- Kategori
- Tarih
Dünya sistemi ve globalizm
Marksist tarihçilerin dünya sistemi kuramı ve G-7’deki neo-liberallerin globalizmi, aslında aynı durumun farklı dile getirimleridir.
Marksist tarihçilerin bir bölümü, devleti 5.000 yıllık bir süreklilikte ele almakta ve kapitalizmi bu makro sistemde zorunlu değil, olası bir sonuç olarak görmekteler.
Şerhler: Bir: Biz, 2.500 yıllık gelecek Lao Tzu-Aristo sentezini de ekleyerek, dünya sistemini 7.500 yıllık bir bütünlüğe yükseltgemeyi tasarladık.
İki: Kapitalizmin zorunlu bir sonuç olmaması, komünizmin ve devrimin de olası bir sonuç olmasını imlemektedir.
Üç: Marksist tarihçiler arasında Bloch’un ‘Feodal Toplum’ kitabındaki tezlere şerh, Polonyalı bir yazar tarafından yazılmıştı. Marx’ın ‘Kapital’ine ise, ‘Braudel’in 3 ciltlik proto kapitalizim 1500-1750 ile şerh yazılmıştı. Yani ustaların şerhleri çoktan beridir var.
Dört: Bu durumda Wallerstein-Fukuyama sentezini düşünebiliriz.
Her iki makro-tez sistemi de, artı-değer akışını bütünlük içinde ele almakta. Ayrıldıkları yön, birinin sömürüye karşı olması, diğerinin ise taraftar olması.
İşte, tam da bu noktada bu karşıtlığın ayırtsızlığı ve yeni bir bilimsel devrim daha devreye girmekte. Nasıl ki ‘Quantum Gravity’de 20’nin üzerindeki tüm karşıt tezler, aslında tek ve daha yüksek bir söylem düzlemindeki bir üst-gerçekliği gösteriyorsa, burada da durum aynıdır. Yeni söylem her ikisini de içerecek ve bütünleyecektir.
Bu söylem nasıl bir şey olabilir?
Öncelikle, bugün G-7 olarak adlandırdığımız, bir zamanlar Osmanlı olarak bizim de aralarında yer aldığımız, global hegemonların aşağı yukarı aynı ‘iktidar sürdürme kuralları’na bağlı olduklarını vurgulamak gerekir. Sonrasında, hiçbir hegemonun 1.000 yıl gibi uzun bir süre yukarıda kalamadığını vurgulamamız gerekir. İklimler değişir, silahlar, ticaret yolları ve yöntemleri değişir. Şu andaki global hegemonların sonucu olan global ısınmanın o güçleri mahvedeceğini hep birlikte göreceğiz. Örneklemek gerekirse, 25 yıl üstüste geliverecek bir ön buzul dönemciğinin, tam da petrolün tükenmesi sırasında vuku buluvermesi ile, G-7’deki 1 milyar insanın belki yarısının donarak ölebileceğini düşünebiliriz. BM’nin bile hesaba kattığı bir kıtlık silsilesinin, çoğu az gelişmiş ülkelerde yaşayan 1 milyar kişiyi açlıktan rahatça öldürebileceğini düşünebiliriz.
Bu işin pratik yönü. Bir de kuramsal yönüne bakalım:
Dünya sisteminin öngördüğü diğer bir durum da dönemselliklerin varlığı, yani dünya sistemi arada parçalarına ayrışabiliyor. Kapitalizm ise bunları ‘kriz’ olarak değerlendiriyor. 250 yıllık kapitalizm tarihinde bu krizlerden onlarcası yaşandı ve her seferinde milyonlarca kişi telef oldu.
Bu açıdan bakınca, biraz yerelliği savunmak, artı-değerlerin krizler ve savaşlar tarafından yutulmasını engelleyebilir. Dünya sistemini savunan tarihçiler, işin bu yönüyle ilgili değiller.
Kapitalistler ise, altta kalanın ezildiği sado-mazohist bir toplumsal anlayışa sahip. Yalnızca sadist değil, çünkü dolar milyarderlerinin iflası da, kapitalizmin olağan olayları arasında yer alıyor.
Dünya sisteminin ve globalizmin sentezinde, yerellik bir negasyon olarak yer alıyor. Pozisyon olaraksa, bazı aydın zenginlerin sistemin yarı yarıya dışına artı-değer taşıması bir yol. Türkiye’de bunu Müslümanlar yaptı: Neredeyse, sıfır fireyle bir para döngüsü kurdular ve MÜSİAD böyle doğdu. Bunun daha küçük ölçeklisini kooperatif düzeyinde becermek, bağımsız-federe bir ekonomik güç yaratır. Bunların da, gerilla savaşında olduğu üzere, hücre yapısında örgütlenmeleri, krizlerden ve savaşlardan batmalarını azaltır ve birbirlerinden muaf kalırlar.
Global sistemle bütünleşmenin veya ondan yalıtılmanın dışında, yarı yarıya geçirgen / açık-kapalı sistemler var. Nasıl ki milyonlarca kişiyi biraraya getiren resmi eğitimle birebir eğitim birarada yer alıyorsa; hem borsa oynayıp, hem aydınsal kefaretini ödemek, küçük çaplı olunursa mümkün. Çap büyüyünce, kendiliğinden kapitalizmin kuralları devreye girer. Yani paranın dini ve imanı yoktur. Kapitalizmden önceden beridir para aynı kurallarla, yani spekülasyonla ve faizle yaşıyor. İpek Yolu’nun kervanlarını sigortalayanlar, bir kerede ya köşeyi dönerdi, ya da batardı.
10-15 milyar kişi ve bugünün değeriyle, yaklaşık 100.000 dolar civarında duracak olan kişi başına gayrısafi ulusal gelir ile milyonlarca kombinasyonda çıkış yolu yaratılabilir. Aynı çıkış yolları, bugün de ama daha düşük olasılıklarla var. İşçi sınıfı için devrimin tasarladığını, 250 yıl içinde kapitalizmin kendisinin başarmış olduğu gerçeği var. Demek ki zulüm zorunlu değil. Bu savla hümanist kapitalizmi kabul ettiğimiz sonucu çıkarılmasın.
Dünya sisteminin ve globalizmin etkileşimleri henüz başlayan ve rahatça yüzyıl daha sürecek olan bir etkileşim ve tartışma dizisinin başıdır. Yani: Devamı var.