- Kategori
- Dünya
Dün, Rusya limanlarını bombaladık; bugün de bir uçağını düşürdük...

Rusya mı oyuna geldi; biz mi oyuna geldik; belli değil...
Başlarken...
Prusyalı general Carl von Clausewitz'e(1780-1831) atfedilen bir söz vardır; "Savaş, siyasetin başka vasıtalarla devamıdır"...
Clausewitz'e atfedilen bu sözün aslı şöyledir : "Savaş politik ilişkilerin başka araçların desteği ile sürdürülmesinden başka bir şey değildir"; bir başka deyişle, "Savaş, politik ilişkilerin sadece bir parçasıdır ve dolayısıyla bağımsız bir nesne değildir(1).
Bana göre ise, "savaş, ehil olmayan beceriksiz siyasilerimizin başımıza açtığı bir iştir"... Hem de öyle bir berbat iştir ki, içinde "şiddet ve ölüm" vardır... Çünkü, savaşın kullandığı vasıtalar, "harp silah, araç ve gereçleri ve onları kullanan insandır"...
Biz, savaşta, başta "asker ve polis" olmak üzere canını veren diğer "güvenlik kuvveti" elemanlarına "şehit" payesi vererek onları "kutsal bir makama" ulaştırırken, "şehit annesi" ve "şehit babası" diyerek de yakınlarını şereflendiririz.
Bayrağımızla sarılı tabutu önümüzden geçerken, "şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganları atar ve bu şehitlerimizin, beceriksiz siyasetçilerimizin yüzünden verildiği, aklımıza bile gelmez...
Şimdi sadede gelelim...
x
DÜN...
RUS LİMANLARINI BOMBALADIK...
Birinci Dünya Savaşı'nda, Osmanlı İmparatorluğu, Almanya'nın Rusya'ya savaş ilan ettiği 1 Ağustos 1914'ün hemen ertesi gün Almanya ile bir "İttifak Antlaşması" yaptı... Bu antlaşma, gerektiğinde, Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa katılması anlamına geliyordu...
Daha, savaşın ilk yılında, başını İngiltere'nin çektiği "İtilaf Devletleri", Almanya'nın müttefiklerinden birini (Türkiye'yi) savaş dışında bırakmak ve Rusya'ya güvenli bir lojistik ikmal yolu açmak için İstanbul ve Çanakkale boğazlarını ele geçirmek istediler...
Ayrıntılara girmeyeceğim...
Harbiye Nazırı Enver Paşa, seferberliğin ve Çanakkale Boğazı savunulmasının tamamlanmamış olduğunu ileri sürerek savaşa girmeyi ertelemek istemiştir... Ancak, Almanya, Osmanlı Devleti'nin bir an önce savaşa girmesini istediği için baskılarını sürdürmüştür.
Bu baskılar yeterli olmayınca, Akdeniz'deki İngiliz Donanması önünden sıyrılan iki Alman savaş gemisinin (Goeben ve Breslau) İstanbul'a girmesi ile, Osmanlı'nın savaşa girmesi için bir oldubitti yaratılmıştır... Bu gemiler ile, Osmanlı donanmasına ait bir grup gemi Karadeniz'e açılarak 27 Ekim 1914'de Rus limanlarını bombaladılar...
Ve, Osmanlı fiilen savaşa katılmış oldu... Binlerce gencimiz, beceriksiz siyasetçilerimizin kurbanı oldu. Düşmanın Çanakkale Boğazını geçmesini önledik ama; Çanakkale'yi geçemeyen düşmanın Anadolu'ya girmesini engelleyemedik...
x
BUGÜN...
BİR RUS UÇAĞINI VURDUK VE DÜŞÜRDÜK...
Türkiye'nin, hava sahamızı ihlal eden bir Rus uçağını vurup düşürmesini "doğru" buluyorum. Ancak, Türkiye'yi bu "doğruya" yönelten; varsa, "yanlışı" da yapanın kim olduğunu bulmak gerekir...
Yukarıda verdiğim örnekte, en azından o sıralarda, Rus limanlarını bombalanması emrini verenin, Osmanlı Devleti mi, Harbiye Nazırı Enver Paşa mı, yoksa bir Alman Amirali mi olduğu bilinmiyordu...
Başbakan Davutoğlu, uçağın düşürülmesi ile ilgili "gerekli talimat Genelkurmay Başkanlığı'na bizzat tarafımdan verilmiştir" dedi ama; bu, bana göre, olay çok kısa bir süre içinde olup bittiği için "emir-komuta silsilesi" içinde pek mümkün görülmüyor...
Cumhurbaşkanı Erdoğan da, düşürülen Rus uçağı için, "Şimdi olsa yine aynı karşılığı veririz" dedi...
Dedi ama; on gün önce,(29 Ocak 2015 Cuma günü), bir Rus uçağı yine hava sahamızı ihlal etti ama, aynı şey yapılmadı; yani uçak düşürülmedi...
Bu duruma göre, "birinci uçak düşürme" olayı doğru ise, niye ikinci uçak da düşürülmedi? Doğru olan "ikinci ihlal olayındaki tavır" ise, o zaman birinci "uçak düşürme olayı" yanlıştı...
Belli ki, birileri Türkiye'ye bir oyun oynamış ve Türkiye de bu oyuna gelmiş... Kimin yüzünden; "gün" ile "gelecek gün" arasında olması muhtemel olayları göremeyen ve önlem alamayan "beceriksiz politikacılardır"...
Sonuçta, Türkiye ile Rusya'nın araları açılmış; Rusya aldığı bir kısım olumsuz ekonomik yaptırımlar ile sanki, 100 yıl önce, sebepsiz yere, "limanlarını bombalayan ve uçağını düşüren" Türkiye'den öcünü almaktadır...
x
80'li yıllardan beri, ülkemizin mal ve can kaybına neden olan ve hala üstesinden gelemediğimiz PKK'nın, bu devamlılığında da, "işinin ehli olmayan politikacılarımızın" beceriksizliği yok mudur?
Elbette vardır... Ama, bu olayın devamından yana olan "dış ve iç düşmanlarımızın" varlığını da göz ardı etmemek gerekir...
x
SONUÇ...
Siyasi beceriksizlikleri yüzünde savaşlara neden olan politikacılar, barışı tesis edemezlerse yani barışa giden yolu bulamazlarsa hiç üzülmesinler; dünyada onların bu beceriksizliklerini canları ve kanlarıyla düzeltmeye hazır binlerce insan vardır.
Bütün bunlara rağmen, yani politikacıların beceriksizlikler yüzünden bir savaşa girmek zorunda kalan ülke insanlarının, ülkeleri için savaşmaları yanlış değildir... Onlar, her türlü methiyeyi hak etmektedirler.
"Savaşı politikacılar çıkardı" diyerek "ben savaşman" deme lüksümüz yoktur ve de olamaz...
cdenizkent
------------------------ :
(1) Carl von Clausewitz, Savaş Üzerine, İstanbul :1997, s. 310