- Kategori
- Edebiyat
Dönsek mi bu aşkın şafağından - 2

Son günlerde yazı hayatımın en büyük hayal kırıklıklarından birini daha yaşıyorum. Uzun ve özenli bir emek sonucu yazıp bitirdiğim "Özlem Benim Karadeniz- Yeşil Mavi Hikayeler" eserimi iki yıldan fazladır bütün gayretlerime rağmen yayınlatmayı başaramadım. Baktım olmayacak, cebimden yüzlerce lira ödeyerek fotokopi- kitap benzeri bir şey yaptırdım. Aslında eser tam kitap olmasa da elime alabildiğim için sevinmem gerekirdi ama yazmayı bırakmayı düşünecek kadar bir ümitsizliğin içine düştüm.
Burası nasıl bir ülke Allah aşkına? Yayınlanmış tam altı kitabım var. İyi bir yazar olduğum kitap ve yazılarımı okuyanlarca teslim ediliyor. 1990 yılından beri yani çeyrek yüzyıldır yazmakla- kitaplarla haşir neşirim. Üstelik söz konusu eserimde yer alan öyküler "Milliyet Blogdaki" sayfalarımda görüleceği üzere bin- ikibin küsür okuma sayısını yakalamış durumda.
Buna rağmen ilk kitabını yayınlatmaya gelmiş yeni yazar muamelesi görüp, adeta horlanarak yayınevi kapılarından gönderildim. Aslında istediğim bunca emeğimin boşa gitmemesi için eserimin yayınlanmasıydı. Ne telif parası istemiştim ne de başka bir şey. Ancak bunların hiçbiri yayınevlerini ikna etmeye yetmedi.
Üstelik bu arada yeni bir şey öğrendim: Kendi kitabınızı kendiniz bastırıp dağıtmak isterseniz mevcut bandrol uygulaması izin vermiyor buna. Yani satışa konu olabilecek bandrollü bir kitap için mutlaka yayınevinin devreye girmesi gerekiyor. Aksi halde basım masraflarını karşılasanız bile bandrolsüz olarak çıkacak kitabınızı satışa arz etmeniz mümkün değildir. Görüldüğü gibi düşünenlerin, eli kalem tutanların yazmaması, eser vermemesi için herşey ayarlanmış durumda. Yayınevine gidiyorsun bir kovalanmadığın kalıyor. Kendin bastırıp dağıtmak istersen bandrol uygulaması izin vermiyor.
Bu durumda "Bu aşkın şafağından" yani yazma sevdasından, edebiyat sevgisinden dönüp meydanı pastanın küçülmesini istemeyen " ünlü yazar- yayınevi- devlet üçlüsüne" bırakmaktan başka çare yok.
Dilimizin ucunda nice söylenmeyi bekleyen güzel şeyler olsa bile bizlere reva görülen bu galiba?