​ Dün. Bugün! Yarın? / Doğal Hayat / Çevre / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '09

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
 

Dün. Bugün! Yarın?

Dün. Bugün! Yarın?
 

Eskimo-bedevi, doğulu-batılı, iyi-kötü, zengin-fakir fark etmez. Küresel ısınma her yerde her durumda herkesi etkiliyor. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Grubu(IPCC)’nin Şubat 2007’de küresel sera gazı emisyonlarının en düşük seviyede gerçekleşeceği tahminlere göre yayınladığı AR4 raporuna göre Dünya 2100 yılına kadar 1, 1 ile 6, 4 santigrat derece arasında ısınacak. En iyimser yaklaşımla yani karbondioksit(CO2) konsantrasyonlarının en düşük olması durumunda bile yenidünya 1, 1°C’lik bir ısınmayla eskisinden çok farklı bir yer olacak. Afrika’nın en yüksek zirvesi Kilimanjaro’da buz kütleleri düşüp parçalanıyor(Ki zaten Ohio Devlet Üniversitesi buzbilim uzmanı Lonnie Thompson’a göre 2015 ila 2020’ye kadar karlar tamamen eriyecek.)

Gezegenimizin en muhteşem, en fazla çeşitliliğe sahip ekosistemlerinden olan mercan resiflerinde büyük bir hızla beyazlaşmalar oluyor. Çöller gitgide genişliyor. Ormanlar yanıyor. Kutup bölgeleriyse iki kat hızla ısınıyor. Son 50 yılda Alaska ve Sibirya’da sıcaklık 2–3°C yükseldi bile. Grönland 1997’den beri yılda 15 metre inceliyor. Kıtlıklar, seller, kasırgalar, kum fırtınaları artıyor. Ve dünyada tüm bunlar olurken biz ne mi yapıyoruz? Sadece ellerimiz cebimizde tüm bunlar bize ulaşmadan ölecek olmanın verdiği kendini kandırma duygusuyla etrafımızı seyrediyor ve kaynakları hoyratça ve bencilce harcamaya devam ediyoruz. IPCC’ nin 2007 raporunda, sıcaklık kayıtlarında son 1300 yılda

[1] Hiçbir zaman, bugünkü kadar yüksek değerlere yaklaşılmadığı doğrulanmaktadır. Aslında derin denizlerden elde edilen kayıtlara göre, sıcaklıklar, en az bir milyon yıldır en yüksek düzeylerinde seyretmektedir.[2]

”Bütün canlı türlerinin ve doğal kaynakların sürdürülebilir kalkınmanın kurallarına uygun olarak yönetilmesinde dikkatli davranmak gerekir. Ancak bu şekilde doğanın bize sağladığı paha biçilmez zenginlikleri koruyabilir ve sonraki nesillere devredebiliriz. Bizim ve bizden sonrakilerin refahı için şimdiki sürdürülemez üretim ve tüketim kalıplarının değişmesi gerekiyor.[iii] Aksi takdirde toplu göçler ve aşırı nüfus azalımı kaçınılmaz olacaktır. Bunlar beraberinde geri dönüşümü olanaksız sorunların yanı sıra değişik kültürler, farklı yerler ve her yönden farklılıklar da götürerek tarihe karışacaktır.

Hâla daha musluklarımızdan temiz su akıyorsa, istediğimiz zaman tek düğmeyle lambayı açabiliyorsak, hâla daha rahatlamak için oksijenli bir yerlere gidip temiz HAVA’da yürüyebiliyorsak hâla bizden sonraki milyarlarca insandan çok daha şanslıyız demektir. Yalnız unutulmamalıdır ki “Tehlikenin farkında olmak, hazırlık yapmak için bir fırsattır.[iv] Dünyanın istediği zaman olaylara ne kadar hızlı tepki verdiğine defalarca şahit olduk.1941’de ABD’ye Pearl Harbor’da saldırıldıktan sonra tüketici ekonomisinden olağanüstü savaş ekonomisine geçiş yalızca birkaç ay aldı..Son ekonomik krizde ise çok daha kısa bir sürede bankaları kurtarmak için 2 trilyon dolar seferber edildi.Hiçbir şey için geç değil…

İnsanlık bazı önlemler almaya başladı. Mesela Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi’ne ek niteliğindeki uluslar arası bir çevre anlaşması olan Kyoto.1997 yılında imzalandı; ama 55 ülke şartından ve dünyadaki toplam emülsiyonun %55’ini anlaşmaya bağlı ülkelerin oluşturması gibi şartlardan ötürü 2005 yılında yürürlüğe girdi. Tam 181 ülke imzaladı.[v] Çevre ve iklim gibi 3. , 4. derecedeki(!) bir konu için oldukça yoğun bir katılım ve sevindirici bir gelişme. Aslında Kyoto’ya imza atmak bile elini taşın hem de çok büyük bir taşın altına koymak demek. Ki zaten dünya atmosferine en çok CO2 salan ABD belki de bu yüzden anlaşmayı imzaladı; ama maddeleri kabul etmiyor. Aslında eğer Kyoto gerçekten başarılı bir şekilde uygulanırsa Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin beklediği(1990–2100) 1, 1°C ile 5, 8°C arası sıcaklık artışını 0, 02 ile 0, 28 arasına düşürebilir.[vi] Bu rakamlar gerçekten bi harika…

Ben bu satırları yazarken İstanbul’da 5. Dünya Su Forumu devam ediyor. Uluslararası Su Enstitüsü(IWMI), Birleşmiş Milletler Su Sorunları Masası, Yeryüzü Su Kaynakları, Uluslar arası Su Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü’nün Ağustos 2008’de yapılan Stockholm Su Haftası’na sundukları rapordan sonra bu forumun önemi bir kat daha arttı. Ana temaysa “Farklılıkların Suda Yakınlaşması”.Dünyada suyun akış yönünü belirleyenler tartışıyor ve her gün temiz su olmadığı için ölen yaklaşık 4.500 çocuğa umut kapısı açmayı hedefliyor. Suyun boş yere ve bilinçsizce harcanması ve suyun ticarileştirilmesi konuları ise daha uzun süre zihinleri meşgul edeceğe benziyor.1992 Dublin Su ve Çevre Konferansı ile 1992 Rio Kalkınma ve Çevre Konferansları’yla küresel politikalar belirlemeyi çabalayan dünya 20000 kişinin katılımıyla bu yolda çok önemli bir adımı da İstanbul’da atıyor.

Su deyince akla ilk gelen şeylerden biri de şüphesiz dalgalar ve dalga enerjisi. İnsanlığın fosil yakıtlara alternatif olarak enerji aradığı şu sırada dalgaların ve dalga enerjisinin gücünü görmezden gelmek büyük bir yanlışlık olur. Dalgalarda gem vurulmamış devasa bir enerji gizli. Bu enerjinin bir bölümü dünyanın günlük elektrik ihtiyacını karşılayabilir. Bazı tahminlere göreyse dünya enerjisinin %10’luk kısmını üstlenebilir. En önemli şeyin tesisler kurulsa bile “verim” olduğu dalga enerjisi 30 derece ve 60 derece enlemleri arası en verimli şekilde. Amerika’da Oregon sahilleri, İskoçya ve Portekiz bizler için şimdilik en iyi örnek. Tüm dünyada bu servete ilgi her geçen gün artıyor. İşin asıl güzel yanıysa CO2 konsantrasyonunun dünyada artmasına bağlı olarak eriyen kutup sularının okyanus yüksekliklerini artırması ve yine aynı nedenden beklenen kasırga ve fırtınaların rüzgâr hızını artırmasına bağlı olarak bu enerjiye ulaşım ve kullanımın kolaylaşması.

Evet. Eriyen kutuplar. Erimez gibi görünen uçsuz bucaksız; ama bir o kadar da hassas ve dengeli kutuplar. Tahmin ve son teknoloji modellemelere göre üç derece ısınan dünyamızda Kuzey Kutbu buzunun %80’ini kaybedecek. Geriye çok az bir alan kalacak.[vii] Daha kötü olansa bu %80’lik düşüş, büyük olasılıkla gerçeğin çok altında. Aslında buzların tamamının yok olması daha büyük bir ihtimal. Tüm modellemeler gösteriyor ki bu bölge tahmin edilenden çok daha hassas. Avrupa’nın en geniş buz kütlesi olan Vatnajökull 3500 metreküp civarında buz içerir ki bu da ülkenin dört bir yanını 40 metre kalınlığında buz tabakasıyla kaplamak için yeterlidir. 2100 yılını gösterdiğinde takvimler Vatnajökull’un yarısı 2200’de ise tamamı eriyerek İzlanda tarihine karışacaktır. Son buzul çağı 11700 yıl önce sona erdiğinde buz örtüleri öylesine hızlı erimiş ki, deniz seviyesi yılda 11 mm. yükselmiş. Bu da 100 yılda 1 metrenin üzerinde bir artış anlamına geliyor[viii].

Peki buzulların erimesi ve yerine toprakların gelmesi tamamen kötü mü? Cevabı kısmen hayır. Biraz iyimser bakacak olursak buzulların erimesiyle tarım alanları daha da kuzeye kayacak. Bu da güneydeki gıda açığını bir ölçüde kapatacak. Örneğin 2050 yılına gelindiğinde Finlandiya’da tarım mevsimi 2 aya kadar uzayabilecek[ix].

Ama çok geniş tarım alanlarının oluşması çok güç. Çünkü Kuzey Kutbu’nun büyük bölümü kayalık ve asidik yapıda ve toprağı da çok ince. Ayrıca eskiden donmuş durumda olan bataklıkların kuruyarak sürülmeye elverişli duruma gelmesi bize çürüyen turbalardan gelen, olağanüstü miktarlardaki karbon emisyonu olarak geri dönecektir. Ki bunun bize yarar mı zarar mı olacağı muamma…

Peki, tüm bu olayların en büyük sorumlusu kim? Tüm dünya karbon ayak izinin en büyük dilimini Amerika Birleşik Devletleri’ne veriyor. Bir yerde doğru da zaten. ABD’de bireyin küresel ısınmadaki kişisel payı yani karbon ayak izi bir hayli yüksek.19, 8 ton[x] . Ama Katar’a ya da Birleşik Arap Emirlikleri gibi petrol zengini ülkelerde bu oran Amerika’nın neredeyse 2 katı. Nüfus yoğunluğundan dolayı ise herkes dünyanın en kalabalık iki yeri olan Çin ve Hindistan’ı da sorumlu tutuyor şu anki durumdan. Ama Çin’deki oran 3, 2 ton iken Hindistan’da 1, 2 tona kadar geriliyor.[xi] Avrupa’da mesela İngiltere’de 9, 4 ton ve bu da çok yüksek bir rakam. Türkiye’ye gelince Türkiye’de bu oran 4, 7 ton. Evet ABD’nin neredeyse 4’te biriyiz ama Vietnam’ın 5 katıyız. Bu da mevcut durumumuzun pekte sevindirici ve iç açıcı olmadığını gösteriyor. Buzulların erimesi, dünyanın kuzeye kaymasına bağlı olarak küresel ısınmadan en çok etkilenecek Afrika ise doğaya ayak izini en az bırakan yer. Tanzanya’da 0, 1 ton olan rakam Çad ve Mali’de yok denecek kadar az. Burada da bir istisna var tabiki. Güney Afrika Cumhuriyeti 7, 8 tonluk salımla neredeyse Avrupa kadar[xii]. Bu arada Çin ve Hindistan’da ortalama düşük olsa da bu rakamlar nüfusla çarpılınca ülke bazında gerçekten korkunç bir tablo ortaya çıkıyor. Çin atmosfere salınan CO2’in %14, 5inden sorumlu ve 2. Sırada(1. Tabi ki ABD), Hindistan ise %5, 1 ile 7. sıradaki %2, 3lük İngiltere’nin 3 sıra önünde yer alıyor.

Evet, en çok zarara maruz kalan Afrika’dan daha masum daha suçsuz ve daha çok zarara uğrayacak bir şey varsa o da hayvanlardır. Ne yazık ki akılsız insanların cezasını dünyanın gerçek yerlileri çekiyor. Mesela Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin listesine göre en kritik derecede tehlike altında olan türler arasında yer alan Gorilla Beringei(dağ gorilleri) bitme noktasına gelmişken 2002 den beri umutlu bir yükseliş sürüyor. Her hayvan goriller kadar şanslı olmayabilir. Mesela 1976’da sayısı 128000’i bulan Kuzey Denizi Samuru’nun günümüzde 40000’in altına düştüğü bir gerçek. Aslında aşırı değerli postu düşünülecek olunursa bunun nedeni daha iyi anlaşılabilir.

Hayvan çeşitliliği yönünden dünyanın en gözde mekânında yaşayıp da çok uzaklara bakmaya gerek görmüyorum açıkçası. Dünyadaki en nadir 12 hayvan türünden biri olarak kabul edilen Akdeniz Fokları tüm dünyada koruma altında. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün 1944’ten beri yaptığı çalışmalar 2000’den itibaren meyve vermeye başladı. Ama zaman meyve toplama değil tohum ekme zamanı.

Uluslar arası Bern Sözleşmesi sonucu koruma altına alınan Rana Holtzi(Toros Kurbağası), Pelecanus Crispus(Tepeli Pelikan), Lutra Lutra(Susamuru)’nun yanı sıra Çevre ve Orman Bakanlığı’nın da koruma altına aldığı, avını yasakladığı, araştırmalar yürüttüğü nice birbirinden değerli hayvanlar hızlı endüstriyel ve tarımsal gelişmeler, sulak alanların kurutulması, yuvalara ve yumurtalara müdahale ve yasadışı avcılık yüzünden her an tehlike içindeler.

Ekosistemimizin ayrılmaz parçası, dünyanın temel katı olan hayvanları ve bitkileri; suları ve havayı; toprağı ve çevreyi korumanın tek yolu azıcık tasarruf, azıcık bilgi ve sonsuz merhamet ve sorumluluk duygusundan geçiyor.

Aslında gerçekçi olmak gerekirse her şey bu kadar kolay değil. Hemen yarın tüm dünyada CO2 salımı durdurulsa bile iklimin 100 yıl, 200 yıl içinde normale döneceği zannediliyor. Dünyadaki ilk trenden çıkan zararlı gazların halen dünyayı ısıttığını düşünecek olursak bu hiç de şaşırtıcı değil. ABD Ulusal Bilim Akademisinin iklim araştırmacılarından Susan Solomon ise yukarıda bahsettiğim kanının aslında doğru olmadığını ortaya koydu. Çünkü iklim değişikliğinin etkisini en az bin yıl sürdürecek yani “değiştirilemez” değişiklikler oluştu bile. Rutgers Üniversitesi Çevresel Tahminler Merkezi’nden Alan Robock, Solomon başkanlığındaki uluslar arası araştırma ekibinin hazırladığı raporun değerlendirmelerine katıldığını belirterek, iklim değişikliğinin etkisinin”Bacaları kapatınca birkaç gün içinde havanın temizlenmesiyle sonuçlanan hava kirliliğine benzemediğini” söyledi.“iklim değişikliğinin yavaşlatılabilir; ama durdurulamaz olduğunu” belirten Solomon, bu nedenle uzun dönemdeki etkilerin daha da kötü olmasını önlemek için bir an önce harekete geçilmesi gereğine işaret ediyor.

Harekete geçmek istemek çok önemli tabi. Hayatımızdaki çok ufak değişmeler aslında gelecek kumbarasına attığımız kocaman bir hazinedir. Mesela bir standart akkor ampulü kompakt floresanla değiştirerek yılda 75 kilogram karbondioksit tasarrufu sağlayabileceğimiz gibi[xiii] tüm ampulleri yarısını kompakt floresanla(CFL) değiştirirsek aydınlatma yoluyla açığa çıkan CO2 ‘i yılda 42, 4 milyon ton, yani yüzde 36 oranında azaltabiliriz.[xiv] Ulaşım da çok önemli ve acilen giderilmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Arabalarımızı haftada sadece 32 km. daha az kullanarak CO2 salımını yılda 107 milyon ton yani %9 oranında azaltmamız[xv], yahut arabalarımızın litre başına kat ettiği yolu 2 km. azaltarak CO2 salımını 239 milyon ton yani %20 oranında azaltmamız olası.[xvi] Görüldüğü üzere belki bisiklet kullanarak belki yürüyerek hayatımıza yapacağımız mütevazı değişmeler çok önemli sonuçlar doğuruyor. Ulaşım ve verimlilik demişken toplu taşımanın da önemini belirtmemiz lazım. Arabayla yapacağımız bir yolculuk otobüse kıyasla 3, 5 kat daha Zaralı. Trenden 12 kat fazla olan zararın tedavisi ellerimizde.

Peki ya sadece televizyonları uzaktan kumandadan kapattığınızda yanan kırmızı ışığı kapatarak; bulaşık makinesi, çamaşır makinesi ve klimanın toplam harcadığı enerjiye eşdeğer bir enerji tasarrufu[xvii]sağlayabileceğinizi biliyor muydunuz?

Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuarı tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, hazır konumda(stand by) bekleyen elektronik cihazların tükettiği “vampir” enerjinin bir evin elektrik faturasını %8 artırabildiğini ortaya koydu.

Dünya’da salınan karbondioksitin en büyük sorumlularından biri de ısı yalıtımı ve ısıtma soğutma. Isıtma bir evin enerji giderlerinin yarısı kadarından, soğutma ise onda birinden sorumlu. Isıtıcımızı yazın ve kışın 2°C aşağı ve yukarı almak yılda 1000 kg. CO2 tasarrufu sağlayabilir. Ayıca ısı yalıtımı yapılmış bir binanın doğalgaz masrafları %50’ye kadar düşebilir.

Evet. Her şey evde başlar ve topluma mal olur. Türkiye’de ev içi elektrik tüketiminde ağırlık %32 ile buzdolabında. Buzdolabında A sınıfından A+’ya geçişte %24, B sınıfından A+’ya geçişte %44 ve C sınıfında A+’ya geçişte %54 enerji tasarrufu yapılıyor.[xviii] Türkiye’de 2006 verilerine göre yaklaşık 20 milyon buzdolabı var.20 milyon buzdolabının sadece 1 milyon adedinin(ülke içi satış yıllık 2 milyon civarında) verimlisi ile değiştirilmesi Türkiye genelinde yılda 500 milyon Kw/h enerji tasarrufu sağlıyor.[xix]

Daha az ambalajlı ürünler kullanmak ve naylon poşet kullanmamak doğa için çok önemli. Aslında kısaca fosil yakıtları ve petrolden elde edilen ürünleri hayatımızdan silmek en iyi yol. Denize atılan bir plastik şişenin 450, teneke kutunun 80-200, plastik çantanın 10-20 yılda ancak yok olduğu düşünülürse az önce söylediklerim daha bir anlam kazanmış oluyor. Evinizden çıkan çöplerin sadece yarısını geri dönüştürerek yılda 1200 kg. karbondioksit tasarrufu sağlayabiliriz. Sıcak su kullanımını azaltmak, diş fırçalarken, bulaşık yıkarken ya da tıraş olurken suyu kapalı tutmak, hortumla arabayı yıkamayı bırakmak, geri dönüşüme eşyalarımızı vermek, odadan çıkarken lambayı kapatmak hiç zor değil. Hayatımızdaki ufak değişmelerin sonuçlarıysa hiç de ufak değil. Hem bu konuda doğa da bize her şeye rağmen yardım ediyor. Amerikalı bilim adamları Patagonya’da ağaçlarda yetişen bir tür mantardan doğrudan araçların depolarına doldurulacak kalitede yakıt elde edilebildiğini ortaya çıkardı. Ya da karbondioksidi emen kaya gibi. “Proceedings of the Natural Academy of Sciences” adlı bilimsel derginin 11 Kasımda yayımlananan sayısında yer alan makaleye göre, bu kaya türüne daha çok Umman’da rastlanıyor. Karbondioksit gazı, “peridotite” türü kaya ile temas ettiğinde tepkimeye girerek katı hale dönüşüyor, kalsiyum karbonat’ı oluşturuyor. Makalede Columbia Üniversitesinden Klaus Lackner’ın geliştirdiği “sentetik ağaçlar” yoluyla, atmosfere salınan karbondioksidin emilebileceği, Umman’daki bu özel kayalık bölgeyle suni ağaçlar birlikte kullanılınca, küresel ısınmaya yol açan karbondioksidin atmosferdeki miktarının dengelenebileceği belirtildi. Yani doğa bu mücadelemizde bizleri destekliyor. Yeter ki düzeltmek isteyelim.

Elimizdeki mevcut enerjinin kıymetini bilmeli ve gelecek kuşaklara da aktarmalıyız. Consumer Guide to Home Energy Savings’in (Evde Enerji Tasarrufu Tüketici Rehberi) yazarı Jennifer Thorne Amann, ”İnsan, evinde elektrikle çalışan bütün cihazları düşününce çıldırabilir.”diyiyor. “Sağduyulu olmak ve öncelik belirlemek zorundasınız; ama kendinize işkence etmeyin. Hayatınız boyunca neleri sürdürebileceğinizi düşünün. Belli bir alanda hedefinize ulaşmakta zorlanıyorsanız, deneyebileceğiniz başka şeyler olduğunu unutmayın.”tavsiyesinde bulunmayı da ihmal etmiyor. Eğer bu küçük ama etkili tavsiyeler dünya çapında yani küresel bir boyutta ele alınmazsa daha önceki bölümlerde bahsettiğim şeyler ve daha da şiddetli versiyonların oluşması an meselesi.

Meselenin küresel boyutta toplum bilincini uyandırmak adına WWF’nin düzenlediği Earth Hour(Dünya Saati) gerçekten önemli ve dev bir adım. Yeni Zelanda’dan Los Angeles’e kadar.

Eğer bu küçük şeyler yapılmazsa kar’a 20 küsur isim veren kuzeylilerin, su hakkında yapıt veren milyarlarca edebiyatçının tüm emekleri boşa gitmiş ve hikâyeler masallaşmış olacak. Dünya ısınırken, iklim hızla değişirken bize yüklü bir fatura bırakıyor. Bu faturada yüklü bir ekonomi, sağlıksız ve bozuk bir ekosistemin yanı sıra kaybolmuş kültürler, unutulmuş diller, destanlar, hobiler, zevkler, uğraşlar, yemekler, aletler, işler de var. Eğer mevcut enerjiyi maksimum verimle kullanır ve gelecek kuşaklara devredebilirsek bunların hiç biri olmak zorunda kalmayacak. İşte sürdürülebilir kalkınma bu yüzden çok önemli ve bu yüzden hayati bir önem taşıyor. Atatürk’ün dediği gibi “Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.” Bu hareket evde bir ampulü değiştirmekle, klima yerine pencereyi açmakla, otobüse kadar yürümekle, postahaneye bisikletle gitmekle başlıyor. Dün bitti, bugün bitti bitiyor, yarına bir şey kalmayacak. Hem ne kaybederiz ki?

EMRE ALPUN

[1] Kısım 6.4.2, bölüm 6”Palaeoclimate.”(Climate change 2007:The physical Science Basis. Contribution of Working Group I to the Fourth Assenssment Report of the Intergovermental Panel on Climate Change içinde).

[2] Kısım 6.6.1, bölüm 6”Palaeoclimate.”(Climate change 2007:The physical Science Basis. Contribution of Working Group I to the Fourth Assenssment Report of the Intergovermental Panel on Climate Change içinde).

[iii] Birleşmiş Milletler(UN) bildirisi 6. Paragraf, 5. Satır başı.

[iv] Mark Lynas

[v] www.wikipedia.org

[vi] Nature Ekim 2003 sayısı

[vii] Johannesen, O. Vd., 2004:”Arctic Climate change:observed and modelled temperature and sea ice variability”, Tellus, 26A, 328-41

[viii] Ntv bilim dergisi Mart 2009 sayısı sayfa 79

[ix] Skaugen, T. Ve Tvetio, O. , 2004:”Growing-season and degree-day scenario in Norway for 2021-2050;Climate Research, 26, 221-32

[x] Mark Lynas karbon ayak iziniz kitabı

[xi] Mark Lynas karbon ayak iziniz kitabı

[xii] Mark Lynas karbon ayak iziniz kitabı

[xiii] www.WWF.org.tr

[xiv] Energy Information Administration 2008 yılı enerji durumu

[xv] Energy Information Administration 2008 yılı enerji durumu

[xvi] Energy Information Administration 2008 yılı enerji durumu

[xvii] www.kuresel-isinma.org

[xviii] TMMOB Makine Mühendisleri Odası ”Dünyada ve Türkiye’de enerji verimliliği” raporu .2008 Türkiye beyaz eşya sanayicileri derneği

[xix] Tedaş 2006 verilerine göre Devlet İstatistik Enstitüsü çalışması.

 
Toplam blog
: 5
: 727
Kayıt tarihi
: 21.08.09
 
 

Adım Emre Alpun 15 yaşındayım ve Elazığ'da yaşıyorum. Küçük şehirde yaşamanın getirdiği avantajları ..