​ Doktor Doktor Baksana (Tam Gün-4) / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '10

 
Kategori
Güncel
 

Doktor Doktor Baksana (Tam Gün-4)

Doktor Doktor Baksana (Tam Gün-4)
 

Seriye şöyle bir göz attığımda daha bir çok şeyi söylemediğimi/söyleyemediğimi gördüm. Her şey her yerde konuşulmaz elbet. Bu kapsamın dışındakilerden de hayli söyleyeceklerim kalmış.

Başta da belirttiğim gibi konu uzun ve karmaşık olunca içinde kaybolmamak çok uğraş istiyor. Yazdıkça yazacak ayrıntı beliriyor. Konu konuyu açıyor. Böyle yazmaya devam edersem küçük bir kitap dolduracak kadar yazmış olacağım.

Buradan hareketle “bak şu küstaha, icabında kitap bile yazarım demeye getiriyor” diye düşünülmesin. “küçük bir kitap dolduracak kadar” dedim. “Kitap olur” demiyorum. Kaldı ki kitap olmayı hak eden bir konu olduğu da su götürmez bir gerçek. Onu da ehli yapsın değil mi :)

Konumuza geri dönelim ve biraz da şiddet içerikli yayın yapalım. “Şiddete hayır” kampanyası düzenlense yeridir. Bahsedeceğim şiddet sözle ya da yaptırımsal şiddet değil elbet. Basbaya bildiğiniz kaba kuvvet. Dayak!

Gazetelerde hemen her gün “doktor dayak yedi” şeklinde haberlere rastlamak mümkün. Meselenin bir özel boyutu bir de genel boyutu mevcut. Özel boyutu elbette doktorlara uygulanan şiddet ile ilişkili. Genel olanı ise toplumsal şiddetteki biz insanları korkutan artış.

Genelden devam edelim. Sokağa çıktığınızda, caddeye indiğinizde, sahaya girdiğinizde, kahveye uğradığınızda artık karşınıza daha sık çıkmaya başlayan; insan olmanın erdemini unutmuş zavallı kalabalıklar haline gelmemize sebep olacak (belki de helak sebebi olacak) bir şiddet artışını gözlemliyorsunuz.

Tamam doğar doğmaz kıçımıza yediğimiz şaplak da bir şiddet ögesi addedilebilir ancak o şaplağın amacı nefes almamıza yardımcı olmasıdır. Doktorun ya da ebenin o anki coşkusuyla siz iki şaplak yemiş de olabilirsiniz :)

Bahsini ettiğimiz toplumsal şiddet eğilimindeki artış ise neredeyse akıllara seza; gönüllere eza mahiyetine bürünmüş olmasına rağmen neredeyse hiçbir kodamanın bunu düzeltmek için kılının kımıldamıyor olması yüreğimizi burkmaya, içimizi acıtmaya devam ediyor ve etmeye de devam edecek gibi görünüyor.

Trafikteki dalaşmalardan stadyumlardaki hırlaşmalara kadar; sokaktaki el-enselerden kahvedeki enseye şaplaklara kadar; otobüslerdeki itiş-kakıştan cafelerdeki öfkeli bakışlara kadar hemen hemen her alanda zuhur eden ne yazık ki insan dediğimiz “eşref-i mahlukat”a münhasır bir durumdan söz ediyoruz ki bunun bir örneğine izlediğim hiçbir doğa belgeselinde rastlamadım.
Hayvanlar alemi deyip geçivermek kolay. Ancak onlarda bizdeki gibi öfke selleri, deliryum fırtınaları, sinir harpleri yaşanmıyor. Adam (yani hayvan, mesela aslan) yiyeceğini yiyor ve yatıyor. Vay sen bana yan baktın diye gidip çakala sataşmıyor. Ulan sen bana nasıl yamuk yaparsın diye sırtlana hırlaşmıyor. Hieeyyt! Adam gibi dur lan! diye zürafaya kafa tutmuyor. :)

Maalesef bu özellik bize has. İnsana özgü bir şey. Tamam, hiçbir şeye kızmayalım; hergün yumoşla duş alalım da yumuşacık olalım; hamur kıvamında gezelim demiyorum. Ama bu kadar da öfke bünyemize zarar değil mi a dostlar?

Özele gelecek olursak; doktora şiddet dediğimiz şey de işte sokaktakinin hastaneye yansımış hali oluyor. Tabi belki doktorun belki hastanenin, belki hastanın belki de sistemin hatasından kaynaklanan bir “can yanması” durumu da mevcut olabilir. Bu kişinin zıvanadan çıkmasına sebep olabilir. Yani provake eden bir sebep olabilir.

Ancak hiçbir gerekçe bir insanın karşıdaki insana yumruk sallamasını haklı göstermez. Tıpkı silahla vurmak gibi… Savaşlar da dahil olmak üzere her türlü şiddet eylemi insan dediğimiz varlığa yakışmayan, üzerinde eğreti duran bir şeydir. (savunma amaçlı eylemleri hariç tutuyorum)

Burada kişilerin sebep olduğu olaylar kadar sistemin tıkandığı da gerçektir. Şöyle ki canı yanan hasta yakını o an için öfkeleniyor, hıncını almak için çareler düşünüyor. Eğer doktor ya da hastane sorunlu ve sorumlu ise bunu yasal yollarla hak aramak suretiyle halletmeye çalışabilir. Ancak yasal yolların bu konuda yetersiz kaldığını düşünürse o zaman çıkmaza girer. Tabi bu birazcık sofistike bir örnek.

Genelde olan ise şu. Bir kişi hastalanıyor. Yakınları apar topar onu alıp acil servise getiriyor (bahsini ettiğimiz şiddet eylemleri daha çok acillerde yaşanıyor)… Burada hemen bir detaya girmek lazım. Şiddet eğiliminde olan, buna meyyal kişilerin genel bir özelliği hasta olan şahsa evvelce yeteri kadar ilgi ve sevgi göstermemiş olmalarıdır. Mesela adamın karısı hastadır. O güne değin adam kadıncağıza bir kere “seni seviyorum” bile dememiştir. Klasik, kazak bir ev erkeğidir. Kadın hasta olunca birdenbire “Ulan karı giderse ne ederim” ben korkusuna kapılır. Can havliyle hastaneye koşar…

Aciller ise malum. Herkes kendisinin acillik olduğunu düşündüğünden olsa gerek hemen hepsi ana-baba günü gibidir. Nöbetteki doktorumuz ise acil olduğunu iddia eden faranjitli hastalar ile cebelleşmekten kalp krizlerine yeteri kadar ilgi gösterememektedir. Olur ya, az evvelki adam karısını getirmiştir ve bu doktorumuz da o esnada bademciğinin üzerinde kelebek geziniyormuş gibi bir his duyumsadığını ve kelebekleri çok sevdiği için durumunun acil olduğunda ısrarla ısrar eden zat ile yakından ilgilenmektedir.
Doktoru böyle gereksiz bir eylem içerisinde gören kazak erkeğimiz “nerde lan bu gittiğimin doktoru” diye efelenir. Bir an önce doktoru bulması lazımdır çünkü karı elden gitmektedir…

Doktor durumun vehametini kavradığında iş işten çoktan geçmiştir ve nur topu gibi bir yumruk burnunun üzerinde peyda olmuştur. Kazak ev adamı karısını kurtarmak için muhtaç olduğu doktoru haşat etmekte beis görmemiş ne de olsa haşat olmuş doktorun hasat olmuş karısından daha acıklı olmadığını bilmektedir.

Böylece hem suçlu (ev halinden) hem sorunlu (kazağından) hem sorumlu (dayağından) kişi aynı zamanda da güçlü (doktorundan) olmuştur. Sistemin doğurduğu özürlü bir tıp vakası daha hizmete girmiştir…

Söylenecek söz çok lakin işin özü bu. Şiddet nerede olursa olsun ayıplanmalı; maruz kalan korunmalı; müsebbibi cezalandırılmalıdır… Bunu bilir bunu söylerim…

Önceki Yazılar:

Doktorları Vurun (Tam Gün-1)

Doktorları Asalım (Tam Gün-2)

Doktorları Keselim (Tam Gün-3)

Sevgi, hürmet ve muhabbetle..

Murat HACIOĞLU

www.murathacioglu.com

 
Toplam blog
: 656
: 1708
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..