​ Don kavgaları / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '07

 
Kategori
Anılar
 

Don kavgaları

Don kavgaları
 

Kayıp ve suçlu (6)

Ne kadar da güzel elbiseleri vardı ve ne ciciydi; ve de kendilerinindi.

Bizim kendimize ait elbisemiz hiç olmadı…

Yanılmıyorsam pazar günleri banyo günümüzdü; ne olursa olsun sadece bir gündü. Hatice Anne’nin merdiven başında bağırmasıyla banyo saatimizi öğrenir ve sınıflar halinde banyo yapardık. Altımızı ıslattığımızda n’apardık anımsamıyorum; ama banyo yapmadığımızı biliyorum.

Banyo saatleri, tetikte durma saatimizdi, oyunu bırakır mozaik merdiven başında yaz sıcağı da olsa oturur beklerdik; Hatice Anne’nin banyo saatimizin geldiğini haber verme vaktini. Tetikte beklerdik, çünkü…

Hatice Anne’in çağırmasıyla birden hareketlenir, iterek merdivenlerden birbirimizi, "don" kapmaya giderdik... Banyo yapacak grubun iç çamaşırı, atleti, kazağı, pantolonu, çorabı bodrum katta bir çarşafın üzerine karışık bir vaziyette bırakılır, biz de en güzelini, en yıpranmamış, yırtılmamışını seçme yarışına girerdik. Az kavgamız olmadı; "önce ben kaptım", "hayır önce ben kaptım" kavgası. Bazen en yeni giysiler kavga zaiatına uğrar, zaten eski, yırtık olan çamaşırlar bir miktar daha yırtılırdı; yırtık eski çamaşırların en eskisi, en fazla yırtılmışı da güçsüzlere kalırdı; güçsüzlere kalırdı çünkü güçlü olan, eli yüzü düzgün çamaşırı zaten elinden alırdı…

Güçlünün yanında olmayı "don kavgaları"nda öğrendim…

Daha bir hafta önce severek giydiğim kazağı kaptırmışsam güçlüye; hüzünle bir hafta seyre dalar; kazağımın hor kullanıldığını görsem, hınçlanırdım.

Başkasına hınç beslemek, kendimize ait giysimizin bile olmamasıyla başladı.

Tatillerde, bayramlarda babamın izne götürdüğü zamanlarda, ilk yapılan iş, sanırım baştan aşağı yeni kıyafetler almaktı; Bir bayram iznine götürdüğünde babam, kızarak ve haşlarcasına bir önceki izinde aldığı elbiseleri n’aptığımı sormuş, ben de "don kapma yarışlarımızı" anlatmıştım; keşke anlatmaz olaydım; babam ve ablam çaresini bulmuşlardı; evde alınan evde kalacaktı… Okuldan getirdiğim kıyafetler, annemin cehizliği tahta sandığa konur, izin bitiminde, yeni alınan giysilerim çehiz sandığına konur, eskiler giydirilir; öyle okula gönderilirdim.

Her bayram yeni bayramlıklarım olurdu; mecburiyetten…

Anımsıyorum babamın okul babalarıyla bu konuyu konuştuğunu; okul babası da izine giden çocukların anne babasından yakınmış, yıpranmamış giysilerle gönderilen çocukların, farklı yıpranmış giysilerle geri getirildiğinden dem vurmuştu… Yoksulluktan olsa gerek; sanıyorum yıpranmamış giysiler evde kalan, yurda verilmemiş diğer çocuğa; yurda giden çocuğa ise yıpranmış elbiseler giydiriliyordu; nasıl olsa yurtta yenisi veriliyordu!... Oysa hiç de öyle değildi. Yoksulluk işte n’aparsın…

Sonraki yıllarda soruna çözüm bulundu; yurttan izine giden çocuğun üstündeki kıyafetler zimmete yazılıp, izine götürmek için gelen velimize imzalatılırdı… İzin dönüşü herkes aynı kıyafetlerle gelmek zorunda kalırdı.

Benim her daim yeni bayramlıklarım oldu; mecburiyetten…

Resim: http://membres.lycos.fr/chasseursdereves/liens_sommaire.htm sitesinden alınmıştır

 
Toplam blog
: 12
: 690
Kayıt tarihi
: 23.04.07
 
 

Akdeniz Üniv EYO, İnönü Üniv. Egitim Fak. mezunuyum. Hacettepe Eğitim Fak. yüksek lisans eğitimimi a..