​ Doktorsun, peki ilkokulu bitirdin mi? / Ben Bildiriyorum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '06

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Doktorsun, peki ilkokulu bitirdin mi?

Doktorsun, peki ilkokulu bitirdin mi?
 

Hastayız, hastasınız ya da hastalar, ama sonuçta ortada bir hasta var...

Çalıştığınız işyerinden doktora gidebilmek için binbir zorlukla izin aldınız; çünkü işvereniniz bu halinizle bile 24 saat hiç durmadan çalışabileceğinize inanıyor, hatta bundan emin. Otobüs, minibüs, tren, … derken hastaneye ya da sağlık ocağına geldiniz. Sıraya girdiniz, beklediniz ve sonunda sıra size geldi, kapıdan girdiniz. Doktorunuz “ seni dinliyorum ” anlamında oturduğu yerden hafifçe döndü, kaşlarını kaldırdı ve siz şikayetlerinizi sıralamaya başladınız.

Cümlenizi daha bitirmeden doktor bey veya doktor hanım, aslında çok önemli bir hastalığınız olmadığını, sadece bademciklerinizi biraz üşüttüğünüzü anladı. Oturduğu yerden hızlıca gerekli antibiyogramı ve bütün testleri yaptı, değerlendirdi, muayeneyi bitirdi. Testleri yorumlarken tüm mesleki tecrübesini de kullandı. Antibiyotik yazılması gerektiğine inandığı her hastasına yazdığı gibi, sizin tedaviniz için de aynı ilacı yazdı. Yani elinde tuttuğu kalemin üzerinde reklamı bulunan antibiyotiğin en uygun seçim olduğuna karar verdi. Sağlık karneniz yazılırken hemşirenin “ sıradakiiii ” diye bağırmasından muayene sürecinin tamamlandığını anladınız, odayı terk ettiniz. Buraya kadar herşey yolunda gitti. Haydi şimdi ilacınızı alalım…

Siz de birçoğumuz gibi tüm ilaçlarınızı aynı eczaneden alırsınız, çünkü eczacı ve kalfası ile yıllardır akraba gibi oldunuz. Eczaneniz de muhtemelen ya semtinizde, ya da eski mahallenizde. Eczaneye girer selamlaşırsınız, merhaba, merhaba, hoş geldiniz, geçmiş olsun vs, vs, vs… Karnenizi uzatırsınız… ama o ne?

Ne teşhis, ne de ilacın ismi okunmuyor… Eczacı kalfasına, kalfa eczacıya gösterdi hatta eczanede bulunan birkaç meraklı şahsiyet de bu işe karıştı… Karneyi ters çevirdiler, düz tuttular ama olmuyor, bu karne okunmuyor…

Doktora soralım, soramayız, neden? Mesai bitti. Şimdi ne olacak? Bu hasta ne yapacak?

Eczacımız, hastayı (= müşteriyi) kaçırma endişesini belli etmemeye çalışır. Karneyi eline alır ve iki dakikalığına doktor rolü oynar. Hafif bir tebessümle ortamdaki stresi geçiştirir, kontrolu ele aldıktan sonra sırıtmaya başlar, yavaşça hastaya döner ve müjdeli birsorar...

- Neyiniz vardı?

- Bağdemciklerim pek iyi değil, üşütmüşsün dedi doktor.

- Hımmmm… (der eczacı, içinden muhakemeye başlar). Muhtemelen teşhis “şu” olmalı. Yoksa “bu” mu? Ama teşhis şu olsaydı ilaç bu olmazdı!... (Kalfaya döner) ben ilacı şöyle okuyorum, hadi bir de sen bak… (derken yüzündeki -kontrol bende- ifadesini hiç bozmaz)

- “Kalfa devam eder “ Yok ben “böyle” okuyorum. Hem teşhis de bence “şu”… (der ama eczacısından çok bilmenin ona bir şey kazandırmayacağını, hatta biraz da kaybettirebileceğini anlar. Doksan derece kıvırarak sözünü sürdürür…)

- Yok yok ilaç “bu”!... Ama teşhisin yazılışını hiç benzetemedim… Hem sonu da okunmuyor!... Ben bilemeyeceğim…

- (Hastasının karşısında itibarının kaybından endişe eden eczacının sigortaları atar) yahu kardeşim, koskoca doktor olmuşsun adam gibi yazsan şu reçeteyi de bizi akşam vakti günaha sokmasan olmaz mı?...

Ben bu kadarını kaleme aldım; ama hastamızın kafasını “haklısın” anlamında bir yukarı bir aşağı sallamasından daha bir feyz alan eczacımız, şüphesiz daha fazlasını söylemiştir…

Tabii ki yıllarca okuyup doktor olmak kolay değildir, ama bir reçeteyi okunur şekilde yazmayı beceremek ayıp bişeydir. Genelde bazı doktorlarımız bu özellikleri ile övünürler, ama şahsen ben bunda pek de övgüye değer bir nokta keşfedemedim.

İki satır yazıyı düzgün yazamayan hekimlerimize yukarıdaki metini tekrar tekrar okumalarını tavsiye ederim. Okusunlar ki hastalarının viziteye çıkabilmek için işyerinden izin alabilmesinden, eczanede ilaçlarını alamayacağını anladıkları dakikaya kadar geçen zamanda, ne derece yıpranıp yorulduklarını anlasınlar.

 
Toplam blog
: 30
: 4628
Kayıt tarihi
: 09.09.06
 
 

1968 yılı Ocak ayında Bursa'da doğdum. Çiftçi bir babanın iki erkek çocuğundan biriyim. Askerliğim..