- Kategori
- Spor
Dünya Kupası'nın sonu ve alınacak dersler

Kupanın sonuna geldik. Tam bir ay süren maraton yarın gece sona erecek. Bu kupa futbolun kıtalar arasında nasıl farklı oynanıyor olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Kuşkusuz buradan bizim çıkarmamız gereken dersler de var. Özellikle transfer sezonunun tam ortasında, pazardan futbolcu seçerken onun ülkesinin ve kıtasının nasıl futbol oynuyor olduğunu bilmek gerçekten çok önemli hal geldi.
Geçen sene Galatasaray çok ciddi bir enternasyonal bir takım kurmuştu. Hemen her kıtadan bir oyuncu temsil ediyordu. Galatasaray bu renkleri bir arada tutamadı, kaynaştıramadı. Şansı da yoktu; Baros ve Kewell’ın sakatlıkları, Keita’nın cezası senkronizasyonu aldı götürdü.
Fenerbahçe ise genel olarak Güney Amerika ekolünü ön plana çıkardı. Öyle olunca da Zico’dan bu yana takımın kırılgan yapısı hep temel sorun olarak kaldı.
Beşiktaş daha sağlam bir yapı kurdu ancak o da Mustafa Denizli’nin futbol oynamayı unutturan taktiklerine kurban gitti.
Bu turnuvada finale çıkan veya kapısından dönen takımların önemli bölümü sağlam futbolcu yapıları ve taktikleriyle ön palana çıktılar. Oyunu garantiye alan strateji ile sahaya yayılmakla kalmıyorlar yetenekli futbolcularıyla da sonuca gitmeyi biliyorlardı. Özellikle Almanya ve Hollanda’nın bu şablona tam oturduğunu söyleyebiliyoruz.
Brezilya yıldız oyuncularına savunma yaptıramamanın cezasını çekti. Brezilya’nın son karşılaşmasını izlerken sanki zaman zaman sezon içinde Fenerbahçe’nin yaşadığı sıkıntıları görür gibi olmuştuk.
İngiltere bu örneğe hiç uymuyor olsa da çok ciddi bir tutulma içindeydi. Capello kariyerinin en kötü serisini çıkardı. Bir takım ancak bu kadar kötü yönetilebilirdi. Gerrard, Lampard ve Terri’nin hala oynadıkları bölgenin en iyi oyuncuları olduğunu düşünüyorum.
Kuşkusuz bir diğer hayal kırıklığı Arjantin’in de temel sorunu Messi ile diğerleri arasında doğru ilişkinin kurulamamasıydı. O Messi’yi Arjantin takımından alıp İspanya’ya yerleştirdiğinizdeyse başka bir şey yapıyor oluyorsunuz.
Zamanla şu gerçek biraz daha net olarak belirginleşiyor ki futbol Avrupa’da biraz daha şablonlara, güce ve taktiğe dayanıyor. Birçok Avrupa takımının işi şansa bırakmıyor oluşunun geri planında yenilmemeyi güvenceye alan taktik kurguları vardır.
Arjantin-Almanya maçı ders niteliğindedir.
Biz bu farkı Ağustos ayında basketboldaki Dünya Kupası mücadeleleri sırasında da göreceğiz. Euroleague ile NBA arasındaki basketbol farkının gece ile gündüz arasındaki kadar olduğunu ayırt etmek gibi bir şey olacaktır.
Bu yazının içinde bir tercih yapmaya çalışmıyorum. Bir Avrupa vatandaşı olarak kuşkusuz Avrupai alışkanlıklarımız ve reflekslerimiz vardır. Brezilya, Arjantin, Gana, Meksika’nın oynadığı futboldan keyif alıyoruz, ancak başarının anahtarının başka bir şey olduğunu da biliyoruz. Bizim futbolumuz da bu nedenle Araf’tan bir türlü kendisini kurtaramıyor.
Ahtapot tersini söylüyor ancak bu gece oynanacak üçüncülük karşılaşmasında gönlüm Uruguay’dan yana. Fakat Almanya bizim bildiğimiz ve yukarıda anlatmaya çalıştığımız şeyi yapmaya devam ederse çok rahat bir galibiyet alacağını da biliyorum.
Uzay Gökerman