- Kategori
- Kitap
"Hey İstanbul" Deniz Som'dan Etkileyici Bir İstanbul Anlatımı

- Çok zaman var ki, kendime kızarım. Hem de öyle böyle değil… Harbi harbi kızarım kendime ve hayıflanırım… Kendime kızmalarımın sonunun geleceğine de emin değilim. Lakin en çok kızdığım husus var ki İstanbul hadisesidir.
- Yaşamımın önemli bir bölümünü hatta çeyrek asırda demek mümkün buna, İstanbul’da geçirdim. Çocukluğum, ergenliğim ve ilk gençlik yıllarım… Ve sonra ver elini Antalya… Antalya’ya yerleştikten sonra cangıla bürünmüş İstanbul şehrinin değerini daha iyi anladım. Yok… Yaşamak babından değil… İstanbul en nihayetinde bir kültür hazinesi… Öyle böyle değil. Dünya şehirleri içerisinde açık hava müzesi olma özelliğiyle ayrıcalıklı bir yeri olduğu malumdur. Hele ki daha birkaç gün önce elime aldığım ve bu sabaha karşı birincisini bitirdiğim Deniz Som’un “Hey İstanbul” isimli kitabı beni yeniden kendime dair kahretmeye yöneltti.
- Deniz Som “Hey İstanbul” isimli kitabında İstanbul’un, o kültür hazinesi olarak nitelemiş olduğumuz mekânlarını anlatmış. Yani rahmetli bir anlatmış İstanbul’un o mekânlarını, pir anlatmış… Taksim Meydanı’nı, Ayasofya’yı, Yeni Cami’yi Mısır Çarşısı’nı, Mahmutpaşa Yokuşu’nu, Nur-u Osmaniye Camisi’ni, Karaköy Yeraltı Camisi’ni, Galata Köprüsü’nü, Büyük Postane’yi, Bahariye Caddesi’ni, Galata Kulesi’ni, Kız Kulesi’ni, Yerebatan Sarayı’nı, Binbir Direk Sarnıcı’nı, Gülhane Parkı’nı, Aya İrini’yi, Süleymaniye Camisi’ni ve saire… Kiliseleri, Havraları ve daha nice nice tarihi ve turistik mekânları deneme tadında, gezi rehberi formatında anlatımış Deniz Som.
- Tabi bu sebepten dolayı kızıyorum kendime. Yıllarca yaşadığım bir kenti tanımamış olmaktan ötürü… O mekânların önünden her daim geçtiğim halde, mekânlar hakkında hiçbir şey bilmediği mi… Ve bu sebepten dolayı da kendime kahrettiği mi…
- İstanbul’un kapılarını, İstanbul’un beylerini, İstanbul’un köylerini ve bu kapıların, beylerin ve köylerin tarihçelerini hiç bu denli naif bir dille anlatan başka bir yazara, başka bir kitaba denk gelmedim.
- Demirkapı’yı, Edirnekap’yı, Topkapı’yı, Silivrikapı’yı, Belgradkapı’yı, Kumkapı’yı, Yenikapı’yı hiç bu kadar yakından tanımamıştım. Hele ki, her gün içerisinde bir uçtan bir uca gidip geldiğim Topkapı’yı… Hele ki, okulumuzun hemen yanı başındaki Belgradkapı’yı…
- Deniz Som harika bir iş yapmış… Bizlere arkasından “Çok önemli” diye niteleyebileceğim bir kitabı bırakarak harika bir işi yapmış.
- Cağaloğlu neden Cağaloğlu olmuş? Tarihi nedir? Hangi süreçlerden geçerek adı Cağaloğlu’na evirilimiştir? Ya Moda…Veya Taksim…
- Yıllarca yaşadığım Bakırköy’ü anlatmış Deniz Som kitabında. Bakırköy… Yani eskiden Makriköy’müş… Bakırköy’ün Makriköy olduğunu bilirdim ama nedenini hiç bilmezdim. Deniz Som’un sayesinde detaylarıyla öğrenmiş oldum.
- Hasan Fehmi’nin mezarını da… Hasan Fehmi! İlk basın şehididir… Bilirsiniz! İttihatçi çetenin katlettiği bir aydındı Hasan Fehmi ama nedense faili meçhul olarak kalmıştır cinayeti. Galata Köprüsü’nün üzerinde, tıpkı Hrant’ı vurdukları gibi arkadan vurmuşlardı Hasan Fehmi’yi de.
- Cağaloğlu’nda “Basın Müzesi” vardır. Önünden nede çok geçmiştim Basın Müzesi’nin. İçeriye girmek mi? O zamanlarda nerede biz de o akıl… Hiç girmedim içerisine. Basın Müzesi’nin tam karşısında bir mezarlık var mış. Hiç dikkatimi çekmedi. Günde birkaç milyon insanın geçtiği bu yerlerden, o denli çok geçmeme rağmen, insan cangılı olsa gerek, hiç o mezarlık dikkatime nail olmamış. Hoş olsaydı da ne olurdu ki? Hiçbir şey... Hasan Fehmi’nin mezarı oradaymış. Ve daha da ötesi… 1418 yılında idam edilen Simavne Kadısı oğlu Şeyh Bedrettin, ki Nazım Hikmet’in en sevdiğim şiirlerinden birisidir “Şeyh Bedrettin Destanı” Şeyh Bedrettin’in mezarı da işte Hasan Fehmi’nin mezarının olduğu yerdeymiş.
- Ya o Basın Müzesinde… Neden hiç içerisine girip gezme ihtiyacı duymamışım ki o basın müzesini?
- Abdi İpekçi öldürüldüğünde bedenine isabet eden kurşunlardan birisi Abdi İpekçi’nin kalemini kırar… İşte o kurşunla kırılmış Abdi İpekçi’nin kalemi de o müzede sergilenmekteymiş.
- Ve daha ne bilinmezlikler… Daha neler neler…
- Dedim ya… Rahmetli Deniz Som öyle bir iş yapmış ki, bizlere bıraktığı bu değerli yapıtını, başucumdan ayırmayacağım kesindir.
- Bilmediğim, aklımın ermediği o denli çok şey hakkında bilgiler vermiş ki Deniz Som… Tık nefes okuyorsunuz “Hey İstanbul” kitabını. Hem de elinizden düşürmemecesine… Heyecanla…
- Kitabın dili mi? Deniz Som’un dili… Nefis bir dil… Nefis bir anlatı… Ruhunuzu teslim alıyor Deniz Som. Hafif bir alaycılık… Hakikaten gerekiyor. Turizm Bakanlığına, değerlerimizin yok edilmiş hallerine ve tabii ki halkımıza… Deniz Som yar yar kimi satırlarında giydiriyor. Ve Deniz Som, bizi bir anlamda kendimizle de yüzleştiriyor. Sorumsuzluğumuzla, duyarsızlığımızla… Bu denli tarifsiz bir kültür mirası elimizin altındayken, o kültür mirasını buram buram heba edişimizin denemelerini yazmış Deniz Som…
- Kitabın ikincisine bu akşam başlayacağım. Sürprizler beni bekliyor… Ama ille de Deniz Som’un bu kitaplarını okuyun derim. Ve İstanbul’da dolaşmaya çıkacağınız zaman… Veya o mekânların yanından geçerken bir göz ucuyla bakacağınız zaman, Deniz Som’un satırlarından bir şeyler aklınızda kalmış olacaktır, emin olun. Deniz Som’un satırlarını okuduğunuzda, o mekânlara daha bir farklı gözle bakacağınıza eminim. Zira benim zihnim de öyle bir şimşek çaktı ki...