​ Dönemin Basın-Medya Dünyasının Büyük Ağabeyleri, Yeni Muktedirlerin Karşısında Biçare Haldeler / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '12

 
Kategori
Siyaset
 

Dönemin Basın-Medya Dünyasının Büyük Ağabeyleri, Yeni Muktedirlerin Karşısında Biçare Haldeler

Dönemin Basın-Medya Dünyasının Büyük Ağabeyleri, Yeni Muktedirlerin Karşısında Biçare Haldeler
 

  • Medyanın kendisini sorgular haline tanıklık ederken, bir dönemin kapalı kapı ardında kurulmuş tezgâhlarını da, aradan geçen yılların üzerinden ortalığa dökülen haliyle takip etmeye çalışıyoruz. Aslında malumun ilanından başka bir şey değil ortalığa dökülüp saçılanlar.
  • Bir bakıyorsunuz dönemin popüler genel yayın yönetmeni, can ciğer arkadaşını satışa getirmiş, bir diğer taraftan o genel yayın yönetmeni, bir başka meslektaşının söyledikleri doğrultusunda hesaba çekilecek bir pozisyonun içerisinde bulmuş kendisini... Biz sıradan fanilerse, az çok olanı biteni tahmin ediyorduk… Tahmin mi? Hayır aslında tahminden daha da ötesi… Ahmet Kaya linçe tabii tutulurken de, “Hayata dönüş” denen, katliam operasyonunda da daha fazlasını algılıyor, daha fazlasını hissediyorduk. Dönemin muktedirlerine akredite olmuş basın erbapları önüne geleni kesip biçerken, biz faniler “Hiç mi utanmıyorsunuz” diye içimizden söylenmek durumunda kalmıştık. Zira yapılabilecek fazla da bir şey yoktu. Gün geliyor, keserin sapı dönüp, dönemin muktedirlerine yaltaklananların yüreğine saplanıyor.
  • Hatırlayın o günleri…
  • Genelkurmay başkanının ardına takılıp Güneydoğu sokaklarında cümbür cemaat gezmeler ve sanki genelkurmaya hükümet payesi biçmeler…  Gerçekten dönemin siyasal iktidarını ciddiye alan var mıydı? Hatırlayın dediklerini… “Erbakan tankın üzerine çıktıda biz mi bu durumu görmezden geldik?” diyorlardı. İyi de Erbakan’a etmediğinizi bırakmadınız. Şimdi ortaklığın bozulduğu bir hâlin son durumunu izliyoruz. Aslında ortaklık değil, tümüyle bir yaltaklanma haliydi… Kendilerine olduğundan fazla paye biçerken, aslında yaptıkları, devletin pisliklerinin üstünü örtmek, o pislikleri temizlemek veya o pisliklere meşruiyet kazandırmaktı.
  • Tabii devir değişti.
  • Geçmiş yılların muktedirleri ortalıkta kalmadığından, medya tarihi yeni haliyle yazılıyor. Şimdi onların, yani bir dönemin bilinen aktörlerinin sırtını dayadığı ne bir orduları, ne bir partileri kaldı ortalıkta. İyi de oldu. Dengelerin değişmesi de diyoruz ya şu son gelişmelere.
  • Tamam, iyi güzel de, dengeler bu gün değişti de, yarın değişmeyecek mi? Şüphesiz ki… Her şeyin bu günden böyle kalacağına inanmak, tabii ki saf dillik olur. Malum cemaatin işaretinin ardından gelen tutuklamalarla, bu ülkenin onca onurlu insanı demir parmaklıklar ardını boylamadı mı? Ragıp Zarakolu, Büşra Ersanlı, Ahmet Şık, Nedim Şener gibi isimler terör suçu kapsamında tutuklanmadı mı? Veya Siyasal iktidarın işareti sonrasında, Nuray Mert, Banu Güven, Mehmet Altan ve daha nice isimler köşelerini kaybetmediler mi? 28 Şubat döneminde yaşananlara binaen, bu gün gelinen nokta da, tam da o günlerin bir benzerini, tokmağı eline yeni geçirmişlerin marifetlerinden izliyoruz.
  • Sanki ortada bir intikam, bir öc duygusu var.
  • Tabii ki 28 Şubat’ın desteklenecek bir yanı yok. Kim tarafından malum olduğu üzere basına servis edilen görüntülerin ardından, resmi ideolojinin karşısında olduğu var sayımından yola çıkılarak az insanın canını yakmadılar. İyi güzel de kardeşim, şimdilerde yapılanlar neyin nesi oluyor? Zerre suça bulaşmamış, düşüncesinden ve kaleminden başka gücü olmayanlara saldırmanın mantığı nedir? Bu insanları olmadık suç isnatlarıyla demir parmaklıklar ardında tutmanın açıklanabilir bir yanı var mıdır? Hadi bu iki güç arasındaki savaşın ne olduğunu biliyoruz. Bu güçlerden birisi iktidar savaşını şu aralar kaybetmiş durumda… Yarın ne getirir bilinmez… Ama bu ülke de, bu iki gücün dışında kalanlarında, bu rejimden yediği tokatın haddi meçhul. Bu iki güçten hangisi muktedirler kertesinde kendisine yer buluyorsa, bu iki gücün dışında kalmış olanlara hayatı zindan ediyorlar. Kendilerinin dışında kalmışların hepsi Allah muhafaza “Terörist” damgasını bir güzel yiyiveriyor. En tabii demokratik hak talepleri dahi en şiddet dolu yöntemlerle bastırılıyor. Daha yakın zaman da, Başbakan’ı Dolmabahçe’de protesto eden öğrencileri dünyaya geldiklerine pişman etmediler mi? Hamile genç bayan çocuğunu düşürmedi mi yediği coplar ve yerlerde sürüklenmesi sonrasında?
  • Şu günlerde dönüp bir bakın Allah’ın aşkına, “Adana Pozantı Cezaevinde neler oluyor?” diye. Medya işte… Adana Pozantı Cezaevinde çocuk mahkumların başına gelmedik kalmamış. Klavyemin gücü yok olanları yazmaya. Taş attıkları gerekçesiyle, henüz daha okul çağı çocuklarının cezaevi günlerinden dram dolu kesitlerle karşılaşacaksınız. Tecavüze uğramalar, cinsel istismar ve saireler. Basın-medya ayağı bu işlere nedendir, hiç ilgi göstermiyor. Düşünseniz e… Henüz daha 11 yaşındaki bir çocuk, polis panzerine taş attığı gerekçesiyle cezalandırılıyor. Bu durum bir ülkeyi yönetenler açısından hakikaten utanç olarak dahi nitelenebilecek cinsten bir vaziyettir. Kendisine aydın diyen….”Aydın” kelimesini tırnak içerisine alıyorum… Hani ne oldu taş atan çocukların vaziyeti? Bu çocuklar için neden şöyle bir adam akıllı kampanya başlatmaz bu koftiden aydınlar? Neden bu güne muktedir olan güç odakları bu denli yalın bir sorunu ısrarla çözmemek için ayak direrler? Anlaşılması güç bir durum tabii ki… Anlaşılması mı güç? Yok… Asında her şey o denli berrak bir haldeki… Siyasal iktidar üzerinde sivil baskı unsuru olma özelliği taşıyacak odaklar kalmadı etrafta. Helâl süt emmiş tek bir medya mensubu kalmadı ki… Az buçuk helal süt emmiş olanlarsa, malumunuz üzere… Biz de köşe kapmış ihale takipçileri aydın kategorisinde değerlendirildiği içindir ki, henüz daha biz taş atan çocukların vaziyetinin ne olacağına karar verememişiz. Karar verene kadar…. Eh işte o zaman da, o çocuklar, yarın güneşi gördüklerinde soluğu dağda alacaklardır. Aksini iddia eden varsa beri gelsin.
  •  
  • Gaza gelmiş bir halim var. Lafı fazlasından yana uzattım gibi görünüyor.  Etme bulma dünyası… Dün yaptıklarının bedelini bu gün ödüyorlar.
  • Aslında 1994 senesi güzel tarafından bir örnektir.
  • Yok ben kısa kesemeyeceğim gibi görünüyor.
  • Devam edeyim…
  • Can Ataklı geçen gün uluorta irin akıttı ya… Hemen ardından Aydın Doğan vaziyete müdahil oldu ve “Varsa böyle bir şey Ertuğrul Özkök’ün ipini çekerim” dedi ya… Can Ataklı’ya tam da 1994 senesini hatırlatmak icab etmekte. Kendisini bilirim ki, Cem Uzan’ın en has tarafından kankisi olur. O dönemde, Cem Uzan televizyonundan Zülfü Livaneli’ne yapmadığını bırakmadı ve İlhan Kesici hamleleri boşa çıkıp, aradan Tayyip Erdoğan İstanbul’a Belediye reisi olunca… Ve sonrasında memlekete Başbakan olunca, Cem Uzan’ın akıbetine hep birlikte tanıklık ettik.
  • Etme bulma dünyası sanırım buna diyorlar.
  • Bu taife budur birader.
  • O yıllarda Cumhuriyet Gazetesini hatırlıyorum… Sene 1994… Cumhuriyet Gazetesi de Zülfü Livaneli alehine kampanya açmıştı. Dönemin CHP’si de ilginçtir, şimdinin Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’la  İstanbul Belediye Başkanlığına aday olmuş ve % 4’ler civarındaki oyuyla, Zülfü Livaneli’nin Belediye Başkanlığının önünü tıkamışlardı. Şimdi Recep Tayyip Erdoğan bunların hepsine teşekkür göndermekte…  Aynı Cem Uzan’a el salladığı gibi…
  • Etme bulma dünyası dedik ya…
  • Gün gelir bu gün Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki muktedirlerde birilerine hesap vermek zorunda kalabilirler. Alengirli işlere girmenin bir anlamı yok. Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük… Bunu şiar edinmeyenlerin akıbeti pek parlak olmuyor işte… Ne yaparsınız?
  •  
  •  
 
Toplam blog
: 1509
: 1145
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..