- Kategori
- Gündelik Yaşam
Durdum...

Kendime bir vakit buldum da bu ara durdum. Zaman ilerlese de ben durdum… İçimden öyle geldi işte; zamanını sorgulamak bile istemedim. Fırsatını buldum ve durdum.
Bir söğüt ağacı gibi üstü kalabalık ve hareketli görünsem de hala uzaktan, yalnızlığım ve kendi yaprak hışırtılarım arasında rüzgârın getirdiği sesleri dinleyerek durdum.
Ürkütücü bir hali var derin seslerin aslında ama hepsini ayırt etmeye çalışıyorum tek tek ve bir kez daha korkusuzca durdum.
Kim hayata nasıl bakıyor, kimle aynı düşüncedeyiz, kimle aramızda dağlar var, kimle yol ayırır, kimle kavuşuruz bilemiyorum. Kimle mutlu olur da, kimle hayal kırıklığı bulurum, tüm bunlara dair düşünürken durdum.
Kim beni ben yapan yapraklarımı koparıyor, yerine başka bir şey koymaya çalışarak beni görmüyor, kim yaprak seslerimin ne ifade ettiğini anlıyor, kim benimle ağlıyor, kim benimle gülüyor, dinlerken ve beslerken kim samimi, kim değil onu da bilmiyorum. Cevapları alabilmek ve otuz beşten sonrasını teraziye yatırmak için bir kez daha durdum.
Daha da dururum… Hiçbir şey üretmeden, düşünmeden, acele etmeden, verimsizce, gerçeği bulana kadar, sağır dilsiz gibi, delinin boşluğa takılıp kaldığı gibi öyle seyreyler, öyle dururum…
Rüzgâr bazen tersten esse de, dallarımdan sağa sola çekiştirilsem de en fazla esnerim ama köklerim sağlam benim yine de ayakta dururum… Duyduklarım mutlu etmekten çok kızdırır belki ama nasılsa kendi gölgemde bir şekilde durulurum.
Bu rüzgârın hep söyleyeceği bir şeyler olacak elbet, hatta getirdiği sesler köklerim kuruyana kadar biliyorum hiç bitmeyecek. Kendiliğimden duyamayacağım veya duymazdan gelmek istediğim zamanlar da olacak kimi zaman ama şimdi durdum.
Gün bugün. Hala iyi işitiyorken, huzurum için tüm seslere yeniden kulak kesildim ve durdum…