- Kategori
- Gündelik Yaşam
Dünyanın büyük sahnesinden küçük bir rol

Sirkeci Garı'ndan bir kare...
En son yazdığım yazı “ Çok Sinirlendim!” Milliyet Blog'ta onay için, en uzun bekleyen yazım oldu.
Yazımın onayını beklerken ve red olabileceğini düşünmeye başlamışken, bu tepkimi ve böyle bir yazıyı yazmama neden olan duygularımı açıklama gereği hissettim.
29 Eylül 1989 günü ve Sirkeci Garı. Türkiye’ye ile tanıştığım gün. Öyle vakti. Trenden inişimi bugün gibi hatırlıyorum.
Heyecan, merak, korku, mutluluk, belirsizlik gibi karmakarışık duygular içindeyim.
Hani derler ya hep, Dünya sahnesinde hepimiz birer oyuncuyuz.
Kendimi daha önceleri oyuncu gibi hissetmemiştim, sadece gri ve sönük hayat sürmüştüm.
Ama işte o Sirkeci garına inişimde öyle büyük bir değişime uğramıştım ki bunu algılamakta kendim bile zorlanmıştım. Birden sanki iki kişi oluvermiştim. Bir tarafımın en parlak sahne kostümlerini giymiş, sahnedeki rolü için hazırlanmıştı, diğer tarafım - gerçek ben olan ise seyirci oluvermişti.
Kendi kendimi izlemeye almıştım.
Bu bir roldü, gerçek olamazdı. Böyle şeyler insanların başına anca filmlerde gelebiliyordu çünkü. Sadece bir rol.
Şaşkınlıkla, yönetmenin ne yapmam gerektiğini söylemesini bekler gibiydim.
Çok görkemli, yüksek kubbeli ve ilginç avizeli bekleme salonuna doğru kalabalıkla birlikte yürümüştük, adeta sürüklenmiştik.
Nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Bizi karşılayan yoktu.Bu ne demek olduğunu, nasıl bir çaresizlik olduğunu anlayabilmek için yaşamak gerekiyor.Senaryoda yazılanları merak ediyordum.
Annemin elini sıkı sıkı tutmuştum…
Yol gösteren yoktu…
Ve işte o zaman bir ses … Çok yüksek ve net… Önce siren sesi gibi geldi.
O kadar çok kortum ki… Neler oluyor? Yangın alarmı mı? Hayatımda bir iki defa tatbikat sirenlerini duymuştum ve ürkütücü gelmişlerdi. Savaş sirenlerini gibi.
Acil bir durum mu var? – düşünmüştüm.
Annem tedirginliğimi hissetmişti : “Bu Ezan Sesi, Sakin ol “dedi
Ezan sesi bu muydu ! Aman Allahım! Neil Armstrong’u anımsamıştım. Okumuştum ki ezan sesine benzer sesler duymuş Ay’da. Hayal etmeye çalışmıştım o zamanlar Ezan sesini.
Ve işte Ezan sesini duymuştum…İlk defa….Beklemeden, aniden canlı ve gerçek…
Çok etkilendiğimi söylemeliyim, ilk o korku ve hatta dehşetimden sonra, rahatlama ve sükunet hissetmiştim... Evet, rahatlama, sanki o ses, yalnız olmadığımı işaret ediyordu.
Ezan, namaza çağrı olduğunu çok sonra öğrendim. Ben, Allahı hatırlayın gibi bir şey sanmıştım……………….
Uzun zaman alışamadım, her ezan başladığında, bir alarmın verdiği o tedirginlik, ondan sonra o rahatlama!
Ezanı ben çok seviyorum, her duyduğumda yalnızlık korkularım yok oluyor.
En ufak alayı o yüzden kaldıramıyorum. Hele hele bu topraklarda doğup büyümüş insanların bu konuyla alay etmelerini, inanın algılayamıyorum.
Ve onlara acıyorum… öz benliklerinden utandıkları için.
Beğensek de beğenmesek de bu kültürümüzün bir parçası. Utansak da, sıkılsak ta
” Her sabah panikle aklımız çıksa ”da bu bizim geleneklerimiz. Ve bu gerçeği hiçbir şey değiştiremez.
En azından saygı duyulması gerektiğini düşüncesindeyim. Ben saygı duyuyorum.