Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '11

 
Kategori
Bilim
 

DOM-Eki 6: Sesimi duyan var mı? Liderlere çağrı

DOM-Eki 6: Sesimi duyan var mı? Liderlere çağrı
 

Toplum, iş-ve-meslek-sahipleri arası bir ortaklıktır onların aralarındaki etkileşimlerle oluşturulur


Siyasi partiler, ülkemizin sorunlarına çözüm bulabilmek için bir güç odağı oluşturarak toplumumuzu yönetimine gelmeyi hedefleyen birer ekiptirler. Şimdiye kadar tüm siyasi partiler bu amacı taşımışlar, bazıları başarılı olmuş, yönetime gelmiş, bazıları başarılı olamamışlardır.

Seçimleri kazanarak yönetime gelen siyasi partiler acaba toplum için gerçekten yararlı olmuşlar ve toplumun gelişmesi ve kalkınmasına katkı sağlamışlar mıdır? 

İşte bu soruya olumlu cevap vermek zordur, çünkü çoğu (veyahut hepsi) toplumu kendilerinin yöneteceği, hükümete kendilerinin sahip olacakları şeklinde bir ihtirasla yönetime gelmişlerdir. Bu tür bir genel yaklaşım toplumu pasifleştiricidir ve bu nedenle insanlık asırlardır, hep bir kurtarıcı peşinde koşa gelmiştir. Onun için hala lidere bağımlı partiler söz konusudur.

Şimdiye kadar topluma bir şeyler kazandıran tek yönetici Atatürk olmuştur, çünkü o halka “kulluktan insanlığa geçiş haklarını” yasal olarak sağlamıştır. Atatürk’ün başlattığı o bilinçlenme atılımı Köy Enstitüleri projesi ile sürdürülmeye çalışılmış; halkın bu eğitilip-bilinçlendirilmeye çalışma çabaları ise “demokrasiye geçiş”le birlikte sona erdirilmiştir. Bu noktada büyük bir ironi, bir çelişki, tam bir tezat vardır. O da şudur: Demokrasi halkın kendi kendini yönetme şeklidir. Halk kendi kendini nasıl yöneteceğini bilirse bu işi yapabilir. İşte, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yapılan en büyük kötülük o noktada başlar: Halk kendi kendini nasıl yönetmesi gerektiği bilgilerine sahip kılınmadan, Köy Enstitüleri kapatılmıştır. Yani padişahlık-krallık gibi liderliğe dayalı tepeden tabana yönetim şekli, “kralın halk tarafından seçilmesi” şeklinde bir demokrasi anlayışına dönüştürülerek, Atatürk’ün başlattığı “halkın milletin efendisi olması”, yani kendi-kendisinin efendisi olması, kendi-kendilerini yönetme hak ve bilgisine sahip olacak duruma getirilmesi engellenmiştir. 

Bu noktadan giderek şunu belirtmek çok önemlidir: Krallık, sultanlık, vs. gibi, tepedekilerin efendi, tabandakilerin pasif-halk (kul) olduğu otoriter sistemlerden, demokrasiye geçiş için önce halkın, doğal sistem bilgileriyle eğitilmesi şarttır. Bu doğal sistem bilgileri, doğa ve dünyamızın sürekli değişim-dönüşüm içindeki dinamik bir sistem olduğu, dinamik sistemlerin “information & self-organisation” yani “bilgi edin ve o bilgilere göre örgütlen” prensibi içinde gerçekleştiği şeklindeki çağdaş bilgileri mutlaka içermelidir (bak Doğadaki Oluşum Mekanizması =DOM-dizini). 

Bu konunun bilinmesi özellikle günümüzde çok önemlidir. Çünkü günümüzde “demokratikleştirme” sloganı altında, çeşitli ülkelerde ayaklanmalar olmakta, toplumlar iç çatışmalara sürüklenmektedir. Otoriter şekilde, pasif-davranmaya alıştırılmış bu tür toplumların, demokratikleşmeleri (yani kendi kendilerini yönetecek bir hayat sistemine ulaşmaları) asla mümkün değildir. Çünkü günümüzdeki mevcut demokrasi anlayışı, halkın kendi-kendini yönetecek duruma gelmesi-getirilmesi şeklinde değil, toplumu daha iyi yöneteceğini iddia eden uyanıkların, iktidarı ele-geçirme yarışlarından başka bir şey değildir. Bunun böyle olduğunun en güzel ıspatı şu makalede özetlenmiştir: 

http://blog.milliyet.com.tr/DOM_Ek1_tepeden_tabana_mi__tabandan_tepeye_mi_/Blog/?BlogNo=300319 

Şekil: Toplum, iş-ve-meslek-sahipleri arası bir ortaklıktır ve tamamen onların kendi aralarındaki etkileşimleriyle oluşturulmalıdır. 

Halk doğal sistem bilgileriyle eğitilmeden, particiliğe dayalı demokrasi denilen siteme geçerse, bir sürü “kral adayı” ortaya çıkar, ve “ben sizi daha iyi yönetirim” yarışı başlar. Ve 

http://blog.milliyet.com.tr/Dom_Eki_5__Demokrasi__teokrasi__liderlik_ve_Dom_iliskileri/Blog/?BlogNo=314434 belirtilen toplumsal hastalıklar gittikçe yaygınlaşırlar. 

bloglarında 

Halbuki bir şeyi yapan, hep tabandakilerdir, yani halktır. Halkın bir şey yapması-yapabilmesi içinse, bilgi sahibi kılınması gerekir. Bu ise şimdiye dek yapılmamış, halk hep pasif kılınmış, toplumun (devletin) sahipliği hep tepedekilerin tekelinde olmuş, halk tepedekilerden bir şeyler yapılmasını beklemiştir. Halk toplumun sahibinin kendisi olması gerektiği gerçeğinden habersizdir, böyle olunca da, toplumun sahipliğini tepedekilere bırakmaya alıştırılmıştır. Bu şekilde liderli yönetim sistemleri insanlık tarihi boyunca sürmektedir. Değişen şey sadece liderliğin karakteridir. Kah padişah, kral gibi mutlak otoriterlikler, kah parti liderleri gibi seçimle yönetime getirilen otoriterler (yani tepeye bağımlı sistemler) toplumların kaderini belirleyici olmuşlardır. 

Prof. Dr. İsmet Gedik 

 
Toplam blog
: 45
: 973
Kayıt tarihi
: 14.08.10
 
 

K.T.Ü.de paleontoloji ve tarihsel jeoloji öğretim üyesiyim (Prof. Dr.). Yeryuvarında hayatın oluşum ..