- Kategori
- Dostluk
Dosdoğru dost!

Bu gecikmiş yazının kahramanı sensin.
Şu biçare şahsiyet, kendine bile katlanamazken onun düşmüş hallerine, en hayat acemisi günlerine tanık sen, sırdaş sen. Kol kanat geren yine sen...
Dostum… Nasıl da dolduruyorsun hayatın anlamını. Bir tanesin ondan mı? Nasıl geçtik biz o günlerden.
Bak puslu bir sabaha uyandı şimdi hafızam. İstanbul’dayım. Bir şarkı duyuldu radyodan, ilk sabaha öyle uyandım. Hani
Benim hala umudum var diye başlayan…
Öyle başladı o zor günler. Evini, ekmeğini paylaştın yetmedi işini… Ne bölüşme ama! Daha çok köyün, Fransız turistiydim. Her şeyine bulaştım.
Boyunun ölçüsünü aldığım şehrine alışamadım gitti. Alışamazken sevmişim. Belki sendeki anlamı bana bulaşmış.
Bizi birbirimize benzetirler Derim de inandıramam; ben senin kötü bir taklidinim. Hayat bu kadar üstüne gelirken, evlenmiş bir oğlun olmuş uykusuz gecelerde onu göğsünde uyuturken, nasıl çekmedim o fotoğrafı ben. Sessiz bir köşede birbirimizden saklayarak gözyaşlarını ayrı ayrı ağladığımız oldu , kahkahalarla güldüğümüz, kızdığımız oldu. Şöyle adamakıllı bir efkar dağıtamadık ya seninle. Hep araya hayat girdi.
Şimdi yolun ortasına yaklaşırken sen, ‘börtü, böcek, aşk çiçekle bekâr gezerken ben’ :) doğum gününü kutlamak istedim yürekten. Çok şey öğrendim senden. Göğsümdeki yaldızlı bir madalya gibi görsünler istedim seni. Bir de sarılmak var tabi… Özlemle… Bağlamanın telinde hüznün masalcısını dinleyip, sonra da coşmak kolkola bir halayda…
İster isen dünya malın vermişler oy..
sensiz dünya malı neylerim dostum...
dostum dostum.. gelsene canım..
Birlikte düşülecek yollarda; birlikte kalkılacak ... Neydi Dostluk, omuzda bir el... Değil mi?
Mutlu seneler, iyi ki varsın!