- Kategori
- Genel Sağlık
Doktorların kendini beğenmiş saygınlığı ve halk

HEPSİ HASTA MI ?
“Hayatımı ve doktorluk sanatımı tertemiz bir şekilde kullanacağım”
Hipokrat
Bıçak parası terimini ilk defa babam katarakt ameliyatı olduğu zaman duydum. Babam özel bir hastanede katarakt ameliyatı olmuştu. Ameliyatı yapan operatöre açıktan para ödenmesi gerekiyordu. Beş yıldızlı bir oteli andıran hastaneye gittiğimde personele tahsis edilmiş özel otoparktaki arabaları görünce doğrusu doktor olmadığıma hayıflandım. Son derece şık giyinmiş türbanlı sekreter beni bekliyordu, doktor beyin acil bir ameliyata gittiğini bildirdi. Çok iğrenç bir şey görmüş gibi yüzünü ekşiterek uzattığım paraya baktı, masasındaki çekmeceyi açtı, ben de parayı oraya attım.
Daha sonra bir trafik kazası geçirince o hastanede beni de ameliyata aldılar. Fiyat pazarlığında araya akrabalar girdi. Ameliyattan sonra evde dinlenirken aracılık etmiş olan akrabam aradı: Operatör bey ayrıca bıçak parası istiyordu. “Bunu ameliyattan önce söyleseydi ya” diyerek parayı ödemeyi reddettim. Bu itirazım son derecede “ayıp” karşılandı. Sonunda parayı ödedik tabi.
Bir tanıdığın oğlu doktordu. Kıbrıs’ta bir arkadaşıyla klinik açmayı planlıyordu. Ne kadar idealist bir genç diye düşünüyordum ki projeden vazgeçti. Nedenini sorduğumda “o işten para kazanamayız” dedi.
Hastalarından sanki “eşya” veya “mal” gibi “bunu masaya yatırın”, “buna şu ilacı verin” gibi söz eden doktorlar gördüm. Medikal ansiklopedi okuma merakım olduğundan bazı konuları doktorlarla tartıştığımda bundan hiç hoşlanmadıklarını fark ettim. “Ben yıllarca tıp okudum, sen iki tane kıytırık ansiklopediden edindiğin bilgiyle tereciye tere mi satıyorsun?” der gibi bakışlarla karşılaştım.
Bertrand Russell 1953te yazdığı “Din ve Bilim” yapıtında doktorların da din adamları gibi gün gelecek toplumun gözünde saygınlıklarını yitireceği kehanetinde bulunmuştu. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki saygınlığını yitirmeyen kurum, kişi, meslek kalmadı gibi.
Obama'nın ABD’nin başına geçmesiyle tüm dünyada estirilen “Yeni Dünya Düzeni” rüzgarının bunda payı olduğunu sanıyorum. Az çok herhangi bir düzeyde yetki sahibi olan insanların (otoparkçıdan vergi dairesindeki memurun ukalalığına kadar) daha çok ahlaksızlaşması ve bozulmasından başka hiç bir işe yaramamış olan "Yeni Dünya Düzeni" tüm insancıl, siyasal, ahlaki ve etik değerlerde yarattığı çürüme ve aşınmanın yanı sıra, başta siyaset olmak üzere bir çok meslek ve uzmanlık alanının kamuoyu nezdindeki saygınlığını yitirmesine yol açmış, tek değer para, kişisel çıkar ve adam kayırma olmuş, bilim insanı, profesör, doktor, hukukçu, yazar, sanatçı, basın ve medya bu düzeneğin paralı köleleri durumuna gelmiş, kişisel ve bilimsel özgürlüklerini kaybetmişlerdir.
“Tanrı kimseyi hastaneye düşürmesin” demeyeceğim. Tanrı insanları hastaneye düşürmez, insanlar kendi kendilerini hastaneye düşürürler. Ekonomik güçsüzlük nedeniyle yetersiz ve sağlıksız beslenen ve toplumsal sorunlar yaşayan kitlelerin hastaneleri doldurması kaçınılmazdır. Her mesleğin saygınlığı vardır. Ve tabi ki bu yazımda tüm doktorları ve yetkilileri suçlamak gibi bir amacım yok. Son yıllarda sağlık personeline karşı gelir düzeyi düşük halk tarafından gösterilen saldırgan tepki üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Tüm bu çıkan olaylarda hep hasta yakınları mı sorumlu? Hastanenin ve doktorların hiç hatası yok mu?