıllardır ayakta duran Serhat şehri Kars. Sınır bekçisi... 1877 Osmanlı Rus savaşında, yenilginin tazminatı olarak Ruslara verilen ve 30 Ekim 1920 yılında, geri alınana kadar işgal altında inleyen kent. Açılan birkaç fabrikası kapatıldığı gibi, atılan bazı temelleri ise sökülüp TBMM’ne götürülen oldu her zaman. Susuz, yolsuz, okulsuz ve de sağlık ocağından yoksun köyler... Hiçbir dönemde, hiçbir hükümet zamanında o yörenin yazgısı değişmedi. 1980 öncesi okuma-yazma oranı en yüksek olan kentti. Demokrasiye geçiş döneminde "Evet” oyunun en yüksek çaktığı kentti... Yine 1982-83 yıllarında, toprağı, insanları ve hayvanlarıyla 50 milyara satılığa çıkardıkları sahipsiz kent oldu...
Kışın eksi kırk dereceye kadar düşerek canlıları donduran soğuğu, zemheri fırtınaları, amansız tipileri ocak ayının ikinci haftasında başlar. Yöredeki adı "Zemheri soğuklarıdır". Bunu yöre insanları bilir ama nedense o aöğrencileri yola çıkaranlar, bizi yönetenler, taşımalı eğitimi batıya göre uygulayanlar bilmezler, ya da bilmek istemezler. 18 Ocak 2007 Çarşamba akşamı haberlerde donma tehlikesi geçiren 18 öğrenciyi görünce gözyaşlarıma engel olamadım.
O an 42 yıl öncesine gittim...
1965 yılının ocak ayının yine aynı günleriydi. Köylerinde okul olmadığı için komşu köye giden ve yolda donma tehlikesi geçiren çocukların romanını yazarak 1997 İş Bankası 12-15 yaş grubu Çocuk Edebiyatı Büyük Ödülü’nde "Başarı Ödülü” almıştım. Aradan geçen onca yıla karşın, hala bir şeylerin değişmediğini görünce gözlerim karardı, beynim uyuştu, yüreğimin bamteli sızladı. O yıllarda yaşadıklarımızı anımsadım, hem de boğazımı yumruk gibi tıkayan soluğumla, yüzümde yuvarlanan gözyaşlarımla...
Ya o çocuklar köyden uzakta, amansız bir yerde kalmış olsalardı, ya göz gözü görmek tipide yoldan çıkıp bir dereye yuvarlansalardı, ya askerler yetişip onları kurtarmasaydı o çocukların hali ne olacaktı? Allahüekber Dağları’nda donarak şehit olan askerler gibi, o fidanların cesetleri kurtlara, kuşlara yem mi olacaktı?
Kapanan köy yollarının açılması, ulaşımın rahat sağlanması çok mu zor. O öğrencilerin okula nasıl gelecekleri hiç mi aklınıza gelmez.
Ey yetkililer, ey sorumlular, Anadolu’ya sahip çıkıp sorunlarıyla ilgilenmezseniz, o insanları eli sizin yakanızdan düşmeyecek, bunu böyle bilesiniz.
Bu günkü yazımı, genç yaşta kaybettiğimiz Kars’lı ozan Öztürk UĞRAŞ’ın kenti için yazdığı şiirden bir alıntı yaparak bitirmek istiyorum.
Elli milyara satılan şehrim
anam avradım olsun ki
seni gözyaşımın rengi gibi severim
ilkyaz çiçeklerinden
yada Rus Saldatlarının
kirli destanlarından söz edelim mi
sen benim yüreğimin toprak bütünlüğüsün
20.01.07 / Saat: 02.10