- Kategori
- Eğitim
Dr. Rıfkı Can
DR. RIFKI CAN’A…
1981-1982 Eğitim yılında, Gazi Yüksek Öğretmen Okulu, Eğitim Bölümü’ne (bugünkü Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü), sicil durumu değerlendirilmesi ve çoktan seçmeli sınavla, ücretli izinli öğrenci olarak alınmıştık. Hergün, düzenli olarak derslere girip çıkıyor, her ayın birinde depo tayinimizin yapıldığı okula uğrayıp maaşımızı alıyorduk. Yerleşene dek, her ne kadar sıkıntı çektiysek de, yerleştikten sonra öğrenciliğin tadına varmıştık.
Ankara’da gün geçtikçe çevremizi genişletmeye çalışıyor, bu arada Milli Eğitim Bakanlığı’na uğruyorduk. Gazi Yüksek Öğretmen Okulu’nun, Eğitim Bölümü’nde okuduğumuzu söyleyince herkes, “ücretli izni, Bakan Hasan Sağlam’dan ya kendisinin sağladığını” ya da bu işte “katkısının olduğunu” söylüyordu. Ücretli izin olayına, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde okuyan öğrencilerle, Gazi Yüksek Öğretmen Okulu’nun diğer bölümlerinde okuyan öğrenciler gıpta ile bakıyorlardı. Eğitim Bölümü’ndeki İlkokul Öğretmenliğinden gelen, mesleki geçmişi oldukça fazla öğretmenlerimiz, Bölümde “ücretli izin” uygulamasına sevinçle bakarken, İlkokul Öğretmenliği deneyimi olmayan öğretmenlerimizden rahatsızlık duyanlar yok değildi. Hem bu rahatsızlıklarını, “Ben ücretli izinli mi okudum?”, “Bu öğrencilerin diğer öğrencilerden farkı ne ki ücretli izinli okuyorlar?” diyerek açıktan dile getiriyorlardı. Ücretli izin uygulaması, bir yıl daha uygulandıktan ve ara sınıflara da sağlandıktan sonra, sona erdirildi. Bu arada, 1982’de YÖK kurulmuş ve birçok yeni düzenlemeler getirmişti. Gazi Yüksek Öğretmen Okulu, Gazi Eğitim Fakültesi’ne dönüştürülmüş, öğretmenlerden “master” öğrenimi olmayanlarla, alanında ihtiyaç duyulmayanların Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) devredileceği belirtilmişti. Bu tip söylenti ve uygulamalar, bir yıl daha sürdükten sonra, bilgi ve görgü birikimine sahip birçok öğretmen, gerçek olmayan nedenlerle Ortaöğretim Kurumlarına) liselere gönderildiler. Master Öğrenimi olmayanlara, “Masteriniz yok”, olanlara “ihtiyaç yok” denilerek.
Dr. Rıfkı Can, Milli Eğitim Bakanlığına (liselere) gönderilemezdi. O’na, “Size ihtiyaç yok” da denilemezdi. Çünkü Bölümde doktorası olan tek öğretim elemanı idi. Bölüm Başkanlığı görevini sürdürmesi beklenirken, diğer bir Fakülteden getirilen bir eleman, Başkan V. olarak görevlendirildi. Asaleten görevlendirilemezdi. Çünkü, Dr. Rıfkı Can’dan akademik alanda farklı bir özelliği yoktu.
1982-1983 Eğitim yılı başında, Bölüm Bakanlığı görevinden alınan Dr. Rıfkı Can, önce Bölümden, sonra Fakülteden uzaklaştırıldı. İngilizce ve Fransızca bilen, yayına hazır birçok çalışması/kitabı bulunan, birçok yabancı ülkenin eğitim sistemini yakından incelemiş, bilgi ve görgü hazinesi olan Dr. Rıfkı Can’ın günahı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ihtiyaç duyduğu “Kurmay Sınıfı” yetiştirmek için çalışmalara başlamış olmaktı. Bu amaçla, MEB yetkilileriyle kurduğu özel ilişkiler sonucunda “ücretli izin” uygulamasını başlattı.
Eğitim Bölümünün öğrenciliği, diğer öğrenciliklerden farklıydı. Başka bir deyimle, Bölüme başvurabilmek için önce beş yıl başarılı öğretmenlik yapmış olmak, sonra öğrencilik hakkını elde edebilmek için -özel- sınavı kazanmak gerekiyordu. Bu iki koşul gerçekleştikten sonra, Ankara merkez okullarından birine tayin yaptırmak ve ders devresini de “öğleci” olacak şekilde ayarlamak gerekliydi. Ancak, bu koşullar gerçekleştikten sonra bireyler, sabah öğrenciliğe, öğleden sonda da İlkokul Öğretmenliğine devam edebilirlerdi. Bu durumdaki arkadaşlar, sabahları okula koşarak geliyor, genellikle blok ders yapıyor ve yine koşarak okullarına gidiyorlardı. Bu kadar özverili öğrencilik yapan bu arkadaşlarımız, öğle yemekleri yemedikleri halde, açlıktan değil de, hep derslere geç kalmaktan yakınıyorlardı. Dolaysıyla, günün bir yarısını öğrencilikle, diğer yarısını öğretmenlikle geçiren, sürekli öğle yemekleri yiyemeyen, günü koşturmaca ile geçen bir kişi, ne istenilen düzeyde öğrencilik, ne de öğretmenlik yapabilirdi. Bu arada, böyle zor şartlar altında öğrencilik yapanların sayısı gün geçtikçe azalıyor, İlköğretim Müfettişleri ile Öğretmen Okulları Meslek Dersleri öğretmenlerine olan ihtiyaç artıyordu.
İçlerinde okuma isteği olup da, ekonomik nedenlerden dolayı okuyamayan, okuyamayacağına inandığı için hayatlarına yön vererek çoluk çocuğa karışan İlkokul Öğretmenleri, “ücretli izin” uygulamasıyla, tekrar öğrenciliğe başlayabildiler. Bu durumdaki kişiler, bir hayli fazla olup, okuyabilmelerindeki tek etkenin “ücretli izin” olduğunu belittiler.
Okuma isteklerini, “devam mecburiyeti olmayan” okullarda gidermeye çalışan birçok İlkokul Öğretmeni arkadaş, böyle bir olanakla karşılaştığında, tercihlerini Eğitim Bilimlerinden yana yaptı. Böylece bu kişiler, hem diğer alanlardaki birikimlerini Eğitim Bilimlerine taşıdılar, hem de kariyere girme şansını elde ettiler. Bu arada, sözü edilen arkadaşların, Hacettepe Üniversitesi Yüksek Lisans sınavında, yüzde doksanın üzerinde üstün bir başarı elde ettiğini ve bu başarı karşısında Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyelerinin “Sizin Fakültede yeterli Öğretim üyeniz yok, bu başarıyı nasıl elde ettiniz?” diye, hayret ettiklerini hatırlıyorum.
MEB, ihtiyaç duyduğu Eğitim Bilimci personeli, sınavla veya ne olduğu belirsiz mülakatla veya hiçbir koşul öne sürmeden atama ile karşılayabilir. Zaten sınav dışında böyle yapıyor. İstisnalar dışında, MEB üst öğrenim görenlere, görecek olanlara hep engel çıkarıyor. Oysa, MEB’nın özellikle, Eğitim Bilimleri alanında üst öğrenim görecekleri sürekli desteklemesi gerekir.
İşte Dr. Rıfkı Can’ın günahı, MEB’nın merkezde Uzman Personel ile Öğretmen Yetiştiren Kurumların öğretmen, illerin İlköğretim Müfettişi ihtiyacını nicel ve nitel yönden karşılamak için yeni bir uygulama gerçekleştirmek, yeni bir uygulamayı başlatmak, olarak özetlenebilir. İşte bu amaçla Dr. Rıfkı Can; başarılı sicil alan, her türlü güçlüğe katlanarak, Yüksekokul Öğrenciliği ile İlkokul Öğretmenliğini bir arada yürüten, içlerindeki okuma isteğini ekonomik nedenlerden ötürü gerçekleştiremeyen, okuma gereksinimlerini devam zorunlululuğu olmayan okullarda gideren, ikinci bir yüksek okul okuma isteği duyan ve akademik kariyere girmek isteyen İlkokul Öğretmenlerine, Gazi Yüksek Öğretmen Okulun’da ücretli izinli okuma hakkını sağladı.
O’nun sayesinde, çok rahat bir öğrencilik yaptık. Görevden alınana kadar her sorunumuzda, kapısını vurmadan içeri girdik. O bizi hep anlayışla karşıladı. Üzerimize sürekli kol-kanat gerdi. O, İlkokul Öğretmenliği yapan öğrencilerini derslerine yetiştirebilmek için Bölümdeki dersleri 07.25’te başlattı ve bu derslere eşiyle birlikte kendisi girdi. Ankara gibi sorunları bol olan bir kentte, sabahın yedisinde dersleri başlatmanın güçlüğü göz önüne getirilirse, rahmetli Can’ın, eşi Şenay Hanım Efendi ile birlikte ne kadar büyük bir özveride bulunduğu anlaşılır.
Bu arada, bir konuyu dile getirmeden geçmek olmaz. Atanmamız yapılmayıp da ortalıkta gezdiğimiz günlerde, Gazi Yüksek Öğretmen Okulu’nun, Eğitim Bölümü’nde okuduğumuzu söyleyince, “ücretli izni, Bakan Hasan Sağlam’dan ya kendisinin sağladığını” ya da bu işte “katkısının olduğunu” söyleyenler, bizim Gazi Eğitim'de okuyup da atanmayanlardan olduğumuzu öğrendiklerinde, birdinbire yüzlerindeki ifadeyi değiştirdiler ve birkaç saniye içinde yanımızdan uzaklaştılar.
Siz’den sonra, eğitim Bilimci yetiştirme konusunda, olumludan yana çok şey değişmedi Rıfkı Baba. Değişen, sadece altı tane daha Eğitim Yöneticiliği ve Deneticiliği Anabilim Dalının açılması. Onlar da kapatıldı ya. Aslında bu bile az değil. Biliyorsunuz, ücretli izin uygulaması Siz hayattayken kaldırılmıştı. MEB’nın Uzman Personel yetiştirmek amacıyla açmayı düşündüğü Milli Eğitim Akademisi’ni hala açamadığı düşünülürse, bu alandaki çalışmalarınızın büyüklüğü ortaya çıkar.
Affet bizi Rıfkı baba… Her ne kadar görevimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştıysak da, sizlere olan gönül borcumuzu şimdiye kadar ödemeliydik.